<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990</id><updated>2011-08-04T02:52:58.283+03:00</updated><title type='text'>MUSTAFA KOÇ</title><subtitle type='html'>ŞİİR RESİM POLİTİKA GÜNCEL</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>75</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-5327231179110481098</id><published>2010-10-22T00:50:00.002+03:00</published><updated>2010-10-22T01:14:26.864+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;USTA OZAN ARİF DAMAR'I KAYBETTİK&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/TMC14bIw8VI/AAAAAAAAAYs/9Nev6sPTt2c/s1600/AR%C4%B0F+DAMAR.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5530620323372790098" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 244px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/TMC14bIw8VI/AAAAAAAAAYs/9Nev6sPTt2c/s400/AR%C4%B0F+DAMAR.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;          Şair Arif Damar bugün saat 03.00'te kaldırıldığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalp yetmezliği nedeniyle vefat etti.&lt;br /&gt;          Çanakkale'nin Gelibolu ilçesi Karainebey köyünde 1925'te doğan Damar, ilkokulu Çanakkale'de, ortaokulu İstanbul'daki Yenikapı Ortaokulu'nda bitirdi. İstanbul Erkek Lisesi'ndeki öğrenimini iki yıl sonra bırakan şair, şiir yazmaya orta birinci sınıf öğrencisiyken başladı.&lt;br /&gt;         İlk şiiri ''Edirne'de Akşam'', 1940 yılında (şair henüz 15 yaşında iken) Yeni İnsanlık adlı dergide, altında ''Harika Çocuk'' diye bir notla yayımlandı.&lt;br /&gt;         1944 yılında taşındığı Ankara'da 1950 yılına kadar yaşayan Damar, 1945 yılında Ant Dergisi'nde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu. 1944-1947 yılları arasında Atatürk Orman Çiftliği'nde memurluk yapan şair, askerliğini Kayseri ve Sivas'ta sürgün alayında yaptıktan sonra 1950'de İstanbul'a döndü, Mahmutpaşa'da işportacılık yaptı.&lt;br /&gt;''Arif Damar, zamanımızın en iyi şairlerinden biriydi. Zamanımızın en iyi ve en cesur insanlarından biriydi de. Arif Damar demek halkla beraber olmak, şiirle beraber olmak,insanlıkla beraber olmak demektir. Bir ömür boyu inançlarına ve şiirlerine sadık kalmış, düşüncesini gittikçe güzelleştirmiştir. Arif’in şiirlerinin ve kişiliğinin farkında olmayanlar bundan sonra farkına varacaklardır.'' (Yaşar Kemal)&lt;br /&gt;1951 Eylülünden 1952 Martına kadar Yeryüzü adlı kültür dergisinin yönetiminde bulunan şair, 15 Kasım 1951'de yayımlanan ''Dayanılmaz'' adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla 5 Aralık 1951'te tutuklandı. İki yıl cezaevinde kalan Damar, delil yetersizliğinden beraat etti.&lt;br /&gt;Cezaevinden çıktıktan sonra çeşitli işlerde çalıştı. 1969'da Suadiye'de Yeryüzü Kitabevini kuran ve yöneten şair, yayınevinde yasak yayın bulundurduğu gerekçesiyle 1982'de üç ay hapis cezasına çarptırıldı, Bozcaada Tutukevinde yattı. 1984 yılında kitabevini kapatıp kendini bütünüyle yazılarına verdi. 1985 yılında Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı ''Yağmurlu Sokak'' adlı romanı yayımlanan şair, en son Cumhuriyet gazetesinde 'Ayın Şairi' bölümünü hazırlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Damar'ı cezaevine götüren şiiri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;DAYANILMAZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini ölüm bürüdü onların&lt;br /&gt;korkulu rüyalarda uyanıyorlar uykularından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günden güne daha cana yakın&lt;br /&gt;günden güne daha yaşanacak hale gelsin diye&lt;br /&gt;her gün daha sağlam&lt;br /&gt;daha usta&lt;br /&gt;daha kahraman ellerle onarılan yeryüzü&lt;br /&gt;eskisinden dar geliyor onlara&lt;br /&gt;eskisinden düşman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne günün ilk ışığı&lt;br /&gt;ne balık sürülerinin ışıldaması suda&lt;br /&gt;ne güneşe uzanan dal&lt;br /&gt;ferahlık vermiyor içlerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalınan insan emeği yaşatmaz oldu&lt;br /&gt;korkulu rüyalarla uyanarak uykularından&lt;br /&gt;korkunç kararlar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı koymazsak eğer&lt;br /&gt;tehlikededir günlük ekmeğimiz&lt;br /&gt;bacamızın tütmesi tehlikededir&lt;br /&gt;evimiz, aşkımız, çocuğumuz&lt;br /&gt;pencerede saksı&lt;br /&gt;kitap sevgisi, insan sevgisi&lt;br /&gt;tehlikededir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini ölüm bürüdü onların&lt;br /&gt;uyumak, uyanmak tehlikededir,&lt;br /&gt;tehlikededir çiçek koklamak&lt;br /&gt;bardakta su, ateşte yemek&lt;br /&gt;bahçede güneş tehlikededir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikededir gözbebeklerimiz&lt;br /&gt;Adana'nın pamuğunu yabancılar işliyor&lt;br /&gt;dokuma tezgahları tehlikededir.&lt;br /&gt;İzmir'in üzümü, fındığı Giresun'un&lt;br /&gt;Samsun'un tütünü tehlikededir.&lt;br /&gt;Kapanıyor fabrikalar birer birer&lt;br /&gt;varımız yoğumuz tehlikededir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat korkunç kararlara ve tehlikelere aldırış etmeden&lt;br /&gt;boy atan başakların şarkısı devam eder&lt;br /&gt;topraktan güneşe avaz avaz.&lt;br /&gt;Çatlayan tohumdaki yaşamak arzusu&lt;br /&gt;her zaman galip, her zaman hür,&lt;br /&gt;dağlardan akan suyun sevinci&lt;br /&gt;her zaman genç, delikanlı&lt;br /&gt;kabına sığmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanılmaz&lt;br /&gt;çocuğunu emziren ananın şefkatine&lt;br /&gt;-yırtıcı, derin-&lt;br /&gt;hilelere, ölümlere karşı gelir&lt;br /&gt;memedeki çocuğun iştahı,&lt;br /&gt;kudreti sonsuz,&lt;br /&gt;dayanılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sen gözbebeğim&lt;br /&gt;sen erkek sesinle&lt;br /&gt;"İşsiz kalmasın insanlar, öldürmeyelim birbirimizi." dersin&lt;br /&gt;milyonların içinden&lt;br /&gt;milyonlardan ve gün ışığından uzağa götürülür,&lt;br /&gt;işkence görür,&lt;br /&gt;hapis yatar,&lt;br /&gt;sürgün edilirsin;&lt;br /&gt;sevilecek şeyler değilse de bunlar&lt;br /&gt;DAYANILIR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki günden güne yaşanacak hale gelen yeryüzünde&lt;br /&gt;toprağın ve insanoğlunun ümitle yarattığı her şey&lt;br /&gt;çatlayan tohum, akan su,&lt;br /&gt;ana şefkati, çocuk iştahı, insan tahammülü,&lt;br /&gt;hayatı öven şiir,&lt;br /&gt;kardeşliği söyleyen şarkı,&lt;br /&gt;mücadele eden resim,&lt;br /&gt;ve emekçinin yüreği, elleri, hasreti&lt;br /&gt;harbe ve ölüme karşıdır&lt;br /&gt;DAYANILMAZ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:ntvmsnbc.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-5327231179110481098?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/5327231179110481098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=5327231179110481098&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5327231179110481098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5327231179110481098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2010/10/usta-ozan-arif-damari-kaybettik-sair.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/TMC14bIw8VI/AAAAAAAAAYs/9Nev6sPTt2c/s72-c/AR%C4%B0F+DAMAR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3486882184274182412</id><published>2010-10-22T00:13:00.004+03:00</published><updated>2010-10-22T01:16:18.242+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;MERHABA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir yıl aradan sonra sayfaya bir şeyler yazıyorum...&lt;br /&gt;Bir yıl uzun bir zaman...ancak annemin ölümünden sonra nedense sayfaya bir şey eklemek gelmedi içimden.Şiir yazmakta öyle...Ölüm acısı bu tür durumlarda her şeyin önüne geçiyor...Sizin neleri önemseyip neleri önemsemediğinizin bir önemi kalmıyor.&lt;br /&gt;Yaşam devam ediyor...Ölümler yeni doğumları beraberinde getiriyor...2010 mart ayında yaşamımıza bir ''Ozan'' katıldı...şimdilik emekleme aşamasında,ama yakında yürüyecek...Dileğimiz adı gibi yürekli,namuslu bir ozan olması.&lt;br /&gt;Sağlıcakla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3486882184274182412?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3486882184274182412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3486882184274182412&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3486882184274182412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3486882184274182412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2010/10/merhaba-yaklask-bir-yl-aradan-sonra.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-5462086569680264761</id><published>2009-11-28T23:57:00.002+02:00</published><updated>2009-11-29T00:02:50.871+02:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 7.YILINDA USTA ŞAİR MELİH CEVDET ANDAY'I SAYGIYLA ANIYORUZ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SxGdqwsH4gI/AAAAAAAAAYc/wxDlbD5B4kE/s1600/225px-Melih_Cevdet_Anday.jpg"&gt;&lt;img style="WIDTH: 225px; HEIGHT: 327px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409277985398710786" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SxGdqwsH4gI/AAAAAAAAAYc/wxDlbD5B4kE/s400/225px-Melih_Cevdet_Anday.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;           1915 yılında İstanbul' da doğdu. 28 Kasım 2002'de hayata veda etti. Babası avukattı. 1931' de Kadıköy Ortaokulu' nu, 1936' da Ankara Gazi Lisesi' ni bitirdi. Önce Ankara Hukuk Fakültesi' ne, sonra Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi' ne girdiyse de devam etmedi. 1938 yılında sosyoloji öğrenimi için Belçika'ya gitti. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra, II. Dünya Savaşı nedeniyle yurda döndü. 1942' dn başlayarak Ankara Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı'nda memurluk, gazetecilik yaptı. 1951' de İstanbul' da "Akşam" gazetesinde çalışmaya başladı. "Tercüman", "Büyük Gazete", "Tanin" ve "Cumhuriyet" gazetelerinde fıkra yazarlığı, sanat sayfası yöneticiliği yaptı, denemeler yazdı. 1954' te başladığı İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü fonetik-diksiyon öğretmenliğinden 1977 yılında emekli oldu. 1964-69 yılları arasında TRT Yönetim Kurulu'nda çalıştı. 1979'da UNESCO Genel Merkezi kültür müşaviri olarak Paris'e gitti. Hükümet değişince geri çağrıldı. Mikado'nun Çöpleri adlı oyunuyla 1967-68 İlhan İskender Armağanı'nı, Gizli Emir adlı romanıyla TRT 1970 Sanat Ödülleri Roman Armağanı'nı, Tarjel Vesaas'dan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla TDK 1973 Çeviri Ödülünü kazandı. Teknenin Ölümü adlı şiir kitabıyla 1976 Yeditepe Şiir Armağanı'nı Sözcükler adlı şiir kitabıyla 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü, ÖlümsüzlükArdında Gılgamış adlı şiir kitabıyla da 1981 İş Bankası Büyük Ödülü'nü aldı. Melih Cevdet ANDAY şiire Gazi Lisesi'nde arkadaşları &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik"&gt;Orhan Veli&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/oktay_rifat"&gt;Oktay Rifat&lt;/a&gt;'la başladı. Daha sonraları "Garip" hareketi çevresinde oluşacak beraberliklerinin temeli böylece atılmış oldu. Daha Lise öğrencisiyken "Sesimiz" adlı duvar gazetesinde edebiyata ilgileri iyice belirmişti. Anday'ın ilk şiiri 1936 yılında "Varlık"ta yayımlanan "Ukde" oldu. Aynı dergide yer alan, dönemin egemen şiir tutumuna uygun şiirlerden sonra, 1938'den başlayarak yerleşmiş kurallaraboyun eğmeyen şiirlerini yayımlamaya başladı. "Varlık" dergisinde birlikte yaptıkları bir çıkışla, &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik"&gt;Orhan Veli&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/oktay_rifat"&gt;Oktay Rifat&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/m/melih_cevdet_anday"&gt;Melih Cevdet &lt;/a&gt;Türk şiirine yeni bir anlayış getirdiler. Kentte yaşayan küçük insanların sorunlarını lirizme, ahenge, sese sırt çeviren bir sadelik içinde ele alıyor, şiire girmez denilen konulara, sözcüklere özellikle ağırlık veriyorlardı. Yaptıkları denemeler edebiyat çevrelerinde büyük ilgiyle karşılandı, tartışmalara yol açtı.&lt;br /&gt;1941'de çıkardıkları Garip adlı kitapta &lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik"&gt;Orhan Veli&lt;/a&gt;'nin imzasıyla bu yeni anlayışın temel ilkeleri şöyle açıklandı : "Şiir, bütün özelliği edasında olan bir söz sanatıdır." Bu yazıda, ölçü ve uyak sınırlarını kırmak, şairanelikten kurtulmak, halkın beğenisini arayıp bulmak , klasik biçimlere başvurmamak, dize düşkünlüğünden kurtulup şiirde bütünlüğe yönelmek gibi ilkeler öneriliyordu.&lt;br /&gt;Garip hem büyük bir ilgi ve sevgi yarattı, hem de yergiye, hatta alaylara konu oldu. Ancak Türk şiirinin genel çizgisi içinde, geleceeğ uzanacak bir atılım yapılmış, şiiri kuşatan kimi kısıtlamalar sökülüp atılmıştı.&lt;br /&gt;Melih Cevdet ANDAY'ın, bu dönemde bile, hep birlikte karşı çıktıkları şairaneliğe yatkın yönlerini bütünüyle örtemediği görülür. Garip'ten beş yıl sonra çıkardığı Rahatı Kaçan Ağaç'ta ise toplumumuzda ki yoksulluk, haksızlık gibi olgulara ince bir yergiyle karşı çıkarken, bir yandan da geleneksel Türk şiiriyle uzak bağlar kurmaktan çekinmedi.&lt;br /&gt;1947-49 döneminde, "Yaprak" dergisinde yayımladığı şiirlerinden oluşan Telgrafhane adlı kitabında toplumsal sorunlara bağlı konuları işlemeye daha da ağırlık verdi. Bu şiirlerde dil alabildiğine yalınlaşmıştı, büyük kent insanının günlük konuşmalarındaki deyimlerden bol bol yararlanıyorduç Ölçü, uyak, "Garip" şiirinde dışlanan söz sanatları da yeniden şiir kurmakta yararlanılan öğeler arasına girmişti. Bu dönemin en başarılı şiirlerinden biri olan "Tohum"da ölçü ile uyak büyük bir başarıyla kullanılıyordu. Ayrıca, bütün şiir yarı gizli bir simgeyle yüklüydü.&lt;br /&gt;1956 yılında yayımlanan Yanyana'daki şiirlerin aynı doğrultuda ilerlediği görüldü. Şiire geleneksel biçimler ağırlıkla girmiş, şiir dokusuna uyaklar egemen olmuştu. Alay, ince yergi, lirizm, coşku yan yanaydı. Kullanılan sözcüklerde de bir değişme göze çarpıyordu. Önceki dönemlerdeki ağaç, deniz, bitki vb. gibi somutlukların yanı sıra çağ, dünya, yeryüzü, doğa gibi soyut kavramlar da kullanılmaya başlanmıştı. Şair belirli düşünceler üzerinde yoğunlaşırken, biçimin kusursuzluğuna iyiden iyiye özen gösteriyordu.&lt;br /&gt;Bu değişimin nedenlerini araştırırken, "Garip" anlayışının 1950-1955 döneminde, özellikle şiire yeni başlayanlar arasında olağanüstü yaygın bir etkisi olduğunu, bir zamanların yeniliğinin artık iyice eskitildiğini de göz önünde tutmak gerekir. Gerçekten de dönemin dergi sayfaları bu şiirin kötü kopyalarıyla dolmuş, şiiri giderek yalnızca küçük olayların basit bir dille aktarıldığı, bütün gücü az sayıdaki dizelerin içine sıkıştırılmış küçük bir buluşta olan bir tür haline gelmişti. Bütünüyle birbirine benzeyen bu şiirlerin altında imza olmasa, kimin yazdığını çıkarmak neredeyse olanaksızdı.&lt;br /&gt;Melih Cevdet ANDAY, son kitabının üzerinden uzunca bir zaman geçtikten sonra, 1963'te Kolları Bağlı Odysseus'u yayımladığında edebiyat çevrelerinde belirgin bir şaşkınlık görüldü. Daha öncenin açık, anlamını kolay ileten, tadına kolay varılan şiirininyerini, konusunu mitolojiden alan, kapalı, tadına güç varılan bir şiir almıştı. İnsanoğlunun doğa karşısında gelişimini, "Neredeyiz? Nereden geliyoruz? Bütün müyüz, parça mıyız?" gibi zamana bağlı olmayan sorularla irdeleyen "zamansız" bir şiir.&lt;br /&gt;Kolları Bağlı Odysseus ve ardından gelen Göçebe Denizin Üstünde ile Teknenin Ölümü bir arada düşünüldüğünde, Anday' ın toplumsal sorunları aktarma ve uyarma gibi daha önce şiirinde yer alan bir görevi düzyazıya aktarıp, salt düşünsel bir şiire ulaşmak istediği anlaşılır. Gerçekten de, 1960 sonrasında hem Türkiye genelinde, hem Türk şiir ortamında çok şey değişmiş, daha önceleri şiirin sözcülük etmeye çabaladığı kimi konular, asıl uzmanlarınca gündeme getirilip tartışılmaya başlanmıştı. Şairin kendisi de deneme ve makaleleriyle bu tartışmalara katılarak görüşlerini bildiriyordu.&lt;br /&gt;Öte yandan şiirinin taşıyamadığı konuları, insanlar arası durumları 1965' ten sonra yayımlamaya başladığı romanlarında ele alıyor, oyunlarında çağdaş insanın yerleşik değerlerle ve düzenle çatışmasını irdeliyordu. Böylece şiiriyle, kimi görüşleri aktarmak ve yaymak yerine, yaşam, doğa, dünya, tarihsellik gibi felsefenin yüzyıllar boyu uğraştığı konularda yoğunlaşmak olanağını yakalamıştı. Felsefeye bile öncülük edebilecek, biçim yönünden oldukça derinleşen bir şiire ulaşılmıştı.&lt;br /&gt;Melih Cevdet ANDAY'ın şairliği; tüm şiirleri gözden geçirildiğinde açıkça görülebildiği gibi, durmadan değişmiş, sürekli bir gelişme göstermiştir.&lt;br /&gt;Yapıtları Rusça, Fransızca, İngilizce, Bulgarca, Yunanca'ya, Sırp ve Polonya dillerine çevrilmiş; UNESCO'nun Courrier dergisi 1971 yılında onu Cervantes, Dante, Tolstoy, Unamuno, Seferis Kawabata düzeyinde bir edebiyat adamı olarak gördüğünü açıklamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-5462086569680264761?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/5462086569680264761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=5462086569680264761&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5462086569680264761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5462086569680264761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/11/olumunun-7yilinda-usta-sair-melih.html' title='ÖLÜMÜNÜN 7.YILINDA USTA ŞAİR MELİH CEVDET ANDAY&apos;I SAYGIYLA ANIYORUZ...'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SxGdqwsH4gI/AAAAAAAAAYc/wxDlbD5B4kE/s72-c/225px-Melih_Cevdet_Anday.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8256978045985869851</id><published>2009-11-28T23:08:00.004+02:00</published><updated>2009-11-28T23:54:09.294+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;ZAMANLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Hepsini gördüm ayrı ayrı,&lt;br /&gt;Kuşların zamanı tunç rengindedir.