BAZI YARALILARA
Nereye bakıyorsun
İşte yaralı insanların fotoğrafları
İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri
Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı
Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası
Kime bakıyorsun
İşte bacağından alınan üç parça kemik
İşte bombardımandan sonraki yaralılar
Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara
Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası
Neye bakıyorsun
Sayamazsın o ciğerdeki yaraları
Kime bakıyorsun
Bilemezsin geçmişindeki yaraları
Nereye bebeyken nazar boncuğu
Kime büyüyünce kurşun yarası
Ama sen
Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç
Uçarsın yaralı keklik
Kan diner yol açılır
Gün döner gece kısalır
İsteyen denize isteyen kendine baksın.
SÜREYYA BERFE
29 Mart 2009 Pazar
24 Mart 2009 Salı
Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Süreyya BERFE'nin
Türk şiirinin tanınmış kalemlerinden Ceyhun Atuf Kansu anısına düzenlenen şiir ödülünün sahibi ''Çıkrık'' adlı yapıtıyla Süreyya Berfe oldu.
Adnan Binyazar, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Kansu'nun ailesi adına Bahar Gökler, Emin Özdemir ve Sevgi Özel'den oluşan Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Seçici Kurulu, Durbaş'ın rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı son toplantısında, bu yıl ödüle katılan 41 yapıtı değerlendirdi.
Kurul, Süreyya Berfe'nin, geçen yıl yayımlanan ''Çıkrık'' adlı kitabını, oybirliği ile ödüle değer gördü.
Berfe, ödülünü 26 Mart'ta Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenecek törende alacak.
İlk şiirleri 1962'de ''Yön'' dergisinde çıkan Süreyya Berfe, 1966'da ''Kasaba'' adlı şiiriyle Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması birincilik ödülünü aldı.
İlk kitabı ''Gün Ola'' Fikir Kulüpleri Federasyonu tarafından basılırken, 1960 Kuşağı olarak anılan İsmet Özel, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz gibi şairler arasında yer aldı.
İlk şiirlerinde İkinci Yeni'nin etkileriyle soyutlamalara eğilim duyan Süreyya Berfe, 1966'dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aradı. İkinci kitabı ''Savrulan'' 1971'de yayımlandı, ardından ''Hayat ile Şiir'' (1980), ''Ufkun Dışında'' (1985), ''Şiir Çalışmaları'' (1992), ''Ruhumun'' (1998), ''Kalfa'' (1995-1998-1999), ''Seçme Şiirler'' (2001), ''Nabiga'' (2001), ''Seni Seviyorum'' (2002), ''Foklar Söyledi, Ben Yazdım'' (2005) geldi.
''Şiir Çalışmaları'' adlı eseriyle Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü, ''Nabiga'' ile 2002 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazanan şair, ''Seni Seviyorum'' isimli şiir kitabıyla da 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'ne değer bulundu.
Süreyya Berfe'nin şiirleri 17 dile çevrildi.
Adnan Binyazar, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Kansu'nun ailesi adına Bahar Gökler, Emin Özdemir ve Sevgi Özel'den oluşan Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Seçici Kurulu, Durbaş'ın rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı son toplantısında, bu yıl ödüle katılan 41 yapıtı değerlendirdi.
Kurul, Süreyya Berfe'nin, geçen yıl yayımlanan ''Çıkrık'' adlı kitabını, oybirliği ile ödüle değer gördü.
Berfe, ödülünü 26 Mart'ta Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenecek törende alacak.
İlk şiirleri 1962'de ''Yön'' dergisinde çıkan Süreyya Berfe, 1966'da ''Kasaba'' adlı şiiriyle Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması birincilik ödülünü aldı.
İlk kitabı ''Gün Ola'' Fikir Kulüpleri Federasyonu tarafından basılırken, 1960 Kuşağı olarak anılan İsmet Özel, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz gibi şairler arasında yer aldı.
İlk şiirlerinde İkinci Yeni'nin etkileriyle soyutlamalara eğilim duyan Süreyya Berfe, 1966'dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aradı. İkinci kitabı ''Savrulan'' 1971'de yayımlandı, ardından ''Hayat ile Şiir'' (1980), ''Ufkun Dışında'' (1985), ''Şiir Çalışmaları'' (1992), ''Ruhumun'' (1998), ''Kalfa'' (1995-1998-1999), ''Seçme Şiirler'' (2001), ''Nabiga'' (2001), ''Seni Seviyorum'' (2002), ''Foklar Söyledi, Ben Yazdım'' (2005) geldi.
