
2 Haziran 2009 Salı
İSİMSİZ
Bir akşam üstüdür şarabî
Bahçeler ve dağlar üzre hükümran
Tam dünyayı dolaşmak saatindesin
Ay ışığı su içer birazdan.
Kızarmış kalçalarını çanlar
Alabildiğine vurur
Manşetlerde kilometre kilometre yalan
Sallanır durur.
Sen çocuk tulumunda
Matbaa mürekkebi
Rüsva olmuş ellerin emeği
Alıp götürmüşler dost dediğini
Almış rüzgârlar içini.
Ümide benzer
Sevdaya
Soğuk bir namludur
ör ve pusuda
Ense kökünde zulüm
Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
Burnun dibine
Hürriyet.
Seviyorsun mümkün
Aranızda kurşun
Yasak bölge var
Sen genç
Sevdan ölünecek kadar güzel
Kanunu yapanlar ihtiyar.
Ahmed ARİF
Şiir, Refik Durbaş'ın "Ahmed Arif Anlatıyor: KALBİM DİNAMİT KUYUSU" adlı kitabından alınmıştır.Şiir, 1947 yılında "Meydan" adlı dergide yayınlanmıştır.
Bir akşam üstüdür şarabî
Bahçeler ve dağlar üzre hükümran
Tam dünyayı dolaşmak saatindesin
Ay ışığı su içer birazdan.
Kızarmış kalçalarını çanlar
Alabildiğine vurur
Manşetlerde kilometre kilometre yalan
Sallanır durur.
Sen çocuk tulumunda
Matbaa mürekkebi
Rüsva olmuş ellerin emeği
Alıp götürmüşler dost dediğini
Almış rüzgârlar içini.
Ümide benzer
Sevdaya
Soğuk bir namludur
ör ve pusuda
Ense kökünde zulüm
Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur
Burnun dibine
Hürriyet.
Seviyorsun mümkün
Aranızda kurşun
Yasak bölge var
Sen genç
Sevdan ölünecek kadar güzel
Kanunu yapanlar ihtiyar.
Ahmed ARİF
Şiir, Refik Durbaş'ın "Ahmed Arif Anlatıyor: KALBİM DİNAMİT KUYUSU" adlı kitabından alınmıştır.Şiir, 1947 yılında "Meydan" adlı dergide yayınlanmıştır.
6 Mayıs 2009 Çarşamba
UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ!

ÜÇ DAĞA AĞIT
Açlığın
çıplaklığın acısı mı genişliyor
dalları
meyvaya çağıran rüzgâr mı
Dalgın bir kuşun ötüşünden
sevdiğinin kalbine düşen âşık mı
yağmuru emen toprak mı derinleşiyor
Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
halkın gözlerini dolduran çizgilere
umudu mu çağırmalıyım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
durutarak gündüzleri geceleri
durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği
damıtıp sevdalarına
neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım
Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar
özgürlüğün borcu mu ödeniyor
yaralar mı açılıyor yoksulluğa
ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor
Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre
birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe.
NİHAT BEHRAM

SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ
geçici ayrılık benimkisi
ilkyaz çiçeğine gebeyim
ağıtlar yakmayın adıma
ben ölmedim ölmeyeceğim
sıcak saklayın gecelerimi
karlar altından çıkıp geleceğim
düşlerinizin ateşinden
ılık bir rüzgar gibi eseceğim
demlice bir çay koyun üstüne
aç çocuk gibi besleyin sobayı
nasıl tütüyorsanız gözlerimde
öylece tütsün buharı
uzunca serin yatağımı
boyunca uzansın ayağım
el aman deyince gece
usulca kıvrılır yatarım
can canım canlarım
hazır mı koynunuzdaki yerim
gün olur gecikmiş çocuk gibi
bağıra çağıra gelirim
Nevzat ÇELİK
24 Nisan 2009 Cuma
NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!

Nükleer Karşıtı Platform, Çernobil Felaketi'nin yıldönümünde Sinop'ta düzenleyeceği mitingle nükleer santral kurma girişimlerini protesto edecek. Nükleer santrallara karşı miting, "Çernobili Unutma, Geleceğine Sahip Çık" talebiyle 26 Nisan Pazar günü saat 13.00'de Sinop Uğur Mumcu Meydanı'nda düzenlenecek. Tüm Sinop halkını geleceğine sahip çıkmaya davet ediyorum.Ben orada olacağım...
14 Nisan 2009 Salı
ÖLÜMÜNÜN 27.YILINDA BABAMI ÖZLEMLE ANIYORUM...
BAĞIŞLA
babama
bir yerlerde gökyüzü vardı aldanıp mavisine
gitmek vardı akşam yığılırken kente.
çok eskiden dut ağaçları ve erik
ve pekmez olan üzümler vardı haymalıkta...
bir sessiz çocuk vardı düşlerinde saz
yalnız bir güz vardı o zamanlar annemin yüzünde.
kışı bekleyen acılar konsolun tozlu çekmecesinde
bir de unuttuğumuzu sandığımız anılar vardı yalansız...
bir zamanlar babam vardı ince uzun parmakları
kederli bakışları dikerdi yoksulların çıplak ayaklarını
okşardı bazen bir kumru,güvercin ve keklik
diliyle konuşur ve öperdi yoksulluğun diliyle...
bağışla,uzun şiirler yazamadım sana...
MUSTAFA KOÇ
babama
bir yerlerde gökyüzü vardı aldanıp mavisine
gitmek vardı akşam yığılırken kente.
çok eskiden dut ağaçları ve erik
ve pekmez olan üzümler vardı haymalıkta...
bir sessiz çocuk vardı düşlerinde saz
yalnız bir güz vardı o zamanlar annemin yüzünde.
kışı bekleyen acılar konsolun tozlu çekmecesinde
bir de unuttuğumuzu sandığımız anılar vardı yalansız...
bir zamanlar babam vardı ince uzun parmakları
kederli bakışları dikerdi yoksulların çıplak ayaklarını
okşardı bazen bir kumru,güvercin ve keklik
diliyle konuşur ve öperdi yoksulluğun diliyle...
bağışla,uzun şiirler yazamadım sana...
MUSTAFA KOÇ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