&lt;br /&gt;Tanrılardır taşın zamanı,&lt;br /&gt;Denizin zamanı ölür dirilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;br /&gt;Göğü tanıyamadım, yok ki,&lt;br /&gt;Sahipsiz zamanlarla doldurmuşlar,&lt;br /&gt;Ama ordan iner o eski&lt;br /&gt;Ölümsüz sevdaların zamanı kar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve havlamayan dev köpekleriyle&lt;br /&gt;İnsanın zamanı... Olmayan&lt;br /&gt;Ama hayalet bir yasemin gibi kokan,&lt;br /&gt;Toprağımız eşelendikçe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SEVİNCİN YARISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Kuşlar yağmur yağdırır da&lt;br /&gt;Yağmur güneşi vururdu ya&lt;br /&gt;Ben sana gelirdim &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Sevincin yarısı ağzımda&lt;br /&gt;Zambağa birikir sabahlar&lt;br /&gt;Ovalar atlara binerdi &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Kulesine koşuşunca deniz&lt;br /&gt;Cebimde geceden yıldızlar&lt;br /&gt;Arılarla ballarla kanımda &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Yüreğim avuç olurdu da&lt;br /&gt;Sonra çeşme de olurdu ya&lt;br /&gt;Mutsuz dönüşler ayında&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Ben sana gelirdim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;KOLLARI BAĞLI ODYSSEUS &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;DÖRDÜNCÜ BÖLÜM &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;1.&lt;br /&gt;Kara gemi Okeanos ırmağının &lt;br /&gt;Akıntısından kurtulup tanrısal&lt;br /&gt;Denizde Ayaye adasına varınca&lt;br /&gt;Onu kumsala çektik ve uykuya&lt;br /&gt;Dalarak tanrısal şafağı bekledik.&lt;br /&gt;Sabah sisi içinde doğan&lt;br /&gt;Gül parmaklı şafak&lt;br /&gt;Elpenor' un yüzüstü yatan ölüsünü&lt;br /&gt;Bulmuştu ilk önce kıyıda.&lt;br /&gt;Martı  leşleri ve deniz kabukları arasına&lt;br /&gt;Törenle gömdük onu kederli&lt;br /&gt;Gönülle ve yanık yüzlü şaraptan&lt;br /&gt;İçerek dinledik Kirke'yi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;2.&lt;br /&gt;Tanrıçaların en tanrısalı&lt;br /&gt;Güzel belikli Kirke eyitti :&lt;br /&gt;"Sen Odysseus iki ölümlüsün&lt;br /&gt;Hades'i gördün daha yaşarken&lt;br /&gt;Güneş doğmayan neşesiz ülkeyi&lt;br /&gt;Günlerce karanlıkta kaldın&lt;br /&gt;Çünkü İthaca yaşatıyordu seni&lt;br /&gt;Tanrısal denizde ordan oraya&lt;br /&gt;Bin yıldır aradığın ada...&lt;br /&gt;Konağının sarsılmaz temeli&lt;br /&gt;İkarios kızı Penelopeia&lt;br /&gt;Ve erdemli dölün Telemakhos&lt;br /&gt;Bütün ülkün ve sevgin olan İthaca." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;3. &lt;br /&gt;İyi dinle söyleyeceklerimi&lt;br /&gt;Her şeyi olduğu gibi anlatacağım sana&lt;br /&gt;Ki yeni uğursuzluklar yüzünden&lt;br /&gt;Denizler ortasında kalma bir daha.&lt;br /&gt;Önce Sirenlere rast geleceksiniz&lt;br /&gt;Koruyun onlardan kendinizi&lt;br /&gt;Yabansı ezgilerle büyüleneceksin&lt;br /&gt;Ordan çarçabuk uzaklaşmalı ki&lt;br /&gt;Büsbütün yok  olmasın İthaca.&lt;br /&gt;Sirenleri aştıktan sonra kürekçilerin&lt;br /&gt;İki yol çıkacak karşına birden&lt;br /&gt;Acaba bunlardan hangisi?&lt;br /&gt;Artık onu orda sen bileceksin!" &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;4.&lt;br /&gt;Oysa İthaca'yı hiç görmemiştim&lt;br /&gt;Penelopeia yoktu, Telemakhos da,&lt;br /&gt;Ama İthaca kafamda onlardan kurulu idi.&lt;br /&gt;Tanrıçaların en tanrısalı&lt;br /&gt;Kirke'nin bile söyleyemediği&lt;br /&gt;Bu yolu bulup geçeceğim;&lt;br /&gt;Ama ne denli güç olursa olsun&lt;br /&gt;Bilerek varmak istiyorum şimdi&lt;br /&gt;Sirenlerin ezgilerini dinleyeceğim&lt;br /&gt;Dedim ve büyük bir mum peteğini&lt;br /&gt;Tunç hançer ucu ile ezdim çabucak&lt;br /&gt;Tıkadım kürekçilerin kulaklarını bir bir&lt;br /&gt;Orta direğe bağlattım kendimi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;5.&lt;br /&gt;Kürekçilerim hasatsız denizi&lt;br /&gt;Köpürttüler kürekleriyle,&lt;br /&gt;Tez yürüyüşlü gemi gün batarken&lt;br /&gt;Ulaştı Sirenlerin adasına,&lt;br /&gt;Yüreğim kopacak gibiydi&lt;br /&gt;Kanatlanıp uçacak gibiydi, ama&lt;br /&gt;Sirenlerin izi bile yoktu ortada.&lt;br /&gt;Yalnız bir ezgi, ta derinden&lt;br /&gt;Ta içerimden gelen bir ezgi&lt;br /&gt;Başladı yavaş yavaş yükselmeye;&lt;br /&gt;O yabansı, o büyülü türküleri ben&lt;br /&gt;Söylüyordum sağır gemicilere&lt;br /&gt;Yalnız ben duyuyordum Sirenleri.&lt;br /&gt;Kirke, bilge tanrıça, selam sana!&lt;br /&gt;Sağ salim geçtim kendimi.&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;DEFNE ORMANI &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri&lt;br /&gt;için felsefe yapıyorlardı, çünkü&lt;br /&gt;Ekmeklerini köleler veriyordu onlara;&lt;br /&gt;Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için&lt;br /&gt;Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini&lt;br /&gt;Köle sahipleri veriyordu onlara.&lt;br /&gt;Ve yıkıldı gitti Likya.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri&lt;br /&gt;İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü&lt;br /&gt;Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara;&lt;br /&gt;Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri&lt;br /&gt;İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini&lt;br /&gt;Felsefe veriyordu onlara.&lt;br /&gt;Ve yıkıldı gitti Likya. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin&lt;br /&gt;Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin&lt;br /&gt;Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi.&lt;br /&gt;Ekmeğin sahipsiz felsefesini&lt;br /&gt;Felsefenin sahipsiz ekmeği.&lt;br /&gt;Ve yıkıldı gitti Likya.&lt;br /&gt;Hala yeşil bir defne ormanı altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ANI &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir çift güvercin havalansa&lt;br /&gt;Yanık yanık koksa karanfil&lt;br /&gt;Değil bu anılacak şey değil&lt;br /&gt;Apansız geliyor aklıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse gün doğacaktı&lt;br /&gt;Herkes gibi kalkacaktınız&lt;br /&gt;Belki daha uykunuz da vardı&lt;br /&gt;Geceniz geliyor aklıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğim çiçek adları gibi&lt;br /&gt;Sevdiğim sokak adları gibi&lt;br /&gt;Bütün sevdiklerimin adları gibi&lt;br /&gt;Adınız geliyor aklıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat döşeklerin utanması bundan&lt;br /&gt;Öpüşürken bu dalgınlık bundan&lt;br /&gt;Tel örgünün deliğinde buluşan&lt;br /&gt;Parmaklarınız geliyor aklıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm&lt;br /&gt;Kahramanlıklar okudum tarihte&lt;br /&gt;Çağımıza yakışan vakur, sade&lt;br /&gt;Davranışınız geliyor aklıma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çift güvercin havalansa&lt;br /&gt;Yanık yanık koksa karanfil&lt;br /&gt;Değil unutulur şey değil&lt;br /&gt;Çaresiz geliyor aklıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/m/melih_cevdet_anday/index.html"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Melih Cevdet ANDAY&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8256978045985869851?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8256978045985869851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8256978045985869851&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8256978045985869851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8256978045985869851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/11/ani-bir-cift-guvercin-havalansa-yank.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6358629729428901184</id><published>2009-07-02T12:30:00.006+03:00</published><updated>2009-07-02T14:01:28.935+03:00</updated><title type='text'>ANNEMİ KAYBETTİK!</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;01/01/1948-30/06/2009&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkyI5yQJWUI/AAAAAAAAAXc/LWPkh2xj_sQ/s1600-h/DSC00437.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353804583360092482" style="WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 394px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkyI5yQJWUI/AAAAAAAAAXc/LWPkh2xj_sQ/s400/DSC00437.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;VAROLUŞ SEBEBİM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#33ffff;"&gt;anneme...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/span&gt;yüreği yufkadır annemin,&lt;br /&gt;göğsüne iğnelediği paslanmış muska&lt;br /&gt;ve yazılanlar kanlı bir tarihin sözcükleridir.&lt;br /&gt;yunakta soyunur yalnızlığından&lt;br /&gt;ve suyla arınır geçmişinden.&lt;br /&gt;acıları gözbebeklerinde&lt;br /&gt;sönmüş bir yanardağ ağzıdır&lt;br /&gt;sunak taşında tokaçlar bütün kirli elbiselerini&lt;br /&gt;öç alır yaşamından.&lt;br /&gt;buruktur gülüşü,esirgeyen ve bağışlayandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve annem yorgun bir kadın imgesidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yüreği yufkadır annemin,&lt;br /&gt;terli düşler kurar ve kurduğu düşlerde boğulur.&lt;br /&gt;terle uyanır kan uykularından&lt;br /&gt;ve acıyla dokunur elleri sabaha.&lt;br /&gt;suyu azalan ırmaklar dökülür&lt;br /&gt;alnındaki derin çizgilerden.&lt;br /&gt;gizli yağmurlar biriktirir yüreğinde&lt;br /&gt;bütün kelimeleri besleyen.&lt;br /&gt;baharat kokar avuçları,&lt;br /&gt;okşarken saçlarıma bulaşan o baharat kokusu&lt;br /&gt;ve uzak uzun yollara uğurlarken&lt;br /&gt;arkamdan döktüğü sular gözyaşlarıdır.&lt;br /&gt;buruktur gülüşü,esmer ve kimsesizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve annem yorgun bir kadın imgesidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;MUSTAFA KOÇ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm denen gerçek onu aramızdan zamansız aldı.28 Haziran Pazar gecesi yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması nedeniyle hastaneye kaldırıldı. 30 Haziran Salı akşamına kadar yoğun bakım ünitesinde yaklaşık iki gün ölümle pençeleşti.Ve salı günü saat 19.30 sularında aramızdan ayrıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaprak daldan koptu,düştü.Onunla yaşanılan her an bir düş'tü zaten...Gerçek olamayacak kadar güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzelliğin sinmiş&lt;br /&gt;yaşamın bahçesine&lt;br /&gt;bozkırda ısssız&lt;br /&gt;kimsesiz kaldım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seni çok özleyeceğiz anneciğim... &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6358629729428901184?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6358629729428901184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6358629729428901184&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6358629729428901184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6358629729428901184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/07/annemi-kaybettik.html' title='ANNEMİ KAYBETTİK!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkyI5yQJWUI/AAAAAAAAAXc/LWPkh2xj_sQ/s72-c/DSC00437.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2795126306606234897</id><published>2009-06-25T03:14:00.006+03:00</published><updated>2009-06-25T03:37:54.467+03:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 4.YILINDA KAZIM KOYUNCU'YU VE TÜM ÇERNOBİL MAĞDURLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLGa-rE5WI/AAAAAAAAAXU/gooBe55tbYo/s1600-h/KAZIM+KOYUNCU+1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351057474072143202" style="WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLGa-rE5WI/AAAAAAAAAXU/gooBe55tbYo/s400/KAZIM+KOYUNCU+1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLCLDIoAvI/AAAAAAAAAXM/q486TxDKZRg/s1600-h/KAZIM+KOYUNCU...YEN%C4%B0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351052802345403122" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 142px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLCLDIoAvI/AAAAAAAAAXM/q486TxDKZRg/s400/KAZIM+KOYUNCU...YEN%C4%B0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLCE98SMuI/AAAAAAAAAXE/TFBOx0BGLx8/s1600-h/KAZIM+KOYUNCU+YEN%C4%B0+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351052697872249570" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 142px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLCE98SMuI/AAAAAAAAAXE/TFBOx0BGLx8/s400/KAZIM+KOYUNCU+YEN%C4%B0+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O yaşadı. Yollar gördü yaşadığını. Şarkılar, türküler gördü. Çocuklar, gençler gördü.Hayallerine ve cesaretine güvendiği, arkadaşlarım dediği gençler... Onun tılsımlı sesine ve müziğine kendini bırakan gençler... Gördü. Ama o gitti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dağları, denizleri, gökleri bize bırakarak... Baharları, yazları, kışları, kuşları, balıkları, kedileri... Şarkıları, türküleri, yolları bize bırakarak gitti...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözü ona bırakalım...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya."&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;“Viya” sahil yoluna nazik bir tepki idi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Bu bir simgeydi. Küçük bir şey. Onu da albümün içine de koyduk. Öyle kocaman bir sahili yol yapmak için dolduruyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde yoktur böyle bir şey. 700-800 sene sonra bu sahiller tekrar elimize gelecek ve bu insanlar yüzünden tarihin içini boşaltmış olacağız. 700-800 sene sonra sahil oluşacak efendime söyleyeyim, kaç bin yılda oluşmuş sahilimiz yok olacak. Siz kimsiniz ya, binlerce yılda oluşan bir şeyi siz hangi kafayla, hangi vicdanla tutup da yok edebiliyorsunuz?. İnsanın geleceğiyle oynuyorsunuz. Sizin kısa vadede kazanacağınız birkaç milyon doların karşılığı milyonlarca insanın geleceği ve bütün dünyanın ortak mirası olan oradaki doğa, oradaki deniz, oradaki fırtına deresi, oradaki Artvin’in dereleri. Bütün bunlara karşı çıkmak için ne filozof olmak lazım ne sanatçı. Hiçbir şey olmaya gerek yok. Sadece gören bir çift göze sahip olmak... Korkmamak lazım. Devlet niçin var? Devlet modern toplumda benim için var. Topluluk için değil, bütün halk için de değil. Ayrı duranlar için, daha marijinal duranlar için, hayatı tehlikede olanlar için devlet vardır. Hak hukuku böyledir yanı. Ama öyle bir gelenek yok. Türkiye’de her şey devlet için. Hayır efendim devlet benim haklarımı korumak için var. Ben devleti korumak için ne çaba sarf edeceğim? Koskoca devlet yani...” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kazım Koyuncu Trabzon Dernekler Birliği’nce 23 Nisan 2005’te organize edilen “Çernobil’in Etkileri ve Hasta Hakları” konulu panele hasta olduğu halde konuşmacı olarak katılmıştı. Orada şunları söylemişti:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"O koca burnumu her şeye soktuğum için bu hastalığın da tanrıdan geldiğini düşünüyorum” sözleriyle dinleyenleri güldürmeyi başarmıştı. Konuşmasında, “Bir kaset yaptım, gazete çıkarır gibi yazdım. Hayatta hep gıcık işlerle uğraştım. “Beni kanser ettiniz” demek istiyorum. Her şeyin içinde bulunmak zorundaydım. Sistem bizim gibi insanları dinlemiyor. Asi, muhalif... Kanser beni ilgilendirmiyor. Beni yaşamlar ilgilendiriyor. Mücadele edin. Güç bizde. Yönetenlerden kanserden ölen var mı son dönemlerde? Ben Türkiye’de her şeyin bir sektör olduğuna inanıyorum. Türkiye’de hiç radyasyon olmasa da sistemin kendisi yeter zaten. Ama hiç merak etmeyin bundan sonra da muhalif, illet, deli bir herif olmaya devam edeceğim” &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;sonsuz teşekkürler Kazım KOYUNCU bizlere bıraktığın her şey için...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2795126306606234897?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2795126306606234897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2795126306606234897&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2795126306606234897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2795126306606234897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/olumunun-4yilinda-kazim-koyuncuyu-ve.html' title='ÖLÜMÜNÜN 4.YILINDA KAZIM KOYUNCU&apos;YU VE TÜM ÇERNOBİL MAĞDURLARINI SAYGIYLA ANIYORUZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SkLGa-rE5WI/AAAAAAAAAXU/gooBe55tbYo/s72-c/KAZIM+KOYUNCU+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-4290829106283625080</id><published>2009-06-25T01:49:00.003+03:00</published><updated>2009-06-25T02:17:19.946+03:00</updated><title type='text'>ERKAN OĞUR-EKSİKLİK KENDİ ÖZÜMDE</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-6f1433620ea147f0" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v7.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6f1433620ea147f0%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6EB64704ED413FF890AA5F8187A8252C069332D4.424E3158A82F19435E9D4078BAD620532458A0E8%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6f1433620ea147f0%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DyNOH-SFdJJAKf9Snd3qnQCJeANs&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v7.nonxt6.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6f1433620ea147f0%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D6EB64704ED413FF890AA5F8187A8252C069332D4.424E3158A82F19435E9D4078BAD620532458A0E8%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6f1433620ea147f0%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DyNOH-SFdJJAKf9Snd3qnQCJeANs&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-4290829106283625080?