14 Nisan 2009 Salı

ÖLÜMÜNÜN 27.YILINDA BABAMI ÖZLEMLE ANIYORUM...

BAĞIŞLA

babama

bir yerlerde gökyüzü vardı aldanıp mavisine
gitmek vardı akşam yığılırken kente.
çok eskiden dut ağaçları ve erik
ve pekmez olan üzümler vardı haymalıkta...

bir sessiz çocuk vardı düşlerinde saz
yalnız bir güz vardı o zamanlar annemin yüzünde.
kışı bekleyen acılar konsolun tozlu çekmecesinde
bir de unuttuğumuzu sandığımız anılar vardı yalansız...

bir zamanlar babam vardı ince uzun parmakları
kederli bakışları dikerdi yoksulların çıplak ayaklarını
okşardı bazen bir kumru,güvercin ve keklik
diliyle konuşur ve öperdi yoksulluğun diliyle...

bağışla,uzun şiirler yazamadım sana...

MUSTAFA KOÇ

8 Nisan 2009 Çarşamba

BİR AŞK ÖNCESİNİN SIZISI

Ah yine mi gönlümde benim
kuş uçar yana yana
su akar döne döne?

Filizlerin yaralısı aşkların
sır-sınır tanımayan düşleri
yine mi sarmış teni
asmalarda sürgünlerin belalısı işlere?

Gizleyemem:
bir yanım duruşundan sığırcık
bir yanım bakışından tomurcuk...

Bilemedim nasıl oldu:
kayıp gitmiş yüreğimin yarısı,
ardı sıra çiçeğine goncalandı büyüsü...

Dahası var:
talan olur,yalan olur,
yeşermeden yolan olur diye diye
ötesini-berisini soramadım kimselere düşümün,
yazılarım-sızılarım saklı kaldı içimde;
bir kez olsun duruşunu saramadan ölür isem
suç benim!

"Boş ver!" dedim:
eli-günü düşünecek an değil,
yaralanan benim canım kime ne;
dudağımda kıvılcımın irisi...

Korktuğum şu:
ürkütürsem kavuşamam,ayışığı kirpikleri incinir;
gücenirse barışamam, bu dert beni bitirir...

Kısacası:
yoncalara oyalanmış gözlerinde
usul usul uçuşan kelebeksi o gülüş,
saçlarında esin kuşun yavrusuna
yuva yuva kıvırcık
sesler beni köşe-bucak kendi huyuna...

Neyleyim ki:
şu ömrümde doyamadı hasretlerin sürüsü,
gide-gele yol üstünde kanarım:
ne gurbette ne sılada duruldum
ona yanarım

NİHAT BEHRAM

29 Mart 2009 Pazar

BAZI YARALILARA

Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası

Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası

Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası

Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır

İsteyen denize isteyen kendine baksın.

SÜREYYA BERFE

24 Mart 2009 Salı

Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Süreyya BERFE'nin

Türk şiirinin tanınmış kalemlerinden Ceyhun Atuf Kansu anısına düzenlenen şiir ödülünün sahibi ''Çıkrık'' adlı yapıtıyla Süreyya Berfe oldu.

Adnan Binyazar, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Kansu'nun ailesi adına Bahar Gökler, Emin Özdemir ve Sevgi Özel'den oluşan Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Seçici Kurulu, Durbaş'ın rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı son toplantısında, bu yıl ödüle katılan 41 yapıtı değerlendirdi.

Kurul, Süreyya Berfe'nin, geçen yıl yayımlanan ''Çıkrık'' adlı kitabını, oybirliği ile ödüle değer gördü.

Berfe, ödülünü 26 Mart'ta Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenecek törende alacak.

İlk şiirleri 1962'de ''Yön'' dergisinde çıkan Süreyya Berfe, 1966'da ''Kasaba'' adlı şiiriyle Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması birincilik ödülünü aldı.

İlk kitabı ''Gün Ola'' Fikir Kulüpleri Federasyonu tarafından basılırken, 1960 Kuşağı olarak anılan İsmet Özel, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz gibi şairler arasında yer aldı.

İlk şiirlerinde İkinci Yeni'nin etkileriyle soyutlamalara eğilim duyan Süreyya Berfe, 1966'dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aradı. İkinci kitabı ''Savrulan'' 1971'de yayımlandı, ardından ''Hayat ile Şiir'' (1980), ''Ufkun Dışında'' (1985), ''Şiir Çalışmaları'' (1992), ''Ruhumun'' (1998), ''Kalfa'' (1995-1998-1999), ''Seçme Şiirler'' (2001), ''Nabiga'' (2001), ''Seni Seviyorum'' (2002), ''Foklar Söyledi, Ben Yazdım'' (2005) geldi.

''Şiir Çalışmaları'' adlı eseriyle Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü, ''Nabiga'' ile 2002 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazanan şair, ''Seni Seviyorum'' isimli şiir kitabıyla da 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'ne değer bulundu.

Süreyya Berfe'nin şiirleri 17 dile çevrildi.

21 Mart Dünya Şiir Günü

2009 PEN Şiir Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in Dünya Şiir Günü Bildirisi şöyle:

"YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR"

Bir yüzleşme günündeyiz yine.

Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.

Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...

Şöyle diyebiliriz örneğin:

“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.

Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.

Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.

Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.

Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.

Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

25 Ocak 2009 Pazar

ONAT KUTLAR'I DOĞUMUNUN 73.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!

PERA'LI BİR AŞK İÇİN GAZEL

Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
-Dur önce şu sigaramı yakayım-
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylül geçiyor köklerimizden
-Sanırım değişen bir şey olmalı-

Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
-Bu kör eylül karanlığından uzak-
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı

Çıkalım buradan hemen gidelim
-Ben önce şu hesabı vereyim-
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
-Nasıl benim gençliğime benziyor-
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı

Onat KUTLAR

3 Ocak 2009 Cumartesi

DÜNYADAKİ TÜM GÜVERCİN KASAPLARINA!



GÜVERCİN KASAPLARI

Yel ulur kar toz durur bir kış
Yazı yabanda şu sıra içimiz.
Oysa sevmelerin ustasıyız biz
Bir de alçaklıklarla kavganın.
Alıcıkuş kesiliriz ve de ense kökünde
Göğsümüzdeki o sıcak güvercini
Kara dirgen elleriyle
Boğmaya kalkışanların.

Neden, güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız
Öyle kötüsünüz ki
İki gözden dört ölüm bakarsınız.

Tabanca gibidir tabanca
Sevgilenmemiz de vuruşmamız da
Ya yürek dalında patlar
Ya da bir alın çatında.
Ne ki çok kez dalaşmaktansa
Acıdan yükünü tam almış
Güçlü bir katır gibi
Vururuz yalnızlık yokuşumuza.

Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten
Öyle bataklıksınız ki
Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden.

TAHSİN SARAÇ