''Şiir Çalışmaları'' adlı eseriyle Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü, ''Nabiga'' ile 2002 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazanan şair, ''Seni Seviyorum'' isimli şiir kitabıyla da 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'ne değer bulundu.
Süreyya Berfe'nin şiirleri 17 dile çevrildi.
21 Mart Dünya Şiir Günü
2009 PEN Şiir Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in Dünya Şiir Günü Bildirisi şöyle:
"YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR"
Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.
Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.
"YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR"
Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.
Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.
25 Ocak 2009 Pazar
ONAT KUTLAR'I DOĞUMUNUN 73.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!
PERA'LI BİR AŞK İÇİN GAZEL
Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
-Dur önce şu sigaramı yakayım-
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylül geçiyor köklerimizden
-Sanırım değişen bir şey olmalı-
Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
-Bu kör eylül karanlığından uzak-
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı
Çıkalım buradan hemen gidelim
-Ben önce şu hesabı vereyim-
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
-Nasıl benim gençliğime benziyor-
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı
Onat KUTLAR
Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu
-Dur önce şu sigaramı yakayım-
Kırmızı bir güneş bardağımızı
Dışarda kararan rum kilisesinin
Gürültüyü yapraklara çeviren
Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık
Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık
Günleri. Yüzünün gülü kapalı
Acı eylül geçiyor köklerimizden
-Sanırım değişen bir şey olmalı-
Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi
Gözlerinin yıldızıyla ışıyan
-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-
Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna
Öpüşlerle derinleşen bir halı
Yeni gelin bahçeleri dokuyan
-Bu kör eylül karanlığından uzak-
Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı
Çıkalım buradan hemen gidelim
-Ben önce şu hesabı vereyim-
Avluda fatihin ormanlarından
Kesilmiş çamlara bakan rum yetim
İçimi yalnızlıkla dolduruyor
Kapıda sadakor bir dalgınlığın
Ardından bize bakan şu delikanlı
-Nasıl benim gençliğime benziyor-
Şiirimiz bitince ve solduğunda
Sarı gül yaprağına yazdığım divan
Alıp götürecek bir sahaf olmalı
Onat KUTLAR
3 Ocak 2009 Cumartesi
DÜNYADAKİ TÜM GÜVERCİN KASAPLARINA!

GÜVERCİN KASAPLARI
Yel ulur kar toz durur bir kış
Yazı yabanda şu sıra içimiz.
Oysa sevmelerin ustasıyız biz
Bir de alçaklıklarla kavganın.
Alıcıkuş kesiliriz ve de ense kökünde
Göğsümüzdeki o sıcak güvercini
Kara dirgen elleriyle
Boğmaya kalkışanların.
Neden, güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız
Öyle kötüsünüz ki
İki gözden dört ölüm bakarsınız.
Tabanca gibidir tabanca
Sevgilenmemiz de vuruşmamız da
Ya yürek dalında patlar
Ya da bir alın çatında.
Ne ki çok kez dalaşmaktansa
Acıdan yükünü tam almış
Güçlü bir katır gibi
Vururuz yalnızlık yokuşumuza.
Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten
Öyle bataklıksınız ki
Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden.
TAHSİN SARAÇ
30 Aralık 2008 Salı
ÖLÜMÜN ADI:GAZZE

İsrail 3 gündür ölüm yağdırıyor yoksul filistin halkının üzerine.
Filistin alev alev yanıyor,yıkılıyor.
Her yanda acı ve kan...
Operasyonun adına "Dökme Kurşun" diyorlar.
Gökten döktüğü o kurşunlar;çocuk,genç,yaşlı,kadın,erkek demeden ölüm saçıyor.
Gazze ölüm kokuyor.Ölü sayısı 300'ün,yaralı sayısı 1400'ün üzerinde...
Filistin halkı katlediliyor...Ve bütün dünya bu katliamı seyrediyor...
Tevrat "Öldürmeyeceksin" diyor.Onlar öldürmeye doymuyor...
Gazze ölüm kokuyor...Gazze ölüm kokuyor...
KATİL İSRAİL FİLİSTİN'DEN DEFOL!
14 Aralık 2008 Pazar
ÖLÜMÜNÜN 29.YILINDA BEHÇET NECATİGİL'İ SAYGIYLA ANIYORUZ!
SEVGİLERDE
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı
NİLÜFER
Ben oraya koymuştum, almışlar,
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.
Kışken ilkyaz, sularımda açardı
Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?
Eski defterlerde sararırmış yaprak.
Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.
Bir ışıktı yanardı gecelerde;
Akşam, çiçekler uykuya yattı,
Sardı karşı kıyıları karanlık- -
Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.
SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlarla takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
BEHÇET NECATİGİL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)