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=6f1433620ea147f0&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/4290829106283625080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=4290829106283625080&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4290829106283625080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4290829106283625080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/blog-post_25.html' title='ERKAN OĞUR-EKSİKLİK KENDİ ÖZÜMDE'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2202654717995569205</id><published>2009-06-03T02:10:00.003+03:00</published><updated>2009-06-03T02:15:32.029+03:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 46.YILINDA BÜYÜK OZAN NAZIM HİKMET'İ SAYGIYLA ANIYORUZ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWyMG8NCUI/AAAAAAAAAW8/dPgW2_Ve4kE/s1600-h/NAZIM+MEZARI.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342872454036261186" style="WIDTH: 265px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWyMG8NCUI/AAAAAAAAAW8/dPgW2_Ve4kE/s400/NAZIM+MEZARI.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWyDxARNeI/AAAAAAAAAW0/u8PRCyGzhao/s1600-h/NAZIMMMMM.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342872310708778466" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 312px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWyDxARNeI/AAAAAAAAAW0/u8PRCyGzhao/s400/NAZIMMMMM.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWx9L6W4JI/AAAAAAAAAWs/u1PULYCTRDo/s1600-h/nazim-hikmet-zafere-dair-buyuk.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342872197672657042" style="WIDTH: 258px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWx9L6W4JI/AAAAAAAAAWs/u1PULYCTRDo/s400/nazim-hikmet-zafere-dair-buyuk.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2202654717995569205?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2202654717995569205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2202654717995569205&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2202654717995569205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2202654717995569205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/olumunun-46yilinda-buyuk-ozan-nazim.html' title='ÖLÜMÜNÜN 46.YILINDA BÜYÜK OZAN NAZIM HİKMET&apos;İ SAYGIYLA ANIYORUZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiWyMG8NCUI/AAAAAAAAAW8/dPgW2_Ve4kE/s72-c/NAZIM+MEZARI.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-798462706431610284</id><published>2009-06-03T01:40:00.004+03:00</published><updated>2009-06-03T02:10:01.781+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;GİDERAYAK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Giderayak işlerim var bitirilecek,&lt;br /&gt;giderayak.&lt;br /&gt;Ceylanı kurtardım avcının elinden&lt;br /&gt;ama daha baygın yatar ayılamadı.&lt;br /&gt;Kopardım portakalı dalından&lt;br /&gt;ama kabuğu soyulamadı.&lt;br /&gt;Oldum yıldızlarla haşır neşir&lt;br /&gt;ama sayısı bir tamam sayılamadı.&lt;br /&gt;Kuyudan çektim suyu&lt;br /&gt;ama bardaklara konulamadı.&lt;br /&gt;Güller dizildi tepsiye&lt;br /&gt;ama taştan fincan oyulamadı.&lt;br /&gt;Sevdalara doyulamadı.&lt;br /&gt;Giderayak işlerim var bitirilecek,&lt;br /&gt;giderayak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Haziran 1959&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dalgaları karşılayan gemiler gibi,&lt;br /&gt;gövdemizle karanlıkları yara yara&lt;br /&gt;çıktık, rüzgarları en serin&lt;br /&gt;uçurumları en derin&lt;br /&gt;havaları en ışıklı sıra dağlara.&lt;br /&gt;Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.&lt;br /&gt;Önümüzde bakır taslar güneş dolu.&lt;br /&gt;Dostların arasındayız!&lt;br /&gt;Güneşin sofrasındayız!&lt;br /&gt;Dağlarda gölgeniz göklere vursun,&lt;br /&gt;göz gözeyan yanadurun çocuklar.&lt;br /&gt;Taşları birbirine vurun çocuklar.&lt;br /&gt;Doldurun çocuklar,&lt;br /&gt;doldurun&lt;br /&gt;doldurun&lt;br /&gt;doldur içelim.&lt;br /&gt;Başları&lt;br /&gt;göklere&lt;br /&gt;atalım&lt;br /&gt;serden geçelim..&lt;br /&gt;Heeey, nerden geçelim?&lt;br /&gt;Yalnayak&lt;br /&gt;koşarak&lt;br /&gt;devlerin&lt;br /&gt;geçtiği&lt;br /&gt;yerden geçelim.&lt;br /&gt;Heeey&lt;br /&gt;hop&lt;br /&gt;Heeey&lt;br /&gt;hepbirden geçelim.&lt;br /&gt;Doldurun çocuklar,&lt;br /&gt;doldurun&lt;br /&gt;doldurun,&lt;br /&gt;doldur içelim.&lt;br /&gt;Dostların arasındayız!&lt;br /&gt;Güneşin sofrasındayız!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;HİÇBİR AĞAÇ BÖYLE HARİKULADE BİR YEMİŞ VERMEMİŞTİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Topraktan ateşten ve denizden doğanların&lt;br /&gt;en mükemmeli doğacak bizden&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;...........&lt;br /&gt;ve insanlar ellerini&lt;br /&gt;korkmadan&lt;br /&gt;düşünmeden&lt;br /&gt;birbirlerinin ellerine bırakarak&lt;br /&gt;yıldızlara bakarak:&lt;br /&gt;-"Yaşamak ne güzel şey!"&lt;br /&gt;diyecekler;&lt;br /&gt;bir insan gözü gibi derin&lt;br /&gt;bir salkım üzüm gibi serin&lt;br /&gt;bir ferah&lt;br /&gt;bir rahat&lt;br /&gt;bir işitilmemiş şarkı söyliyecekler..&lt;br /&gt;Hiçbir ağaç&lt;br /&gt;böyle harikulade bir yemiş vermemiş&lt;br /&gt;olacaktır.&lt;br /&gt;Ve en vadedici&lt;br /&gt;bir yaz gecesi bile&lt;br /&gt;böyle sesler&lt;br /&gt;böyle inanılmaz renklerle&lt;br /&gt;sabaha ermemiş olacaktır..&lt;br /&gt;Topraktan&lt;br /&gt;ateşten&lt;br /&gt;ve denizden&lt;br /&gt;doğanların&lt;br /&gt;en mükemmeli doğacak bizden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;HASRET&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Denize dönmek istiyorum!&lt;br /&gt;Mavi aynasında suların:&lt;br /&gt;boy verip görünmek istiyorum!&lt;br /&gt;Denize dönmek istiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!&lt;br /&gt;Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.&lt;br /&gt;Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.&lt;br /&gt;Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;&lt;br /&gt;Ben sularda batan bir ışık gibi&lt;br /&gt;sularda sönmek istiyorum!&lt;br /&gt;Denize dönmek istiyorum!&lt;br /&gt;Denize dönmek istiyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;NAZIM HİKMET&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-798462706431610284?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/798462706431610284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=798462706431610284&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/798462706431610284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/798462706431610284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/giderayak-giderayak-islerim-var.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8403694299704317263</id><published>2009-06-03T01:23:00.002+03:00</published><updated>2009-06-03T01:28:50.458+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A ÇELENK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin öldün Nâzım?&lt;br /&gt;Ne yaparız şimdi biz&lt;br /&gt;          şarkılarından yoksun?&lt;br /&gt;Nerde buluruz başka bir pınar ki&lt;br /&gt;onda bizi karşıladığın gülümseme olsun?&lt;br /&gt;Seninki gibi ateşle su karışık&lt;br /&gt;acıyla sevinç dolu,&lt;br /&gt;      gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşim,&lt;br /&gt;öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende,&lt;br /&gt;denizden esen acı rüzgâr&lt;br /&gt;       kapacak olsa bunları&lt;br /&gt;bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir,&lt;br /&gt;yaşarken seçtiğin&lt;br /&gt;ve ölümden sonra sana barınak olan&lt;br /&gt;oraya, uzak toprağa düşerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,&lt;br /&gt;al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,&lt;br /&gt;halkların savaşını, kendi dövüşümü  &lt;br /&gt;ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü&lt;br /&gt;kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,&lt;br /&gt;çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret,&lt;br /&gt;benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç&lt;br /&gt;                                       veren dostluğundan yoksun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,&lt;br /&gt;zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,&lt;br /&gt;zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,&lt;br /&gt;kinin oklarını aramıştım gözlerinde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama parlak bir yüreğin vardı,&lt;br /&gt;yara ve ışık dolu bir yürek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapayım ben şimdi?&lt;br /&gt;      Tasarlanabilir mi dünya&lt;br /&gt;     her yana ektiğin çiçekler olmadan?&lt;br /&gt;Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,&lt;br /&gt;      senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?&lt;br /&gt;Böyle olduğun için teşekkürler,&lt;br /&gt;       teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;span style="color:#33cc00;"&gt;PABLO NERUDA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;span style="color:#999999;"&gt; Çeviren: Ataol Behramoğlu &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8403694299704317263?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8403694299704317263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8403694299704317263&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8403694299704317263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8403694299704317263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/guz-ciceklerinden-nazima-celenk-nicin.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6748904301285083987</id><published>2009-06-03T01:17:00.002+03:00</published><updated>2009-06-03T01:22:41.828+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#009900;"&gt;3 HAZİRAN 1973&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkmadan yazdı şiirlerini sokağa çıkar gibi rahat&lt;br /&gt;ancak yalan söylemeyenler korkmaz rahat yazmaktan&lt;br /&gt;sokağa çıkarken bildi karıştığını kimlerin arasına&lt;br /&gt;kimlerin yanında yer alacağını kimlere karşı&lt;br /&gt;bildi bir kavgaya raslayınca kaçmayacağını&lt;br /&gt;güçlüyse bir yanı kavganın bir yanı haklı&lt;br /&gt;bildi yerini alacağını haklının yanında&lt;br /&gt;savaşacağını yılmadan boyun eğmeden güçlüye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;apaçık yazdı şiirlerini bir avuç su içer gibi yalın&lt;br /&gt;ancak haklı olanlar korkmaz yalın konuşmaktan&lt;br /&gt;ırmağa bakarken dedi su nasıl her şeyi gösterirse&lt;br /&gt;hangi kaynaktan çıktığını döküleceğini hangi denize&lt;br /&gt;ağaç nasıl sererse gözler önüne tohumu ve çiçeği&lt;br /&gt;duru olmalı öyle konuşulan söz de eylem de&lt;br /&gt;insana aykırıdır çünkü doğaya aykırı olan&lt;br /&gt;çünkü engelleyen yok bulanıklıktan başka gerçeği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umutla yazdı şiirlerini sabahı bekler gibi doluyürek&lt;br /&gt;ancak emek verenler korkmaz yarını beklemekten&lt;br /&gt;içeri girerken düşündü bir gün açılacağını kapıların&lt;br /&gt;toprakta tohum neyse insan odur dört duvar arasında&lt;br /&gt;ne çaresizlik yaraşır ona ne eli kolu bağlı oturmak&lt;br /&gt;yeter ki bilsin terden varılacağını mutluluk harmanına&lt;br /&gt;bilsin girdi mi savaşa dayanmak gerekeceğini&lt;br /&gt;güneşin er geç buluttan çıkacağını ihanet etseler de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;verimli bir şafak dölüdür nâzım'ın şiiri&lt;br /&gt;inmiş yeryüzü tarlasına insan dilinden&lt;br /&gt;eğitir bilinç ocağında kiminin yüreğini&lt;br /&gt;kiminin ateş yağmurudur ter dökmeyen alnına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc66cc;"&gt;KEMAL ÖZER&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6748904301285083987?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6748904301285083987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6748904301285083987&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6748904301285083987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6748904301285083987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/3-haziran-1973-korkmadan-yazd.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3748757300537209400</id><published>2009-06-03T01:03:00.005+03:00</published><updated>2009-06-03T01:15:36.996+03:00</updated><title type='text'>NAZIM İÇİN NE DEDİLER?</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tristan Tzara (1896-1963)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Baştan başa Türk ulusunun umutlarını soluyarak Nâzım Hikmet'in şiiri bütün ulusların ortak dileklerinin alabildiğine insansı anlatımını kucaklıyor. Bu anlamda, Nâzım'ın şiiri günümüz insanının ekinsel alanının sahibidir ve tarihsel değerinin gürlüğüyle sürekli bir hakikat değeri kazanır.&lt;br /&gt;"Her ne kadar yadsınamaz bir özgünlüğü de olsa, Nâzım'ın şiiri çağdaş Batı şiirinin yapısına yabancı değildir. Özellikle Mayakovski ve Garcia Lorca'nın yapı çizgisindedir. (...)&lt;br /&gt;"Nâzım'ın memleketinin edebiyatında oynadığı tarihsel rolün bilincine varanlar artık biliyorlar ki, Nâzım'ın adı, yığınların karşıdevrimin karanlık kuvvetlerine karşı yapmakta olduğu gürlütüsüz ama güçlü savaşla bağlantıdadır." ("Nâzım Hikmet Üstüne" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Louis Aragon (1897-1982)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Nâzım, senden bana ilk 1934'te söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmedi. Ne kadar az, otuz yıl. 1950'de, bizler, yani Türk halkı ile dünyanın her köşesindeki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldın. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin... Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın bir şey, kırk sekizinden altmış birine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün, bu da çok şey." ("Nâzım Hikmet İçin" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Çeviri : Bertan Onaran&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Jean-Paul Sartre (1905-1980)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Ben her şeyden önce onun insan olarak büyüklüğünü ve kabına sığmaz enerjisini hatırlatmak istiyorum. Onu ağır hastalığı sırasında tanımış, yaşamak ve savaşmak iradesi karşısında şaşıp kalmıştım. Ama beni asıl etkileyen onun hüzünlü ve alaycı uyanıklığı oldu. Eziyetlerden, ölümlerden kaçıp kurtulan bu adam - başkalarının yaptığı gibi - dinlenmiyordu. Biten hiçbir şey yoktu onun için. Dıştaki düşmanla savaşırken içteki dostların hatalarına karşı da kardeşçe bir savaşı sürdürüyordu. Herkesle birlikte barış uğruna, emperyalizme ve faşizme karşı savaştığı sırada bile, Moskova'da oynanan bir piyesinde, bürokrasinin tehlikelerine karşı arkadaşlarını uyarıyordu. Ne militan disiplininden geçti, ne de yazar eleştiriciliğinden. Bu çelişmeyi sonuna kadar yaşadı. Bu sürekli gerginlik, son yıllarda, mahpusluktan artakalan güçlerini de yedi bitirdi. Ama asıl bu yönüyle bugün bir örnek insan olarak kalıyor aramızda.&lt;br /&gt;"Vefalı dost, yiğit militan, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde hizmet etmek ama hiçbir şeyi görmezden gelmek istemiyordu. (...)&lt;br /&gt;"Durup dinlenmeden nöbet tutan bir insanın eserleri, ölümünden sonra da, sizin için aynı işi yapıyor." ("Nâzım Hikmet'e Saygı" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Philippe Soupault (1897-1990)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet bir insandı, büyük bir şairdi. Onunla hep rastlantıyla karşılaşmışımdır. Daha ilkinden, sevinçle benimsedim onun parlaklığına tutulmayı. Yaşamının bazı dönemlerini tanıyordum yalnızca; uğradığı ve üstesinden geldiği deneylerin bazılarını biliyordum. Masallaşmıştı. Bakışıyla karşılaşınca insan, onun kaderinin örnek bir kader olduğunu görmezden gelemiyordu. Korkunç acı çekti uzun zaman, ama hiç yenilmedi. (...) Şiirleri, bilindiği gibi, hayran olunası şiirlerdi. Şiirlerini okuyanlardan, dinleyenlerden hiçbiri, okumalarından, dinlemelerinden önceki gibi kalmadılar. (...)&lt;br /&gt;"Çağımızda şairin yeri, yalnızca doğrulanmış değil, aynı zamanda yükseltilmiş oldu onunla." (1964'te, Paris'te yayımlanan Nâzım Hikmet Şiini Antolojisi'ne yazdığı önsözden.)&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Çeviri : Afşar Timuçin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Abidin Dino (1913-1993)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Günün birinde, durup dururken haşarı küçük Nâzım bir cam kıracak olmuş.&lt;br /&gt;"'Neden kırdın bu camı?' sorusuna çocuğun karşılığı aydınlatıcı :&lt;br /&gt;"'Camdan bir uçak yapmak için!'&lt;br /&gt;"Belki yeni bir şiir türünün başlangıcı sayılabilirdi bu söz. Çok sonra Bursa Hapishanesi'ne 'Taş tayyare' adını koyacaktı tutuklu şair. Acayip bir ilişkisi olacaktı Nâzım'ın uçaklarla. Pekin'de geçirdiği 'enfarktüs' krizi üstüne apar topar Moskova'ya dönüş serüveni örneğin...&lt;br /&gt;"Havana'ya uçuşu bir sevinç olmuştu, ona karşılık Tanganika'ya uçuşta yüreği çok ağrımıştı. Ve elbette oralara kadar gitmesi kesinlikle doğru değildi. Hangi sersem bu yolculuğu istemişti Nâzım'dan? Lübnan'a giderken uçak Türkiye toprakları üzerinden geçmişti, öylesine yüksekten ki, türkiye boz bir kilime benziyordu.&lt;br /&gt;"Kederli kederli anlatmıştı Nâzım uçak lombozundan memleket manzaralarını seyredişini. Aşkla seyretmişti bozkırları, dağları, ırmakları, ovaları son kez." (24 Eylül 1990'da yazdığı "Yazılmamış Bir Kitaba Başlangıç" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mehmet Ali Aybar (1908-1995)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33ccff;"&gt;"GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ ÇOCUKLAR..."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"'Nâzım Hikmet'i getirdiler!..' Paşakapısı Cezaevi'nde haber bomba gibi patlamıştı. Güneşli bir bahar günüydü. Mayısın ilk günleri olmalı. Yıl 1950. Fırladım Müdüriyet'e. Merdivenleri bir solukta çıktım. Tam kapının önüne gelmiştim ki, camlı kapı açıldı : Nâzım... Sarıldık birbirimize. Yıllar nasıl da geçmişti. Bakışıyorduk konuşmadan. Ve birden Nâzım : 'Ne iyi ettin de komünist oldun,' dedi. 'Aman yerin kulağı var,' dedim. Gülüştük.&lt;br /&gt;"Bir an Nâzım'ı benim koğuşa verirler diye umutlandım; boşuna umutlandığımı bilerek. Nâzım komünistlerin koğuşunda kalacaktı tabii. İndik merdivenleri. Bir gardiyan bizi bekliyordu. Koğuş hemen oradaydı. Mutluluk sahneleri bir daha yaşandı. Galip Usta ile arkdaşları Nâzım'ın yatağını hazırlamışlardı bile.&lt;br /&gt;"Kâh ben onların koğuşuna gidiyordum, kâh Nâzım bana geliyordu. Mutluyduk beraber olmaktan. Nâzım Bursa'da başladığı açlık grevini sürdürmeye kararlıydı. Oysa Millet Meclisi seçimler için tatile girmişti. Yani açlık grevinin 'muhatabı' yoktu. Ama Nâzım, kamuoyunda yanlış yorumlara neden olmasından çekindiği kadar, yeni Meclis'i ve hükümeti de duvara dayamak için, greve hemen başlamak kararındaydı. Demir sıcakken dövülürdü. Haklıydı. Bizlerse onu kaybetmekten korkuyorduk. Biz de haksız sayılmazdık.&lt;br /&gt;"Greve başladı. Yalnız su içiyordu. Ve sigara... Yatmasını söylüyordum. Boş veriyordu. Ziyaretçilerin de biri gidiyor, biri geliyordu. Nâzım'ın Paşakapısı'nda ilk günleri Müdüriyet'te geçti desem yalan olmaz. Neşesinden bir şey kaybetmemişti. Ama günler geçtikçe sanki hareketleri yavaşlıyordu. Grevi doktor kontrolünde sürdürmesini önerdim. 'Sen de başlama,' dedi. Ziyaretine gelen dostların hastaneye yatmasını istediklerini biliyordum. 'Ben olaya politik açıdan bakıyorum. Sen Türk solunun en güçlü kozusun; ölmeye hakkın yok,' dedim. Güldü. 'Abartma,' dedi.&lt;br /&gt;"Nâzım'ın açlık grevi geniş yankılar uyandırmıştı. Gazetelerde olayla ilgili haberler çıkıyordu. Artık Nâzım'ın 'donanmayı isyana teşvik' filan gibi bir suç işlemediğini, hemen herkes biliyordu. Ve kulaktan kulağa bunun Mareşal Çakmak'ın işi olduğu söyleniyordu. Üniversiteli gençler bir dergi çıkarıyorlardı; adı 'Nâzım Hikmet'. Ve kimi aydınlar imza topluyorlardı serbest bırakılması için. Annesi elinde bir levha, köprü üstünde oğlunun salıverilmesine halkın yardımcı olmasını istiyordu. Yabancı basında da haberler çıkıyordu. Nâzım'ın açlık grevi günün olayı haline gelmişti.&lt;br /&gt;"Bir gün laf arasında Nâzım, 'Senin Vatan'daki yazılarını okudum,' dedi. Bunlar İnönü'nün çok partili rejime ışık yakması üzerine kaleme alınmış taşlamamsı yazılardı. Ne var ki dizinin sonunda, ne tür bir sosyalizm düşündüğüm de açıklanıyordu. Amacı insan olan bir sosyalizm öneriyordum (Vatan, 13 Ekim 1945). Bir an Nâzım'la konuyu tartışmak aklımdan geçti. Yormaktan korktuğum için vazgeçtim. Bir daha da fırsat çıkmadı. Oysa her şiiri insanla, insan sevgisiyle dopdolu olan Nâzım'ın, bu konuda söyleyeceği kim bilir ne ilginç şeyler vardı.&lt;br /&gt;"Günler geçtikçe Nâzım'ın durumu ağırlaşıyordu. Sonunda hastaneye gitmeyi kabul etti. Cerrahpaşa'ya götürüldü. Doktorlar durumun ciddi olduğunu söylemişler. Vâlâ ile Zekeriya da Meclis tatilde olduğu için boşuna ölmüş olacağını bir kez daha vurgulayarak, Nâzım'ın açlık grevine son vermesini sağlamışlardı. İktidara gelen Demokrat Parti bir süre sonra 'genel af' ilan etti ve Nâzım'ın 13 yıldır süren çilesi de böylece sona erdi.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;"Nâzım İpekçiler'de iş bulmuştu; senaryo yazıyordu; imzasız tabii. Münevver'le, annesinin Cevizlik'teki evinde oturuyorlardı. Biz de Siret'le Kuzguncuk'ta. Pek uzak sayılmazdık. Sık sık buluşuyorduk. Münevver hamileydi. Tosun gibi bir oğlan doğurdu. Adını Mehmet koydular : Memo. Mutluydular.&lt;br /&gt;"Derken Nâzım askere çağrıldı. Oysa Deniz Harp Okulu'ndan sonra çürüğe çıkarılmıştı. Yıllardır cezaevinde ikide bir kalbi tekliyordu. Karaciğeri de iyi değildi. Cezaevi Müdürlüğü durumu biliyordu. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı da. Bildikleri halde Nâzım'ın askere çağrılması, bir şeylerin döndüğü kuşkusu yaratıyordu. Nâzım Şube'ye gitti. Durumu anlattı. Şube başkanı anlayışla karşılamış, Ankara'ya bildireceğini söylemişti. Aradan aylar geçip de ses seda çıkmayınca, hepimiz ferahlamıştık.&lt;br /&gt;"Ama günün birinde Şube'ye tekrar çağrıldı. Askere alınması için emir gelmiş. Adını şimdi anımsamadığım doğu illerinden birine sevkedilecekmiş. Bir hafta sonra gel demişler. Hepimiz şaşırmıştık. Nâzım iki yıl askerliğe dayanamayacağını söylüyordu. Ama asıl onu da, hepimizi de düşündüren, bu çağrının arkasındaki maksatlardı. İki yalancı tanıkla yeniden içeriye alınabilirdi. Ya da bir kaza kurşunu...&lt;br /&gt;"Hepimizin kara kara düşündüğümüz o günlerin birinde, Nâzım, 'Gidiyorum,' diye çıkageldi. Baba tarafından bir akrabası, gencecik bir insan; milyonda bir rastlanan ya da rastlanmayan, yürekli bir delikanlı, Refik Erduran, 'Abi, hani uçar gibi denizde kayıp giden tekneler var ya, seni o teknelerden biriyle Karadeniz'e çıkaracağım. Yukarıya çıkan gemilerden birine binip gidersin,' demiş. Refik'e güveniyordu. 'Çok rizikolu,' dedim. 'Evet, rizikolu. Ama başka çarem yok,' dedi.&lt;br /&gt;"Sarıldık, vedalaştık. Nâzım'ı bir daha görmedim. Yıllar sonra öldü; yad ellerde. Güzel günler göreceğimize olan inancını hiç kaybetmeden." (7 Ekim 1990 tarihli yazısı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Selahattin Hilav (d.1928)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Nâzım'ı zindanlarda çürütenler, şiirlerini, güzel el yazılarıyla not defterlerine geçirirlerdi. Kendi rütbelerinden kapıkulları arasında (yani yabancının, yani halkın bulunmadığı yerde), coşkunluğa kapıldıkları zaman ezbere okumaktan da geri kalmazlardı. Sormaya kalkışsanız, Nâzım'ı niçin beğendiklerini de kendilerince mantıki bir temele oturtup açıklarlardı : 'Büyük şairdir, sanatçıdır, ama kişiliği ve şahsi fikirleri bizi ilgilendirmez,' derlerdi... 'Biz onun sadece şair yanını sever ve beğeniriz.' Aradan yıllar geçti, Doğu faşizminin yıllar boyunca hem kendisini, hem şiirlerini sürgün ettiği 'söz sultanı' eserleriyle geri geldi. Türk şiirinin gerçek sahibi dönmüştü; istense de, istenmese de tartışmanın merkeziydi artık. Çeşitli sosyal olayların sonucu olarak resmi yasaklamalardan sıyrılmıştı ama, daha gizli ve geniş bir engellemeyle karşı karşıyaydı : 'Nâzım bir mittir [efsanedir]; sanat alanındaki başarısını kişisel serüvenine borçludur, yazdığı şiire değil,' denildi bu sefer de... 'Büyük şairdir ama kişiliği, serüvenleri ve fikirleri bizi ilgilendirmez', yani bunlar yanlıştır, batıldır diyenler onun şairliğini kabul ediyorlardı, ama bir mit haline gelmiş olan yanın kabul etmiyorlardı; yıllar sonra mit haline gelmiş yanını kabul ettiler, ama şairliğini kabul etmediler. Bu iki iddianın, temel bakımından aynı olduğu ve iddialardan herbirini teşkil eden çifte yargılarda (Nâzım şairdir, mit değildir / Nazım mittir, şair değildir) sadece yüklemlerin yer değiştirmiş olduğu gözden kaçtı... Mit olmayı ve şair olmayı birbirinden ayırmanın mümkün olduğunu sanan köhne bir düşünce yatıyordu bu iddiaların altında. Şüphesiz ki Nâzım aynı zamanda bir mittir. Ama yirminci yüzyılın bağrından çıkan iki üç mitten biri... (...) Mit kelimesinin içinde, şişirilmiş ve sahte kıymetlerin yanı sıra eserlerini kanlarıyla yazanlar ve hayatlarını eserleri kadar coşkunluk, düşündürme ve duygulandırma kaynağı haline getirmiş olanlar da var. Nietzsche'yi, Rimbaud'yu, Mayakovski'yi, Artaud'yu düşünelim Kâzip şöhretler ilgilendirmez bizi; onların hakkından zaman gelir. Ama yukarda adlarını andığımız kimseler ve onların benzerleri, yani, hayatlarıyla eserlerini sınırsız bir çilenin, feragatın, cesaretin ve acının içinde eriterek yepyeni gerçekleri keşfeden ve herkesten önce sezdikleri bu gerçekleri insanoğlunun bilincine sanat aracılığı ile armağan edenler bizi ilgilendirir. (...)&lt;br /&gt;"Diyelim ki, Nâzım bizim 'mit' ihtiyacımızı karşılıyor; bundan ötürü onun sanat değerini değil de mit yanını görüyoruz. Diyelim ki, biz 'mit'e muhtaç bir ulusuz. Peki Sovyet halkları, peki Çin halkları, peki Güney Amerika halkları, peki Kübalılar, peki Vietnamlılar da mı mite muhtaç? Onlar da mı Nâzım'ın mit tarafını önemseyip, sanat değeri konusunda aldanıyorlar?" ("Son Sanat Tartışmaları ve Nâzım Hikmet" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Afşar Timuçin (d.1939)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet'in şiiri gerçek anlamda bir arayışın şiiridir. Her sanat arayıştır, her yapıt bir insan araştırmasıyla ilgilidir. Ancak bazı yapıtlar insanı daha genel açıdan, daha bildik, daha alışılmış görünümleriyle ele alırken, bazı yapıtlar insana daha köklü, daha köktenci bir tutumla yönelirler. Dehanın özelliği insanı ortaya çıkarmak adına kılı kırk yarmasıdır. Şiir dehası Nâzım Hikmet insana kabataslak bakmakla yetinmez, insanı bilgece ele alır, filozofça tartışır. Bunun bir bilgi işi olduğu kesindir. Sanatçının gündelik bilgiyle yetinemeyeceği de kesindir. Nâzım Hikmet'in büyüklüğü, bütün bir insanlık kalıtından en yüksek düzeyde yararlanabilecek bir bilinç yüksekliğine ulaşmış olmasından gelir. Anlamak için bilmek, bilmek için anlamak gerekir. Sanatçı da bu zorunluluktan kaçamaz. Nâzım Hikmet bu zorunluluğu erkenden sezmiş, kendini her şeyden önce bir bilgi insanı olarak yetiştirmenin yollarını aramıştır.&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet son derece bilgi tutkunu bir sanatçı olduğu gibi, etkilenmelere de son derece açık bir sanatçıdır. Onun sanatındaki etkilerden söz ederken domuzuna bıyık altından gülmeye çalışan insanlar, sanatçının en yüksek düzeyde etkiler alabilen bir kişi olması gerektiğini bile bilmeyecek kadar boş insanlardır. Herkes etki alamaz, herkes aldığı etkiyi sağlıklı bir biçimde özümleyemez. Bir Mayakovski'den, bir Baudelaire'den, bir Aragon'dan etkilenebilmek için onların bilinç düzeyine ulaşmış olmak gerekir. Sanatta gerçek etkilenme, yüksek düzeyde etkilenme alt düzeyde bir bilinçle, gündelik bilgilerden oluşmuş bir bilinçle sağlanamaz. Rahatça, çekinmeden, hiçbir sinsi eğilim icinde olmadan şunu söyleyebiliriz : Nâzım Hikmet'in şiiri büyük etkilerle kurulmuş bir şiirdir. Onda her şey bilgece ya da bilgince düşünülmüştür, hiçbir şey raslantıya bırakılmamıştır. Kimi sanatçı denize olta sarkıtır gibi kendi içine bir tarayıcı salar ve oradan sezgiler, duygular, düşünceler derleyerek yapıtını oluşturmaya girişir. Nâzım Hikmet'in şiiri böylesi bir gelişigüzellikten uzaktır. Nâzım Hikmet'in şiirinde her şey üst düzeyde bir kavrayış ve üst düzeyde bir açıklama adına uzun uzun tartışılmıştır. (...)&lt;br /&gt;"Her sanatçı sanatını, bu arada estetiğini kendi yaşam koşulları içinde, kendi yaşam koşullarına göre geliştirir.&lt;br /&gt;"Sanatçının sanat deneyleri, başka sanatçıların sanat deneyleriyle güçlendiği ve bütünleştiği ölçüde önem kazanır. Bu, başka sanat çabalarının bize yol göstermesidir. İşte etkilenme bu noktada önemli olur, bu noktada kurucu bir anlam kazanır. Sanatçı yalnızca sevip saydığı üç beş sanatçının değil, bütün bir insanlık tarihinin etkilerine açık olmayı bilen kişidir. Bir sanatçının büyüklüğü, almış olduğu etkilerin büyüklüğünden gelir. İnsanlığın güçlü kalıtından yararlanabilmek, bunu ne kadar söylesek azdır, ancak yüksek bir bilgi düzeyinde olmakla olasıdır. Bu yüksek bilgi düzeyi, Nâzım Hikmet'te de gördüğümüz gibi, aralıksız tartışmalar düzeyidir. Her şeyin yaşamsal zorunluluklar gereği enine boyuna tartışmalarla kurulduğu bir dünyada sanat da tartışmalar içinde varolacaktır. Bu tartışma yapıtın doğasına katılır, varlığına siner, her şeyinde yansır. Her yapıt bize daha ilk adımda tartışmasız bir insan yaşamı olmayacağı gerçeğini duyurur. Bu yüzden sanatçı bakışıyla tekçi bakış, sanatçı gözüyle bütüncü insan gözü bağdaşmalardan uzak iki ayrı kutup oluşturur. Bir başka deyişle, her şeyi bir biçim görmek isteyen insan sanatla uzak yakın ilişkisi olmayan, olamayacak olan insandır.&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet bilen, bildiği için de iyi gören bir sanatçıdır. Bakışı kaygan değildir, tersine kesinliklidir. Ancak bu kesinliklilik bir tekyanlılıktan kaynaklanmaz. Kimi sanatçı bakışını nerdeyse her şeye olur demeye hazır çok geniş bir açıdan dünyaya salar. Bu tür sanatçılar bize kesinliklerden çok kayganlıkları duyururlar. Nâzım Hikmet gibi sanatçılar, daha belirgin bir dünya görüşü içinde yer alan sanatçılar bu tür kayganlıklardan uzak kalırlar. (...)&lt;br /&gt;"O hem bir sanatçı, hem gerçek anlamda bir düşünür olarak bize her şeyden önce insanın büyüklüğünü, insan olmanın değerini öğretir. Şiiri tepeden tırnağa insandır. Ondan öğrendiğimiz bir başka şey, sanatçının bilgili olma zorunluluğudur. (...) Salt duyarlılık, salt sezgi, salt öngörü yetkin sanat yapıtlarını oluşturmaya yetmeyecektir. Duyarlılık da, sezgi de, öngörü de ancak bilgiyle gelişebilen şeylerdir. Nâzım Hikmet bize ayrıca şunu öğretmiştir : Gerçek bilgi toplumun ve tarihin bilgisidir, insan yaşamı zorunlu olarak toplumsaldır ve tarihseldir, buna göre gerçek insan kendisini toplumsal bir varlık olarak duyan insandır. İnsan ancak başkalarıyla insandır.&lt;br /&gt;"Bu bakış açısı doğal olarak Nâzım Hikmet'in estetiğine temel anlamını verir, ana özelliklerini kazandırır. Onun şiiri tekbiçim, tekyanlı, tekdüze, öğretici, bildirici, kafa açıcı, adam edici, kandırıcı, insanları doğru yola yöneltici bir şiir değildir; onun şiiri toplumda olduğu gibi, insan yaşamında olduğu gibi, değişik öğelerin, tam bir uyum içinde, hatta tam bir çatışkılı uyum içinde bir araya geldiği bir şiirdir. Onun bir yerinden baktınız mı koskoca bir dünyayı görürsünüz. (...)&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet gerçek anlamda çok yapılı bir bütünselliğin yaratıcısıdır. 'Bana göre büyük adam odur ki, sanattan politikaya kadar kendi işinde, en önde yürür, dönemeçleri önde geçer, olanı kavrar, olacağı sezer ve bu kavrayışla sezişe dayanarak yaratır.' Nâzım Hikmet bu tanımına uyan kişiliğiyle şiirimizin en büyük anıtı ve doruk noktasıdır. Onda her zaman koskoca bir tarihin insani özünü, şimdinin bütün boyutlarıyla ve bütün sancılarıyla kuruluşunu ve tam anlamında bir gelecek inancını buluruz." (Eylül 1990 tarihli, "Nâzım Hikmet'in Şiiri" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Cemal Süreya (1931-1990)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet'in önemi şurda : Bir devrim düşüncesini toptan üstlenmiş ve sonuna kadar götürmek cesaretini göstermiştir. Öte yandan şiirinde - anlatımında, kullandığı imgelerde, dil tutumunda - düşüncesinin, hayatının, varoluşunun karşılığını bulmuştur. Başka şairlerde görmeye alıştığımız, düşüncenin süs ve biçim olarak, iğreti olarak serpilişi, fikrin biçim cilveleri ve anlam oyunları halinde kalıp sırıtışı yoktur onda. Düşünce biçimsel olarak değil, yapısal [structurel] olarak yerleşir Nâzım Hikmet'in şiirine. Tümdengelmez onda düşünce. Daha çok hayatın verilerinden çıkışını yapar. Bu yüzden Tevfik Fikret gibi düşünceye boğulmaz. 'Bereketli bir ırmak' gibi çoğala çoğala büyür.&lt;br /&gt;"Nâzım Hikmet, şiirini hayatıyla tam doğrulamış bir şairdir. Ama daha önemlisi, siyasal tutumdaki birçok şairin aksine, hayatını şiiriyle eksiksiz bir planda doğrulamayı da bilmiştir. Devrim düşüncesiyle şiirsel yük müthiş bir bütünlenme içindedir onda. Ve bu bizim şiirimizde Nâzım Hikmet'e kadar rastlanmayan, dünya şiirinde de seyrek rastlanan bir özelliktir. Şiirsel onur yiğitlik tavrıyla bir arada gider Nâzım Hikmet'te. Şiirin en büyük deneylerinden biri." ("Sonuna Kadar" adlı yazısından)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3748757300537209400?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3748757300537209400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3748757300537209400&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3748757300537209400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3748757300537209400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/nazim-icin-ne-dediler.html' title='NAZIM İÇİN NE DEDİLER?'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-580288272267144136</id><published>2009-06-02T22:32:00.011+03:00</published><updated>2009-06-02T23:48:36.856+03:00</updated><title type='text'>USTA OZAN AHMED ARİF'İ ÖLÜMÜNÜN 18. YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-wX00CvI/AAAAAAAAAWk/X_bm6KLsk2M/s1600-h/AHMED+AR%C4%B0F+FOTOO.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342815902439312114" style="WIDTH: 318px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-wX00CvI/AAAAAAAAAWk/X_bm6KLsk2M/s400/AHMED+AR%C4%B0F+FOTOO.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;«Bir şair: Ahmed Arif &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Toplar dağların rüzgârlarını &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dağıtır çocuklara erken»&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-oxTqwzI/AAAAAAAAAWc/iqj-q3cz3hE/s1600-h/AHMED+AR%C4%B0F.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342815771840660274" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-oxTqwzI/AAAAAAAAAWc/iqj-q3cz3hE/s400/AHMED+AR%C4%B0F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-j6EunVI/AAAAAAAAAWU/AwsSsDXEGrU/s1600-h/AHMED+AR%C4%B0F-.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342815688294571346" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-j6EunVI/AAAAAAAAAWU/AwsSsDXEGrU/s400/AHMED+AR%C4%B0F-.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-ei4eN2I/AAAAAAAAAWM/YeqQEDIBnYc/s1600-h/SLAYT+4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342815596169803618" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-ei4eN2I/AAAAAAAAAWM/YeqQEDIBnYc/s400/SLAYT+4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-YTcZBaI/AAAAAAAAAWE/5WxxUFLcRp8/s1600-h/slayt5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342815488946275746" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-YTcZBaI/AAAAAAAAAWE/5WxxUFLcRp8/s400/slayt5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-4076e38313254e9a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v15.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4076e38313254e9a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D15D2929020956D4DFA34A09C7C3E88B2055D6491.3669DB76859CC5EF5461C11D98466FC85AE343A8%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4076e38313254e9a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DMRu8Crb4KhYVpXcWPx0TdWdHGWY&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v15.nonxt5.googlevideo.com/videoplayback?id%3D4076e38313254e9a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D15D2929020956D4DFA34A09C7C3E88B2055D6491.3669DB76859CC5EF5461C11D98466FC85AE343A8%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D4076e38313254e9a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DMRu8Crb4KhYVpXcWPx0TdWdHGWY&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-580288272267144136?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=4076e38313254e9a&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/580288272267144136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=580288272267144136&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/580288272267144136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/580288272267144136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/usta-ozan-ahmed-arifi-olumunun-18.html' title='USTA OZAN AHMED ARİF&apos;İ ÖLÜMÜNÜN 18. YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV-wX00CvI/AAAAAAAAAWk/X_bm6KLsk2M/s72-c/AHMED+AR%C4%B0F+FOTOO.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8654439151393948823</id><published>2009-06-02T22:10:00.001+03:00</published><updated>2009-06-02T22:12:26.924+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV5S2AWtYI/AAAAAAAAAVU/zzmNNdJyIxI/s1600-h/sirmali_ahmed_arif_in_rifat_ilgaz_a_yazdigi_mektup.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342809897586570626" style="WIDTH: 294px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV5S2AWtYI/AAAAAAAAAVU/zzmNNdJyIxI/s400/sirmali_ahmed_arif_in_rifat_ilgaz_a_yazdigi_mektup.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;13/11/1988 Yeşilköy&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Sevgili Rıfat ağabey,&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkânsız onurusun. Büyük şair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozansın. Sana "Ağabey" diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. Şunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti... &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl...&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Merhaba Sevgili ağabey...&lt;br /&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Ahmet Arif&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8654439151393948823?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8654439151393948823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8654439151393948823&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8654439151393948823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8654439151393948823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/13111988-yesilkoy-sevgili-rfat-agabey_02.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV5S2AWtYI/AAAAAAAAAVU/zzmNNdJyIxI/s72-c/sirmali_ahmed_arif_in_rifat_ilgaz_a_yazdigi_mektup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-4236013633790438136</id><published>2009-06-02T22:04:00.003+03:00</published><updated>2009-06-02T22:10:12.573+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV33gcc1cI/AAAAAAAAAVM/KSnu58ce0Gw/s1600-h/sirmali_rifat_ilgaz_in_ahmed_arif_e_yazdigi_mektup.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342808328430736834" style="WIDTH: 325px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV33gcc1cI/AAAAAAAAAVM/KSnu58ce0Gw/s400/sirmali_rifat_ilgaz_in_ahmed_arif_e_yazdigi_mektup.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Sevgili Ozan Kardeşim, Ahmed Arif! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Son kere Yeşilköy'den seslenmişin bana!&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Seni hep yeşillikler içinde düşünüyorum, anımsayınca... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile kahrolarak" verdin! Alnın ak, yüreğin pırıl pırıl... Benim eşsiz, değerli kardeşim, içli, özgün şairim! Hoşça kal, solmaz tükenmez yeşillikler içinde! Unutmadık, unutmayacağız seni, halkımızın yaşadığı sürece. Yapıtların, anıların belleklerimizden silinmeyecek! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili kardeşim, bekle yeşillikler içinde beni! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;Rıfat Ilgaz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-4236013633790438136?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/4236013633790438136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=4236013633790438136&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4236013633790438136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4236013633790438136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/sevgili-ozan-kardesim-ahmed-arif-son.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV33gcc1cI/AAAAAAAAAVM/KSnu58ce0Gw/s72-c/sirmali_rifat_ilgaz_in_ahmed_arif_e_yazdigi_mektup.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8310709829039075800</id><published>2009-06-02T21:55:00.000+03:00</published><updated>2009-06-02T21:56:07.512+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV1u4t9MfI/AAAAAAAAAU0/39hsxDgKZg8/s1600-h/ONUR+DA+A%C4%9ELAR.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342805981304533490" style="WIDTH: 165px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV1u4t9MfI/AAAAAAAAAU0/39hsxDgKZg8/s400/ONUR+DA+A%C4%9ELAR.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8310709829039075800?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8310709829039075800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8310709829039075800&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8310709829039075800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8310709829039075800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/blog-post.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SiV1u4t9MfI/AAAAAAAAAU0/39hsxDgKZg8/s72-c/ONUR+DA+A%C4%9ELAR.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8749900323733230714</id><published>2009-06-02T21:45:00.002+03:00</published><updated>2009-06-02T21:54:38.901+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İSİMSİZ &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir akşam üstüdür şarabî&lt;br /&gt;Bahçeler ve dağlar üzre hükümran&lt;br /&gt;Tam dünyayı dolaşmak saatindesin&lt;br /&gt;Ay ışığı su içer birazdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızarmış kalçalarını çanlar&lt;br /&gt;Alabildiğine vurur&lt;br /&gt;Manşetlerde kilometre kilometre yalan&lt;br /&gt;Sallanır durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen çocuk tulumunda&lt;br /&gt;Matbaa mürekkebi&lt;br /&gt;Rüsva olmuş ellerin emeği&lt;br /&gt;Alıp götürmüşler dost dediğini&lt;br /&gt;Almış rüzgârlar içini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümide benzer&lt;br /&gt;Sevdaya&lt;br /&gt;Soğuk bir namludur&lt;br /&gt;ör ve pusuda&lt;br /&gt;Ense kökünde zulüm&lt;br /&gt;Ve sermiş cânım sofrasını dört başı mâmur&lt;br /&gt;Burnun dibine&lt;br /&gt;Hürriyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seviyorsun mümkün&lt;br /&gt;Aranızda kurşun&lt;br /&gt;Yasak bölge var&lt;br /&gt;Sen genç&lt;br /&gt;Sevdan ölünecek kadar güzel&lt;br /&gt;Kanunu yapanlar ihtiyar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/index.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/index.html"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Ahmed ARİF&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/index.html"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir, Refik Durbaş'ın "Ahmed Arif Anlatıyor: KALBİM DİNAMİT KUYUSU" adlı kitabından alınmıştır.Şiir, 1947 yılında "Meydan" adlı dergide yayınlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8749900323733230714?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8749900323733230714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8749900323733230714&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8749900323733230714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8749900323733230714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/06/isimsiz-bir-aksam-ustudur-sarabi.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-573516210705311871</id><published>2009-05-06T00:34:00.003+03:00</published><updated>2009-05-06T00:42:32.651+03:00</updated><title type='text'>UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCxSq7p-HI/AAAAAAAAAUs/5kdXgndqyfo/s1600-h/DEN%C4%B0Z+6.F%C4%B0LO.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332456893126932594" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCxSq7p-HI/AAAAAAAAAUs/5kdXgndqyfo/s400/DEN%C4%B0Z+6.F%C4%B0LO.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;ÜÇ DAĞA AĞIT &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlığın&lt;br /&gt;çıplaklığın acısı mı genişliyor&lt;br /&gt;dalları&lt;br /&gt;meyvaya çağıran rüzgâr mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dalgın bir kuşun ötüşünden&lt;br /&gt;sevdiğinin kalbine düşen âşık mı&lt;br /&gt;yağmuru emen toprak mı derinleşiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yas mı tutmalıyım onurlu ölüme&lt;br /&gt;halkın gözlerini dolduran çizgilere&lt;br /&gt;umudu mu çağırmalıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre&lt;br /&gt;sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların&lt;br /&gt;gidiyor&lt;br /&gt;öfkenin haykırışları&lt;br /&gt;yasalarıyla gidiyor kahredişin&lt;br /&gt;zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor&lt;br /&gt;toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil&lt;br /&gt;azarlanmış çocukların kederiyle değil&lt;br /&gt;doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor&lt;br /&gt;ölümü donatan arkadaşlarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre&lt;br /&gt;durutarak gündüzleri geceleri&lt;br /&gt;durutarak adanmışlığı, mertliği, yüceliği&lt;br /&gt;damıtıp sevdalarına&lt;br /&gt;neferi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar&lt;br /&gt;özgürlüğün borcu mu ödeniyor&lt;br /&gt;yaralar mı açılıyor yoksulluğa&lt;br /&gt;ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah gidiyor işte gidiyor göz göre göre&lt;br /&gt;birer rüzgâr uğultusu bırakarak yanan ateşe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;NİHAT BEHRAM&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-573516210705311871?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/573516210705311871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=573516210705311871&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/573516210705311871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/573516210705311871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/05/unutmadikunutturmayacagiz.html' title='UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCxSq7p-HI/AAAAAAAAAUs/5kdXgndqyfo/s72-c/DEN%C4%B0Z+6.F%C4%B0LO.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-761862991357515955</id><published>2009-05-06T00:30:00.004+03:00</published><updated>2009-05-06T00:34:04.502+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCwxvRkzvI/AAAAAAAAAUk/3v61fHtSuU4/s1600-h/%C3%87OCUKLAR+VE+DEN%C4%B0Z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332456327356927730" style="WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 175px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCwxvRkzvI/AAAAAAAAAUk/3v61fHtSuU4/s400/%C3%87OCUKLAR+VE+DEN%C4%B0Z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-761862991357515955?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/761862991357515955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=761862991357515955&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/761862991357515955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/761862991357515955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/05/blog-post.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCwxvRkzvI/AAAAAAAAAUk/3v61fHtSuU4/s72-c/%C3%87OCUKLAR+VE+DEN%C4%B0Z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8669884036603341419</id><published>2009-05-06T00:25:00.003+03:00</published><updated>2009-05-06T00:29:48.643+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCvBfYLOgI/AAAAAAAAAUc/bwzOL2o-q1Q/s1600-h/DEN%C4%B0ZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332454398944295426" style="WIDTH: 309px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCvBfYLOgI/AAAAAAAAAUc/bwzOL2o-q1Q/s400/DEN%C4%B0ZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SICAK SAKLAYIN GECELERİMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçici ayrılık benimkisi&lt;br /&gt;ilkyaz çiçeğine gebeyim&lt;br /&gt;ağıtlar yakmayın adıma&lt;br /&gt;ben ölmedim ölmeyeceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıcak saklayın gecelerimi&lt;br /&gt;karlar altından çıkıp geleceğim&lt;br /&gt;düşlerinizin ateşinden&lt;br /&gt;ılık bir rüzgar gibi eseceğim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;demlice bir çay koyun üstüne&lt;br /&gt;aç çocuk gibi besleyin sobayı&lt;br /&gt;nasıl tütüyorsanız gözlerimde&lt;br /&gt;öylece tütsün buharı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzunca serin yatağımı&lt;br /&gt;boyunca uzansın ayağım&lt;br /&gt;el aman deyince gece&lt;br /&gt;usulca kıvrılır yatarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;can canım canlarım&lt;br /&gt;hazır mı koynunuzdaki yerim&lt;br /&gt;gün olur gecikmiş çocuk gibi&lt;br /&gt;bağıra çağıra gelirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;Nevzat ÇELİK&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8669884036603341419?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8669884036603341419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8669884036603341419&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8669884036603341419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8669884036603341419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/05/sicak-saklayin-gecelerimi-gecici-ayrlk_06.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SgCvBfYLOgI/AAAAAAAAAUc/bwzOL2o-q1Q/s72-c/DEN%C4%B0ZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZZ.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8567108954835405751</id><published>2009-04-24T03:33:00.004+03:00</published><updated>2009-04-24T03:44:24.538+03:00</updated><title type='text'>NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SfEJIy8wf7I/AAAAAAAAATc/D95dkqKzacw/s1600-h/N%C3%9CKLEER+AF%C4%B0%C5%9E%C4%B0.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328049880876220338" style="WIDTH: 284px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SfEJIy8wf7I/AAAAAAAAATc/D95dkqKzacw/s400/N%C3%9CKLEER+AF%C4%B0%C5%9E%C4%B0.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleer Karşıtı Platform, Çernobil Felaketi'nin yıldönümünde Sinop'ta düzenleyeceği mitingle nükleer santral kurma girişimlerini protesto edecek. Nükleer santrallara karşı miting, &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;"Çernobili Unutma, Geleceğine Sahip Çık"&lt;/span&gt; talebiyle 26 Nisan Pazar günü saat 13.00'de Sinop Uğur Mumcu Meydanı'nda düzenlenecek. Tüm Sinop halkını geleceğine sahip çıkmaya davet ediyorum.Ben orada olacağım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8567108954835405751?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.sinopegitimsen.web.tr.tc/' title='NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8567108954835405751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8567108954835405751&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8567108954835405751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8567108954835405751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/04/nukleer-santrallere-hayir.html' title='NÜKLEER SANTRALLERE HAYIR!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SfEJIy8wf7I/AAAAAAAAATc/D95dkqKzacw/s72-c/N%C3%9CKLEER+AF%C4%B0%C5%9E%C4%B0.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7613195716727327577</id><published>2009-04-14T00:43:00.004+03:00</published><updated>2009-04-14T00:56:46.151+03:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 27.YILINDA BABAMI ÖZLEMLE ANIYORUM...</title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BAĞIŞLA &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;                                                                       babama&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;bir yerlerde gökyüzü vardı aldanıp mavisine&lt;br /&gt;gitmek vardı akşam yığılırken kente.&lt;br /&gt;çok eskiden dut ağaçları ve erik&lt;br /&gt;ve pekmez olan üzümler vardı haymalıkta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sessiz çocuk vardı düşlerinde saz&lt;br /&gt;yalnız bir güz vardı o zamanlar annemin yüzünde.&lt;br /&gt;kışı bekleyen acılar konsolun tozlu çekmecesinde&lt;br /&gt;bir de unuttuğumuzu sandığımız anılar vardı yalansız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir zamanlar babam vardı ince uzun parmakları&lt;br /&gt;kederli bakışları dikerdi yoksulların çıplak ayaklarını&lt;br /&gt;okşardı bazen bir kumru,güvercin ve keklik&lt;br /&gt;diliyle konuşur ve öperdi yoksulluğun diliyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bağışla,uzun şiirler yazamadım sana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;MUSTAFA KOÇ&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7613195716727327577?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7613195716727327577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7613195716727327577&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7613195716727327577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7613195716727327577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/04/olumunun-27yilinda-babama-ozlemle.html' title='ÖLÜMÜNÜN 27.YILINDA BABAMI ÖZLEMLE ANIYORUM...'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6521262708089887125</id><published>2009-04-08T00:16:00.002+03:00</published><updated>2009-04-08T00:36:34.525+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BİR AŞK ÖNCESİNİN SIZISI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah yine mi gönlümde benim&lt;br /&gt;kuş uçar yana yana&lt;br /&gt;su akar döne döne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filizlerin yaralısı aşkların&lt;br /&gt;sır-sınır tanımayan düşleri&lt;br /&gt;yine mi sarmış teni&lt;br /&gt;asmalarda sürgünlerin belalısı işlere?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizleyemem:&lt;br /&gt;bir yanım duruşundan sığırcık&lt;br /&gt;bir yanım bakışından tomurcuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemedim nasıl oldu:&lt;br /&gt;kayıp gitmiş yüreğimin yarısı,&lt;br /&gt;ardı sıra çiçeğine goncalandı büyüsü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahası var:&lt;br /&gt;talan olur,yalan olur,&lt;br /&gt;yeşermeden yolan olur diye diye&lt;br /&gt;ötesini-berisini soramadım kimselere düşümün,&lt;br /&gt;yazılarım-sızılarım saklı kaldı içimde;&lt;br /&gt;bir kez olsun duruşunu saramadan ölür isem&lt;br /&gt;suç benim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Boş ver!" dedim:&lt;br /&gt;eli-günü düşünecek an değil,&lt;br /&gt;yaralanan benim canım kime ne;&lt;br /&gt;dudağımda kıvılcımın irisi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korktuğum şu:&lt;br /&gt;ürkütürsem kavuşamam,ayışığı kirpikleri incinir;&lt;br /&gt;gücenirse barışamam, bu dert beni bitirir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası:&lt;br /&gt;yoncalara oyalanmış gözlerinde&lt;br /&gt;usul usul uçuşan kelebeksi o gülüş,&lt;br /&gt;saçlarında esin kuşun yavrusuna&lt;br /&gt;yuva yuva kıvırcık&lt;br /&gt;sesler beni köşe-bucak kendi huyuna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyleyim ki:&lt;br /&gt;şu ömrümde doyamadı hasretlerin sürüsü,&lt;br /&gt;gide-gele yol üstünde kanarım:&lt;br /&gt;ne gurbette ne sılada duruldum&lt;br /&gt;ona yanarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;NİHAT BEHRAM&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6521262708089887125?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6521262708089887125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6521262708089887125&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6521262708089887125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6521262708089887125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/04/bir-ask-oncesinin-sizisi-ah-yine-mi.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2198115807042881206</id><published>2009-03-29T02:40:00.004+02:00</published><updated>2009-03-29T02:45:46.441+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BAZI YARALILARA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Nereye bakıyorsun&lt;br /&gt;İşte yaralı insanların fotoğrafları&lt;br /&gt;İşte yangından çıkarılan çocuk cesetleri&lt;br /&gt;Bu, savaşmış bir atlının sakat kalan ayağı&lt;br /&gt;Bu kesik kol, önemsiz bir iş kazası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kime bakıyorsun&lt;br /&gt;İşte bacağından alınan üç parça kemik&lt;br /&gt;İşte bombardımandan sonraki yaralılar&lt;br /&gt;Bu, sınırı geçemeyenin aldığı yara&lt;br /&gt;Bu yarım adam, küçük bir işkence hatası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neye bakıyorsun&lt;br /&gt;Sayamazsın o ciğerdeki yaraları&lt;br /&gt;Kime bakıyorsun&lt;br /&gt;Bilemezsin geçmişindeki yaraları&lt;br /&gt;Nereye bebeyken nazar boncuğu&lt;br /&gt;Kime büyüyünce kurşun yarası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sen&lt;br /&gt;Yine de verirsin çiçeğini yaralı ağaç&lt;br /&gt;Uçarsın yaralı keklik&lt;br /&gt;Kan diner yol açılır&lt;br /&gt;Gün döner gece kısalır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteyen denize isteyen kendine baksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;SÜREYYA BERFE&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2198115807042881206?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2198115807042881206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2198115807042881206&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2198115807042881206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2198115807042881206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/03/bazi-yaralilara-nereye-bakyorsun-iste.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8411113411765997327</id><published>2009-03-24T23:05:00.002+02:00</published><updated>2009-03-24T23:11:11.455+02:00</updated><title type='text'>Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Süreyya BERFE'nin</title><content type='html'>Türk şiirinin tanınmış kalemlerinden Ceyhun Atuf Kansu anısına düzenlenen şiir ödülünün sahibi ''Çıkrık'' adlı yapıtıyla Süreyya Berfe oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adnan Binyazar, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Kansu'nun ailesi adına Bahar Gökler, Emin Özdemir ve Sevgi Özel'den oluşan Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Seçici Kurulu, Durbaş'ın rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı son toplantısında, bu yıl ödüle katılan 41 yapıtı değerlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurul, Süreyya Berfe'nin, geçen yıl yayımlanan ''Çıkrık'' adlı kitabını, oybirliği ile ödüle değer gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berfe, ödülünü 26 Mart'ta Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenecek törende alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk şiirleri 1962'de ''Yön'' dergisinde çıkan Süreyya Berfe, 1966'da ''Kasaba'' adlı şiiriyle Türkiye Milli Talebe Federasyonu Kültür Yarışması birincilik ödülünü aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kitabı ''Gün Ola'' Fikir Kulüpleri Federasyonu tarafından basılırken, 1960 Kuşağı olarak anılan İsmet Özel, Refik Durbaş, Ataol Behramoğlu, Egemen Berköz gibi şairler arasında yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk şiirlerinde İkinci Yeni'nin etkileriyle soyutlamalara eğilim duyan Süreyya Berfe, 1966'dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aradı. İkinci kitabı ''Savrulan'' 1971'de yayımlandı, ardından ''Hayat ile Şiir'' (1980), ''Ufkun Dışında'' (1985), ''Şiir Çalışmaları'' (1992), ''Ruhumun'' (1998), ''Kalfa'' (1995-1998-1999), ''Seçme Şiirler'' (2001), ''Nabiga'' (2001), ''Seni Seviyorum'' (2002), ''Foklar Söyledi, Ben Yazdım'' (2005) geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Şiir Çalışmaları'' adlı eseriyle Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü, ''Nabiga'' ile 2002 yılında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazanan şair, ''Seni Seviyorum'' isimli şiir kitabıyla da 2002 Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'ne değer bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreyya Berfe'nin şiirleri 17 dile çevrildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8411113411765997327?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8411113411765997327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8411113411765997327&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8411113411765997327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8411113411765997327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/03/ceyhun-atuf-kansu-siir-odulu-sureyya.html' title='Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü Süreyya BERFE&apos;nin'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1162162458447449195</id><published>2009-03-24T22:51:00.002+02:00</published><updated>2009-03-24T22:58:06.489+02:00</updated><title type='text'>21 Mart Dünya Şiir Günü</title><content type='html'>2009 PEN Şiir Ödülü’nü kazanan Kemal Özer’in Dünya Şiir Günü Bildirisi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yüzleşme günündeyiz yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?&lt;br /&gt;Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle diyebiliriz örneğin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neruda'nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1162162458447449195?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1162162458447449195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1162162458447449195&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1162162458447449195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1162162458447449195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/03/yalinayak-degildir-siir.html' title='21 Mart Dünya Şiir Günü'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8939640798184537791</id><published>2009-01-25T01:09:00.003+02:00</published><updated>2009-01-25T01:13:43.959+02:00</updated><title type='text'>ONAT KUTLAR'I DOĞUMUNUN 73.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;PERA'LI BİR AŞK İÇİN GAZEL&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhaba güzelim, bak nasıl doldurdu&lt;br /&gt;-Dur önce şu sigaramı yakayım-&lt;br /&gt;Kırmızı bir güneş bardağımızı&lt;br /&gt;Dışarda kararan rum kilisesinin&lt;br /&gt;Gürültüyü yapraklara çeviren&lt;br /&gt;Çan sesleriyle yüklü ve karmakarışık&lt;br /&gt;Saatlerden geçiyoruz umut, ayrılık&lt;br /&gt;Günleri. Yüzünün gülü kapalı&lt;br /&gt;Acı eylül geçiyor köklerimizden&lt;br /&gt;-Sanırım değişen bir şey olmalı-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyoruz öğle sonu mavi perdesi&lt;br /&gt;Gözlerinin yıldızıyla ışıyan&lt;br /&gt;-Dur güzelim yüzüne dokunacağım-&lt;br /&gt;Ve aklı yetmeyen tarlakuşuna&lt;br /&gt;Öpüşlerle derinleşen bir halı&lt;br /&gt;Yeni gelin bahçeleri dokuyan&lt;br /&gt;-Bu kör eylül karanlığından uzak-&lt;br /&gt;Bir ölümsüz yaz ülkesi olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkalım buradan hemen gidelim&lt;br /&gt;-Ben önce şu hesabı vereyim-&lt;br /&gt;Avluda fatihin ormanlarından&lt;br /&gt;Kesilmiş çamlara bakan rum yetim&lt;br /&gt;İçimi yalnızlıkla dolduruyor&lt;br /&gt;Kapıda sadakor bir dalgınlığın&lt;br /&gt;Ardından bize bakan şu delikanlı&lt;br /&gt;-Nasıl benim gençliğime benziyor-&lt;br /&gt;Şiirimiz bitince ve solduğunda&lt;br /&gt;Sarı gül yaprağına yazdığım divan&lt;br /&gt;Alıp götürecek bir sahaf olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://siir.gen.tr/siir/o/onat_kutlar/index.html"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Onat KUTLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8939640798184537791?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8939640798184537791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8939640798184537791&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8939640798184537791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8939640798184537791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/01/onat-kutlari-doumunun-73yilinda.html' title='ONAT KUTLAR&apos;I DOĞUMUNUN 73.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3791094233122160084</id><published>2009-01-03T20:24:00.005+02:00</published><updated>2009-01-03T20:39:18.182+02:00</updated><title type='text'>DÜNYADAKİ TÜM GÜVERCİN KASAPLARINA!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SV-toJGeXgI/AAAAAAAAAQ0/x2Of3_m1bXg/s1600-h/291208_gazze.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287135392705699330" style="WIDTH: 295px; CURSOR: hand; HEIGHT: 185px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SV-toJGeXgI/AAAAAAAAAQ0/x2Of3_m1bXg/s400/291208_gazze.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GÜVERCİN KASAPLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yel ulur kar toz durur bir kış&lt;br /&gt;Yazı yabanda şu sıra içimiz.&lt;br /&gt;Oysa sevmelerin ustasıyız biz&lt;br /&gt;Bir de alçaklıklarla kavganın.&lt;br /&gt;Alıcıkuş kesiliriz ve de ense kökünde&lt;br /&gt;Göğsümüzdeki o sıcak güvercini&lt;br /&gt;Kara dirgen elleriyle&lt;br /&gt;Boğmaya kalkışanların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden, güvercin kasapları, barışımıza kan bularsınız&lt;br /&gt;Öyle kötüsünüz ki&lt;br /&gt;İki gözden dört ölüm bakarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabanca gibidir tabanca&lt;br /&gt;Sevgilenmemiz de vuruşmamız da&lt;br /&gt;Ya yürek dalında patlar&lt;br /&gt;Ya da bir alın çatında.&lt;br /&gt;Ne ki çok kez dalaşmaktansa&lt;br /&gt;Acıdan yükünü tam almış&lt;br /&gt;Güçlü bir katır gibi&lt;br /&gt;Vururuz yalnızlık yokuşumuza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden yolunuz bu denli ıramış güzellikten&lt;br /&gt;Öyle bataklıksınız ki&lt;br /&gt;Bir çiçek düşü bile geçmemiş içinizden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;TAHSİN SARAÇ&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3791094233122160084?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3791094233122160084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3791094233122160084&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3791094233122160084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3791094233122160084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2009/01/dnyadaki-tm-gvercin-kasaplarina.html' title='DÜNYADAKİ TÜM GÜVERCİN KASAPLARINA!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SV-toJGeXgI/AAAAAAAAAQ0/x2Of3_m1bXg/s72-c/291208_gazze.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3301794460477375001</id><published>2008-12-30T01:09:00.003+02:00</published><updated>2008-12-30T01:39:25.902+02:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜN ADI:GAZZE</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SVlZQ5ClK8I/AAAAAAAAAQc/eTjLvgOlR0o/s1600-h/98_8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285353784420412354" style="WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 380px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SVlZQ5ClK8I/AAAAAAAAAQc/eTjLvgOlR0o/s400/98_8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail 3 gündür ölüm yağdırıyor yoksul filistin halkının üzerine.&lt;br /&gt;Filistin alev alev yanıyor,yıkılıyor.&lt;br /&gt;Her yanda acı ve kan...&lt;br /&gt;Operasyonun adına "Dökme Kurşun" diyorlar.&lt;br /&gt;Gökten döktüğü o kurşunlar;çocuk,genç,yaşlı,kadın,erkek demeden ölüm saçıyor.&lt;br /&gt;Gazze ölüm kokuyor.Ölü sayısı 300'ün,yaralı sayısı 1400'ün üzerinde...&lt;br /&gt;Filistin halkı katlediliyor...Ve bütün dünya bu katliamı seyrediyor...&lt;br /&gt;Tevrat "Öldürmeyeceksin" diyor.Onlar öldürmeye doymuyor...&lt;br /&gt;Gazze ölüm kokuyor...Gazze ölüm kokuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KATİL İSRAİL FİLİSTİN'DEN DEFOL!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3301794460477375001?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3301794460477375001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3301794460477375001&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3301794460477375001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3301794460477375001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/12/lmn-adigazze.html' title='ÖLÜMÜN ADI:GAZZE'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SVlZQ5ClK8I/AAAAAAAAAQc/eTjLvgOlR0o/s72-c/98_8.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8859476908521270365</id><published>2008-12-14T20:49:00.006+02:00</published><updated>2008-12-14T22:25:49.841+02:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 29.YILINDA BEHÇET NECATİGİL'İ SAYGIYLA ANIYORUZ!</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SEVGİLERDE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgileri yarınlara bıraktınız&lt;br /&gt;Çekingen, tutuk, saygılı.&lt;br /&gt;Bütün yakınlarınız&lt;br /&gt;Sizi yanlış tanıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmeyen işler yüzünden&lt;br /&gt;(Siz böyle olsun istemezdiniz)&lt;br /&gt;Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi&lt;br /&gt;Kalbinizi dolduran duygular&lt;br /&gt;Kalbinizde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz geniş zamanlar umuyordunuz&lt;br /&gt;Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.&lt;br /&gt;Yılların telâşlarda bu kadar çabuk&lt;br /&gt;Geçeceği aklınıza gelmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli bahçenizde&lt;br /&gt;Açan çiçekler vardı,&lt;br /&gt;Gecelerde ve yalnız.&lt;br /&gt;Vermeye az buldunuz&lt;br /&gt;Yahut vakit olmadı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name="nilufer"&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;NİLÜFER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Ben oraya koymuştum, almışlar,&lt;br /&gt;Arasına sıkışık saatlerin.&lt;br /&gt;Çıkarır bakardım kimseler yokken;&lt;br /&gt;Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kışken ilkyaz, sularımda açardı&lt;br /&gt;Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?&lt;br /&gt;Eski defterlerde sararırmış yaprak.&lt;br /&gt;Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ışıktı yanardı gecelerde;&lt;br /&gt;Akşam, çiçekler uykuya yattı,&lt;br /&gt;Sardı karşı kıyıları karanlık- -&lt;br /&gt;Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;span style="color:#ff99ff;"&gt;SOLGUN BİR GÜL DOKUNUNCA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;Çoklarından düşüyor da bunca&lt;br /&gt;Görmüyor gelip geçenler&lt;br /&gt;Eğilip alıyorum&lt;br /&gt;Solgun bir gül oluyor dokununca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya büyük şehirlerin birinde&lt;br /&gt;Geziniyor kalabalık duraklarda&lt;br /&gt;Ya yurdun uzak bir yerinde&lt;br /&gt;Kahve, otel köşesinde&lt;br /&gt;Nereye gitse bu akşam vakti&lt;br /&gt;Ellerini ceplerine sokuyor&lt;br /&gt;Sigaralar, kâğıtlar&lt;br /&gt;Arasından kayıyor usulca&lt;br /&gt;Eğilip alıyorum, kimse olmuyor&lt;br /&gt;Solgun bir gül oluyor dokununca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da yalnız bir kızın&lt;br /&gt;Sildiği dudak boyasında&lt;br /&gt;Eşiğinde yine yorgun gecenin&lt;br /&gt;Başını yastıklara koyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor&lt;br /&gt;En çok güz ayları ve yağmur yağınca&lt;br /&gt;Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.&lt;br /&gt;Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor&lt;br /&gt;Solgun bir gül oluyor dokununca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda&lt;br /&gt;Akşamlara gerili ağlarla takılıyor&lt;br /&gt;Yaralı hayvanlar gibi soluyor&lt;br /&gt;Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor&lt;br /&gt;Yollar, ya da anılar boyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece&lt;br /&gt;Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam&lt;br /&gt;Solgun bir gül oluyor dokununca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;BEHÇET NECATİGİL&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8859476908521270365?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8859476908521270365/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8859476908521270365&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8859476908521270365'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8859476908521270365'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/12/lmnn-29yilinda-behet-necatigii-saygiyla.html' title='ÖLÜMÜNÜN 29.YILINDA BEHÇET NECATİGİL&apos;İ SAYGIYLA ANIYORUZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-187763566383260488</id><published>2008-10-16T00:05:00.004+03:00</published><updated>2008-10-16T00:15:37.515+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Söyle sevda içinde türkümüzü,&lt;br /&gt;Aç bembeyaz bir yelken&lt;br /&gt;Neden herkes güzel olmaz,&lt;br /&gt;Yaşamak bu kadar güzelken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, dallarla, bulutlarla bir,&lt;br /&gt;Ayrı maviliklerden geçmiştir&lt;br /&gt;İnsan nasıl ölebilir,&lt;br /&gt;Yaşamak bu kadar güzelken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999900;"&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;ÖLÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hangi mahallede imam yok,&lt;br /&gt;Ben orada öleceğim.&lt;br /&gt;Kimse görmesin ne kadar güzel,&lt;br /&gt;Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüler namına, azade ve temiz,&lt;br /&gt;Meçhul denizlerde balık;&lt;br /&gt;Müslüman değil miyim, haşa,&lt;br /&gt;Fakat istemiyorum, kalabalık.&lt;br /&gt;Beyaz kefenler giydirmesinler,&lt;br /&gt;Sızlamasın karanlığım havada.&lt;br /&gt;Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,&lt;br /&gt;Ki bütün azalarım hülyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir dua yerine getiremez,&lt;br /&gt;Benim kainatlardan uzaklığımı.&lt;br /&gt;Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,&lt;br /&gt;Çılgınca seviyorum sıcaklığımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-187763566383260488?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/187763566383260488/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=187763566383260488&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/187763566383260488'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/187763566383260488'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/10/syle-sevda-iinde-trkmz-syle-sevda-iinde.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1209253940366771698</id><published>2008-10-15T21:16:00.003+03:00</published><updated>2009-03-25T00:31:04.748+02:00</updated><title type='text'>"BEN BİR ÖĞRENCİYİM.ŞİİR ÖĞRENCİSİYİM"</title><content type='html'>Dağlarca ile yıllar sonra tekrar bir araya geldiğimde sık sık eski sözlerini anımsatarak sorular yönelttim. Keskin zekası ile zamana meydan okuyan Dağlarca, “ses bayrağım” dediği Türkçe’yi daha yükseklerde dalgalandırmakta kararlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Tek avuntum- sizinle konuşurken- kendi bulduğum ve kendime sakladığım bir gerçektir: Yaşlılar geç yaşlanır. Bu yaşımdan sonra bu sevinci duyduğum için mutluyum. 10 yıl ötesini görüyorum. Ben iki yıl ileri gitmişim, siz on. Dört yıl sonrasını görüyorum. Ben iki yıl ileri gitmişim, siz on. Dört yıl sonrasını görüyorum. Ben dört yıl ileri gitmişim, siz otuz beş. Sevindiniz değil mi; beş sene karlısınız. Daha sonrası yaşıtlığımızdır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin Arpa:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Aradan 13 yıl geçtikten sonra. Çok merak ediyorum. Gerçekten o yaşıtlığı yakalayabildik mi, ne düşünüyorsunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Görünürde sanki bir büyük yelkenim. Ve öyle bir yelken ki, kendi rüzgarımla kımıldar gibiyim. Yelkenim eskidi şimdi. Gene yelde, başka göklerde. İnsan, aldanımın içinde binlerce küçük yaratık. Coğrafyası da vardığı ölçüde. Demin siz konuşurken bir şiir lamba gibi yandı söndü, yandı söndü. Onu anımsıyorum. Ablamla aramızda… Çok garip, geceleri ablamla inerdik aşağılara, ayakkabıları dizerdik taşlara. Ablamla ben. Anneminkiler bir yanda, benimkiler bir yanda. Biz iki erkek. İyi ki 13 yıl sonra geldiniz beni kişiliğimle yan yana getirdiniz; ikicik. Parmaklarımda bir sızlanma oluyor. Öncelikle sağ elimin parmaklarında. Bugün de durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Hiç kimse yazarak yalnızlığını gideremez” &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;“Nüfus kağıdım değişiyor. Sözcük gibi oluyorum” demişsiniz. Yalnızlığınız sözcüklerle baş başa olmak değil mi? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Değil. Niye? Yalnızlık sürezlerden de daha büyük. Hiç kimse yazarak yalnızlığını gideremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yalnızlığı gidermek gibi bir uğraşınız oldu mu? Yoksa bu sizin seçiminiz miydi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Seçimim değil. Kendim isteyerek bunu bulmadım. Doğanın da bu işe beni hiç karıştırdığını sanmıyorum. Yalnızlık bence her maddenin içindedir. Telefonla konuşan bir şiir yazdım. Telefonla konuşan bildiğimiz buradaki bakır tellerinin ötekilere açılmasıdır, ötekilere seslenmesidir. Bakır tellerinin yalnızlığıdır. Bunu söyledim orada. Bir de böyle bir yalnızlık vardır. Belki alaşımlar bunların sevincidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Sözcükleri tar &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;tıyordu tanrım &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevmek en ağır gelince &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şaştı &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dizelerini yazan bir şair olarak sormak istiyorum. Yazmak, yalnızlığın orta yerinde yalnızlığı aralamak gibi bir şey mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Tanrı yeryüzü merkezli bir genel sevinç olmasın? Tanrı bütün mistik edebiyatın söylediği herkese düşen bir pay, bir hisse olmasın? Tanrı taa ilk gökyüzü kanalından başlayıp, avucumuzda kalan bir metafizik belge olmasın? Çok karışık kavramlar.Sen ne hınzır kızsın sen.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Hep öyle gördünüz nedense beni! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hep öylesin de ondan. Bir plan kurmuşsun. Ona tatlı götüreyim, yesin yesin konuşsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hüsniye’ciğim ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye Duman:&lt;/span&gt; Yok Fazıl Bey siz yiyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Hiç bana ye demiyorsunuz, Hüsniye’ciğim, Hüsniye’ciğim… Çatlatacaksınız insanı. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hüsniye’ciğim benim manevi eşim. Yemezsen bunu bırakacağım. Seni kıskandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hiçbir dizeye tam dizedir diyemedim.&lt;br /&gt;Yazdıklarım da içinde.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;em&gt; Dağlarca, ‘Yapıtlarımla Konuşmalar 1’ kitabınız üzerinden sormak istiyorum: Bu kitaplar, biraz da başkalarının sizi çok doğru anlayamamasından, yazamamasından, sizin bu konudaki kaygılarınızdan mı kaynaklanıyor? Kendi yapıtlarınızı kendinizle söyleşerek açıklamaya çalışmak...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; O kitap benim taa küçüklüğümden beri yazmak istediğim bir kitaptı. Yazmaya elim değdi, çok sevinçliyim. Orada gerek kendime ait, gerek şiire ait birçok gerçeği ortaya döktüm. Sonra o kitabın gördüğü ilgiden de memnunum. En az 25-30 dergi bana özel sayı yaparak bu kitaptan bahsetti. O kitap, içtenlikle yazılmış bir kitaptır. Uzun bir yaşamanın, çocuk yaşamasının öyküsüdür. O kitabı yazarken çok disiplin kurdum. Yazdırdığım kişiye çok güç günler yaşattım. Ama sevinçliyim. Bu iki kitap benim üzerime sanki çok ışıklı bir aydınlık serpmiştir. Birçok kişi şiirimin bazı gizlerini oradan öğrenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Böyle bir yöntem izlemenizde şiirinizle aranıza başka birini almamak isteğiniz de yok mu? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Allaha şükür, ben dinamiği kendinde olan birisiyim. ‘Öz yaptırım’ bence dinamik sözcüğünü karşılar. Ünüm, saygım bundandır.&lt;br /&gt;Bana birçok beyin doktoru sormuştur, anlamak istemiştir. Örneğin Eskişehir Üniversitesi’ne gittiğimde bir konuşma yaptım. Konuşmayı yaparken kendimi yitirdim. Doktor “Yok siz başka bir şey yiyorsunuz” dedi. Ne yiyeyim dedim? “Ben beyin doktoruyum, siz konuşurken öyle şeyler söylüyorsunuz ki, bunu insanın düşünmesine imkan yok” dedi. Neyse, adam demek istedi ki, senin beynin başka türlü çalışıyor. Bunu bana birçok kişi söyledi, doktorlar da söyledi. Bence bu alışkanlık şöyle olmuştur: Ben şimdiye dek kimseyi beğenmedim. Bir de bir huyum var, her okuduğum şeyi, dizeyi tashih etmeye başladım; başkasının dizelerini. Kelimelere yer değiştirtirim, kelimeleri bölerim, parçalarım. Anlamın daha nüanslı şekilde anlaşılmasını sağlayacak, gramerce çabalar gösteririm. İşte beğenmemek benim yolumdur. Kendim de içinde, kimseyi beğenmem. Kimseyi. Kanımca her anlatımın daha güzel biçimi vardır. Sanki anlam ağacı büyük, uzun bir ağaç. Buraya ne kadar uzansak ellerimiz ne kadar uzun olsa, kuracağımız merdivenler ne kadar büyük olsa, zıplasak az gelir. Hiçbir dizeye tam dizedir diyemedim, yazdıklarım da içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;O zaman dize tamamlanabilir bir şey değil midir&lt;/em&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Dize tamamlanacak bir şeydir ama daha ötesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin: &lt;/span&gt;&lt;em&gt;Siz “Aynı noktaya tanrıyla birlikte baksak tanrıdan önce ben görürüm” demiştiniz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Ben görürüm çünkü o daha öteye bakıyor. Ben önce görebilirim ama o daha uzun bakışlı. Daha doğrusu o bizim bakışımızın bize kalan payı kadar daha büyük. Paradoks gibi görünen tümce bence gerçeğin en yakınındadır. Çok sevindiğim bir durumum var. Bana kim ne zaman ne sorsa, sanki ben o sorulara bin yıl önce hazırmışım durumundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“Her sanatçı bir yalvaçtır, bir peygamberdir. Her sanatçının getirdiği bir başka din vardır, dünya görüşü vardır.” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Tamamlanmamış dizelerden söz ediyorsunuz ama sizin tümceleriniz söylediğiniz gibi binlerce yıl önceden hazırlanmış gibi. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; İşte bu şundan: Ben genç şairlere kaç defa söyledim anlamıyorlar. Dilinizi bir arı gibi kendiniz yapın diyorum. Hiçbir kavanoz, isterse dünyanın en uzak gezegenlerinden gelsin, sizin balınız kadar bereketli olamaz. Onu harf harf (masaya vurarak)ses ses işleyin. Gece yatakta onun muhasebesini, seslendirmesini, anlamlandırmasını yapın. Sonra sesi hiç arka plana bırakmayın. Ses, Allah’ın duyamadığımız yanıdır. Her sanatçı bir yalvaçtır, bir peygamberdir. Her sanatçının getirdiği bir başka din vardır, dünya görüşü vardır. Bu dünya görüşünün o sanatçıya özel inceliği, güzelliği, sıcaklığı -altını çiziyorum- vardır. Bunlara ulaşamadan metin yani yapıt anlaşılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Dağlarca, altını çizdiğiniz sıcaklık sözcüğünden ve beğeniye ilişkin seçiciliğinizden yola çıkarak sormak istiyorum. ‘Yapıtlarımla Konuşmalar 1’de ‘Ulusumuzun 2-3 ozanından biridir demişsiniz Yunus Emre için’. Diğerlerini de söyler misiniz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Diğerlerini başka sanatçılar bulsun. Ben birini bulduğum için mutluyum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Size 20. yüzyılın iki büyük şairi sorulduğunda şu yanıtı vermiştiniz: “Birincisi ben değilim, ikincisini de bilmiyorum”.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Tabii Allah’a şükür kendime teleskopla bakmam. Mikroskopla bakmam. Ben kendime bakmam. Bana baksınlar da demem. O benim yalnızlığımı bozar. Ben kendi kendime yaşarım, kendi kendime yazarım. Bir tek okuyucum olmasa, kendi içimdeki okuyucularımın sayısı bir kişi azalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“…Atatürk ilk çocuktur. Daha doğrusu, daha bir kelime yazılmamış büyük bir kağıttır.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Ben &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2’ye geçince &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2’ye geçti Atatürk &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Öyle sevindim ki&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Her çocukta bir Atatürk yaşadığını söylemişsiniz. Oğlum bana, “Anne, bir kere çok yukarıya, gökyüzüne sıçramanı istiyorum’dedi. Ne yapacaksın oğlum dediğimde, ‘Oradan bana Atatürk’ü indirmeni istiyorum, görmek istiyorum O’nu” dedi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Ne güzel. İşte Atatürk sevgisi çocukta doğuşundan başlar. Çünkü Atatürk ilk çocuktur. Daha doğrusu, daha bir kelime yazılmamış büyük bir kağıttır. Yaşamasıyla herkes o kağıdı doldurur. Atatürk de o kağıdı kendi doldurmuştur. Çocuk bu yüzden Atatürk’ün en yakınıdır. Atatürk’te ulusun özü vardır; her çocukta olduğu gibi. Atatürk bir sanatkardır. Onun yazın eseri, Türkiyemizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Nereden aldınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Baylan’dan. Bana hala yer misiniz demediniz Dağlarca. Bekliyorum sıramı. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; Çay alır mısınız yanına?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Çay getir de buna da verelim bişey. Oburluğunu gösterdin yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Siz öyle demiştiniz ama. İçinde bir göz senin hasta olmanı bekliyor, gıdana dikkat et, demiştiniz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; İyi valla. Sana bedava peygamberlik yapmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Sağ olun. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Ben bu 10 sene içinde çok şey yitirdim. Bir defa kızmayı yitirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; (Gülüşmeler) &lt;em&gt;Hiç öyle görünmüyor Dağlarca. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Efendim bu hanım kız... Benim adım Fazıl Hüsnü ya. Hüsniye benim adımın dişisi. Ben sanki onu akrabalarımdan biri gibi sayıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Söyleseydiniz adımı değiştirirdim Dağlarca. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Sonra bu hanım kız beni ilk gördü, kaynaştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Kaç yıl oldu kaynaşalı? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; 1 yıl. Şiir benim pek ilgi alanıma girmiyordu, Almanya’da yaşadığım için uzun yıllar. Hüsnü Bey’e karşılıksız bir sevgim var ve o yüzden de kızsa bile ona kırılmam gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hiç, hiç yapmaz. Çok teşekkür ederim. Eskiden benim küçüklüğümde ağızlıklar vardı, sigara ağızlıkları -özel bir kadife kutu içinde böyle ipekten - zengin adamlar çıkarıp içerlerdi. İşte bu hanım kız beni bir ağızlık gibi kadife kutunun içinde taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;“…Ben kendimi Türkçe’nin bir türlü bekçisi sayarım. Her sözcüğü kullanmak isterim ki, ilerideki çocuklar, gençler Türkçemizin o sözlerini unutmasınlar. İsterim ki Türkçe yok olsa -bunu bir yerde de söylemiştim- benim kitaplarımda Türkçe’nin tümünü bulsunlar. Eksiksiz tümünü.”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Bu o sözün hiçbirini incitmez, değiştirmez. Çünkü ikisi ayrı-ayrı; bir bakış ama, aynı beyinden gelen ayrı ışıklar gibi o beynin içinde birleşiktirler. Bir defa burada diyor ki: Sözcüklerin yükünü ver. Yoksa oraya anlamsız bir ağırlık, bir artı, bir eksi getirmesin der. Sözcükleri para gibi kullan diyor. Mesala ben kendimi Türkçe’nin bir türlü bekçisi sayarım. Her sözcüğü kullanmak isterim ki, ilerideki çocuklar, gençler Türkçemizin o sözlerini unutmasınlar. İsterim ki Türkçe yok olsa -bunu bir yerde de söylemiştim- benim kitaplarımda Türkçe’nin tümünü bulsunlar. Eksiksiz tümünü. Yani bir şey olsa, yine bir gemiye toplansalar her tarafı sel bassa, yeryüzüne indikleri zaman o gemide yalnız benim kitaplarım olsa Türkçe yeniden yeryüzünde yaşıyor olsun isterim. Ama bir şey anlatırken on sözcükle mümkünse on bir sözcükle olmasın isterim.&lt;br /&gt;İyice bakarsanız fazla sözcük o yazıyı değersiz kılar. Şeye benzer bak şiirler, piyano versiyonuna; bir nota fazla olsa nasıl o versiyon bozulursa şiir de bozulur. Onu atar. Şiirin genel tablosu atar, istemez, sevmez. İşte bu gene doğanın ana kurallarına uyar. Dört yapraklı bir yonca yeter, onu beş yapraklı yapmaz doğa. Ama beş daha güzeldir, bir pençeyi anlatır, bütün hayvanların ifadesini taşır gibi bir düşünce burada sökmez. Birinci kural; söz bitti miydi metin biter, anlam biter. Anlam bitti miydi metin biter. Edebiyatın çoğu bir fazla sözcük yüzünden okunmaz olmuştur, klasik olamamışlardır. Zaten klasik demek, sözü anlama tıpatıp uyuyor demektir; eksiksiz, fazlasız. Evet bu da benim gözlemlediğim baş gerçektir. Maddenin bir ifadesi varsa her anlamın da bir sayısı vardır. Bu sayı ussal anlamın karışık matematiğinden çıkar. Fizik ve kimyanın buluşu gibi. Bunu ben 86 adlı şiirimde ortaya koydum. Ta ilk mektebe gittiğimin, ilk notları aldığımdan, taa o zamandan beri ortaya koydum. Bilmeden de şimdi onun kafamdaki o bilinmeyen merkezin ne güçte olduğuna beni ayrıca inandıran bir olay. Biliyorsun mektepte bana 86 numara vermişti hoca. Ben bunu büyük harflerle defterime yazmıştım. Büyük bir 8, yanına büyük bir 6. Parmak kadar kalınlıkta bunu büyüttüm ve eve geldim bir sevinçle. O zaman bizim evimizde bir adet vardı: Evdeki dolapları taksim etmişlerdi kardeşler. Bana da en aşağıdaki dolabı vermişlerdi. Konya’da bir eski evdi. Neyse, ben dolabımı açtım. Bana verilen eski kartpostalları eski küçük şişeleri dizmiştim. Dolabın kapağına yapıştırdım onları. Ama 6’yı oraya, 8’i bu tarafa yapıştırmışım. Ablalarım geliyor, numaran kaç diyorlar, 86 diyorum, bana gülüyorlar. Biri geldi, biri daha geldi. Bunlar niye gülüyor diyorum, benimle alay ediyorlar bayağı. Çünkü hem dolaba bakıyorlar, hem bana soruyorlar. Bu dolapta görüyorlar niye bir daha bana soruyorlar diyorum. Neyse gülmeler çoğalınca ben anladım bir hata yaptığımı. Baktım defterde 8 bu yandaymış, dolapta 6 bu yanda. İşte orada sözcüklerin yer değiştirince ne olduğunu anladım. Şu gerçeği söyleyebilirim: Kişi yanıla yanıla yanılmaz olur. Kendi kafasıyla bunu yaşarsa daha yararlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kutu önünüze geleli sorular azaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Şiir, hem bir saat gibi günümüzü göstermelidir hem bir pusula gibi gidilecek doğru yönü belirtmelidir.” &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Çok yakında yitirdiğimiz Attilâ İlhan’la sizin bir konudaki farklılığınız üzerinden sormak istiyorum. Eski Türkçe’yi yaşayan dilin içinde kullanmak konusunu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Şiir yazmak yapı kurmaya benzer. Andığınız kişi başka bir yöntemle kurmuştur. Pencereleri pencereciden, kapıları kapı satıcısından, tuğlaları yakındaki ocaktan, aydınlatmaları aydınlatmacıdan toplamıştır.&lt;br /&gt;Bu öyle değil. Onun büyüklüğü, alan tavanının yüksekliği, düşüncelerle çizilmiş, yerlerine konmuştur. Şiir, hem bir saat gibi günümüzü göstermelidir hem bir pusula gibi gidilecek doğru yönü belirtmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yaşamak yanılmak değil midir yoksa diye sorarken, bu kadar yanılmanın içinde şiir hem saat gibi günümüzü hem pusula gibi doğru yönü nasıl gösterebilir?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Öyle göstermelidir ki, göstermiştir de; işte Yunus. Yunus’un şiirlerinde hem o saati, onun yaşadığı saati görüyorsunuz, hem bugünde olduğunuzu görüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; “…&lt;em&gt; Kadınlar sevgilerini içlerine gömerler. Kıskanırlar kendilerini. Çoğu birisini severken kendisini sever. Böyle olmayanlar kıyar yaşamasına. Belki yanılıyorum. Yaşamak yanılmak değil midir”? diye soruyorsunuz ‘Yapıtlarımla Konuşmalar 1’ kitabında. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gazetecilik kursunda ilk tanıştığımız gün böyle bir tartışmamızı hatırlıyorum sizinle aramızda. Kadınların farklılığının, şiir, resim vs. sanatın diğer alanlarındaki yansımalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Evet. Uyanır uyanmaz …Dağ kadar olurken güzel olduklarını sanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Erkek bakışı, erkek ozan bakışı bu değil mi? Sizde öyle bir duruş var. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Artmazlar, eksilirler. Çünkü bir gün gelir artık çocuk doğurmadıklarının, azaldığının belgesidir. Çatlasanız da patlasanız da. (gülüşmeler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Bu da sizin kıskançlığınız olsa gerek. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Kıskançlık değil, böyle kızım. Kıskanacak bir şey yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Kendi doğurdukları çoğalır, kendileri azalırmış gibi görünürken. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Evet çünkü doğanın çizgisi bu. Bak mesela kadınların ödü kopuyor menopoz dalgalarına. Tabiat istemiyor bir defa. Ben ne yapayım. Maalesef. Siz de biliyorsunuz ki, o yaştan sonra çocuklar eksik doğuyor, el ayak parmak bakımından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;O saatten sonra çocuk falan da bakılmaz zaten. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Tabii bakılmaz. Tabiat ona o iştahı vermiyor. Bende olsa vericem ama Allah vermemiş ne yapayım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Şeyh Galip’e Dörtlükler’de “Yaz, varlığımın sevinci gözdür/ görmek yaşamakla eş değerde” demişsiniz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Görmenizin azalmasıyla birlikte yaşamdan azalan şeyler nedir Dağlarca? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Kavramlar, deyimler, sözcükler söylemekle kalmıyor, görmek yerine de geçiyor. Gözler görse de görmese de bir konuktur. Amma şeyler konuştuk yine bugün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yine bir şiirinizden sizi yakalayayım. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;Ölsem bile bir &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yaşındayım ki &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ölmek bana pa- &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;dişah değildir &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;diyorsunuz. Dağlarca’ya ne padişahtır diye sormak istiyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Yaşamayı severken bir büyük saltanatım vardır; şiiri sevmem. Bu saltanat, bildiğimiz saltanatları geçer, aşar. Çünkü saltanatlar coğrafi bir düzeyi kapsar. Gerçek sevgiye erişen kişi, hatta herkes sevgiyi ilk keşfeden gibidir. Ben bunu çok hissettim. Hani gelinle güveyin birleştigi odalar var ya zifaf odaları, orada her çocuk -onlara çocuk diyelim artık burada- bunu keşfeden gibidir. Halbuki bu arının binlerce yıldan beri yaptığı bir iştir. Atın bile, arının bile... Bu doğanın bakireliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Gerçek sevgi ile gerçek olmayan sevgiyi Dağlarca nasıl ölçer? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Efendim hayatıyla ölçer, yaşamasıyla ölçer. Öyle sevgi anları vardır ki: İnsan ölüdür her gece, sabahleyin dirilir. Bir yeri ölü kalkar. Çünkü sevgi demin de söyledik; ödünç alınır ve ödenir. Yaşamasıyla ödenir. Kalabalık çocukların sevgisizliğiyle, eziyetiyle ödenir. Fedakarlığıyla ödenir. Ben çok insanlar gördüm ki artık kendi yaşamıyor; çocukları için yaşıyor, karısı için yaşıyor. Kendi yok. Sigara dumanından başka kendisinin bir şeyi yok. O sigara dumanı da teselli onun için, bütçesi ne kadar küçük olsa da o paketi almadan duramaz.&lt;br /&gt;Düşünürüm arada bir; bütün evren bir tiyatrodur. Ve her hayvan bu tiyatroda bir figürandır. Her yaratık, her şey. O sahne biter öteki sahne başlar. Çekici durmadan çeker filmlerini; bunları nereye koyarlar, nerede biriktirirler bilemem. Belki şiir yaparlar, belki heykel yaparlar, belki müzik yaparlar; nerede birikir bilemem. En geç onlar mı, kim kalacak bilemem. Irmaklar mı, kuşlar mı kim kalacak bilemem? Kimi gitmez Yunus gibi. Giderken gitmez olmak isterim. Bir bölümü gider, bir bölümü de gitmez. Adını anacağım Yunus’un gitmezliği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Öyle bir zaman gelecek ki, sevgiler bile gramla tartılacak”&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;  demiştiniz &lt;em&gt;konuşmamıza başlarken. Siz kendi içinizdeki sevgileri tartığınızda, ölçüye vurduğunuzda en ağır gelenler neler?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Sevgi de insanda bir konuktur. Onun geldiği an, altın saat diyelim, altın anlar diyelim, altın sürez diyelim. Sürez daha yakıştı; Türkçe çünkü. Onun geldiği an altın sürezdir. O geçen doğanın sırları içinde iki yaşama geçirir. Birisi olduğu anların yaşaması, bir tanesi geçmişte kalan sürez. Evet geçmişte kalan sürez bir ağrı gibi duruyor, hiç gitmiyor. Bin sene, on bin sene geçse o hiç gitmez. Sevgi, doğadaki büyük tiyatronun kulisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, hele benim gibi yaşlılar bir de vergi verirler; söz vergisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;em&gt; Taş bana mı şimdi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Böyle bir tahsildar gönderiyor, topluyor paraları. (Gülüyor) “İnsan yaşarken hayatının bir bölümü o kitapta kalıyor ve sizden kopuyor sanki. Eksiliyorsunuz gibi oluyor, artıyorsunuz gibi değil.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; “&lt;em&gt;Düngeceki- En Sevmek” kitabınızda sevgi çok somut görünüyor. Diğer sevi şiirlerinizden farklı olduğunu görüyorum. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Ben bunu yazarken vallahi çok yerde ağladım. Hatta temize çekerken de kelimeler bozulmuştu onların doğrusunu zor bulabildim. İşte insanın böyle şeyleri olur, handikap diyorlar, yazarken düşeyazıyor. Yani düşer gibi oluyor. Öyle bir gerçek kitaptır ve bunu uzun müddet yaşayarak yazmışımdır. İşte insan yaşarken hayatının bir bölümü o kitapta kalıyor ve sizden kopuyor sanki. Eksiliyorsunuz gibi oluyor, artıyorsunuz gibi değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Siz o zaman kendinizi çok eksilmiş mi hissedeceksiniz 114 kitapla... &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Yazdıkça azalmak da değil, çoğalmak da değil... Yazdıkça kopma hissediyorsunuz, kopma. O andan kopma. O an, biraz daha geriye gidiyor. Yani yirmi sene evvelki şeyi yazarken siz kırk sene evvel oluyorsunuz. Bu yüzden, belki de anlam size gülümseyip gidiyor. Ahh ahh bunları insan anlayabilse çok doğru yazar ama anlayamıyor. Sonra yazmadığım bir şey var, çok acayip bir şey. Ne yazsanız sizden bir yerini saklıyor. Sanki tam anlamıyla evlenemediğiniz bir kadın gibi. Size orasını vermiyor. Kadın bir giz küpüdür; şiir daha çok bir giz küpü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Tam bir teslim oluş yok öyle mi, büyük bir şaire bile? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Tam tersi. Bir defa ne yazık ki zamanla insan ne kadar çağdaş ve ileriye dönük yazsa da sözcükler eskiyor. O sözcük, eskiyen bir sözcük şiiri mahveder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yaşamasına devam etmiyor mu şiir? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Etmiyor, Mesala ben şimdi okuyorum eski şairleri. Anlaşılmaz sözcükler çoğaldıkça şair yok oluyor. Haşim çok büyük bir şairdir ama ne yazık ki Arap kökenli olduğu için Arapça’yı çok kullanmıştır bazı şiirlerinde. Bazen de bunun farkına varmış bunu temizlemiştir. O eski şiirleri çok daha güzeldir ama ne yazık ki anlaşılmaz. Yazdığı sözcükler o şairin yaşamasını yahut yaşamamasını sağlıyor. Yahya Kemal, Haşim’den çok daha iyi bir şair değildir, buna rağmen Yahya Kemal yüz derece tanınır, öteki yirmi derece tanınır. Haşim ilk defa şiire birçok gerçekliği taşımıştır. Klasik Türk zamanını gösteriyor, onun ihtişamını gösteriyor. Sonra onun bir şiiri var diyor ki: “Türkçe benim ağzımda annemin sütüdür.” Ben buna bir dörtlük yazmıştım: Dedim ki, bu adamın iki tane süt ninesi varmış, biri Arap biri Acem’miş. (gülüyor) Bu sütleri oradan almış. Hem diyor ki, Türkçe benim ağzımda annemin sütüdür, sonra bakıyorsun ki şiirlerinde Arapça, Farsça.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Eskiden derdim ki ‘hiç resmim olmasa. Maalesef o bekaretimi de aldılar, gittiler.” &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Çocukluk resmimi çek de öyle git. Elini pantolona sokmuş, resmin en sağında bir çocuk, o benim. Onun suratına bak, çatık kaşlı maşlı bir çocuk. İsterseniz resmi oradan sökün de öyle çekin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; Orada bayağı esmer görünüyorsunuz. Fotoğraftan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Efendim, öpüle beyazdan. Hüsniye Hanım ben eskiden böyle değildim, eskiden yakışıklıydım, şimdi bakma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; Yine yakışıklısınız Hüsnü Bey’ciğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Çeke çeke yaşar insan, çekilecek en sonunda. Çeke çeke yaşar insan, çekile çekile olur. Eskiden derdim ki ‘hiç resmim olmasa.’ Maalesef o bekaretimi de aldılar, gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yakanızdaki nazar boncuğuna ne demeli Dağlarca? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Sevenler taktılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“&lt;em&gt;Kaç kişi 93 yaşına kadar gelmiş. Bunun uzun müddet tadını almışım, sevincini yaşamışım. Sözlerimin hiç olmazsa bir kısmını söyleyebilmişim. Türk edebiyatına bak! Allah’a çok şükür bu yaşa gelmiş ne romancı var, ne şair. Doğadan gelen bir madalya. Ben bunun bilinci içindeyim. Öyle ki yazı yazmak en büyük sağlıktır. İnsan yazı yazarken en büyük sağlığının süresini &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yaşıyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Kitap okuyabiliyor musunuz? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Maalesef. Sevdiğim bazı arkadaşlar gelip bana okuyor. Ben şuna üzülüyorum. İnsanın en gerekli uzuvları önceden insana veda edip gidiyor. Mesela yürümenin temsilcisi ayak, görmenin kaynağı göz. Halk arasında bir söz var; Allah gözden, dizden noksan bırakmasın diye. Çünkü birisi yeryüzünün maddi yönünü görüyor, birisi yeryüzünün manevi yönünü görüyor. Ama insan yine kendini avutuyor. Şundan da çok memnunum gene. Kaç kişi 93 yaşına kadar gelmiş. Bunun uzun müddet tadını almışım, sevincini yaşamışım. Sözlerimin hiç olmazsa bir kısmını söyleyebilmişim. Türk edebiyatına bak! Allah’a çok şükür bu yaşa gelmiş ne romancı var, ne şair. Doğadan gelen bir madalya. Ben bunun bilinci içindeyim. Öyle ki, yazı yazmak en büyük sağlıktır. İnsan yazı yazarken en büyük sağlığının süresini yaşıyor. Beyin, ayaklar her taraf susuyor. Orada yalnız sağlık, doğadan aldığı belge ile ben de varım diyor. Sevgili Cahit Sıtkı, sevgili Orhan Veli; bunların hepsi yarım kalmış yaşamalardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yazı - yazgı ilişkisi? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Onun yazgısına yazı derler, bizimkine yazı. Ama mutlu kişiler kendi yazgılarını yazar. Bak yeri geldi. Azerbaycanlı bir şairin dörtlüğü. Bundan 100 yıl önce yaşamış. Onun mezarını da gördüm, müzesini de gezdim. Çok severim bu dörtlüğü. “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;…Ağlar idim güler idi alem/ Bir öyle ömür geçir ki olsun mevkin sana hande/ Halka matem”. (Sabir) Türkçesi şu: Anımsıyor musun doğduğun günleri/ Sen ağlıyordun herkes gülüyordu/ Öyle bir yaşam geçir ki sen gülümse onlar ağlasın.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hüsnüye, sırası şimdi. Yahya Kemal’in gazelini söyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; Ama ben size bunu özel söylüyorum Fazıl Bey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Senden rica edeyim. Eğer söylersen gel beni öp. (Gülüşmeler) Gel evvela öperek başla. Hemen, vakit kaybetme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; Hangisini söyleyeyim Fazıl Bey?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Meşhur Yahya Kemal’in gazeli; Erenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;Hüsniye:&lt;/span&gt; “Ömrüm şu biten neşvesi tam olsun erenler…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt; &lt;strong&gt;“Ben gençliğimde güzel olmayan kadınların elini bile sıkmazdım”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;em&gt;demiştiniz.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Şimdi maalesef iyi göremediğim için o şeyi bıraktım. Şimdi nezaketine, terbiyesine bakıyorum. Biraz da kültürüne. Öyle gelen var ki, kadını da erkeği de. Buraya gelip bana şu suali soran bile var: “Siz yazdıklarınızı yayınlıyor musunuz?” Defol, buradan çık demek lazım ama gene susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Bir futbolcuyla falan mı görüşmeye geldiğini sanıyorlar yoksa? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Yani böylesi bile var. Ama gene ben işte yaşlılığımdan belki büyük af seviyesine ulaştığım için Allah’a şükür, gene onu pek bozmayıp, bazen yayınlıyorum falan diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Neler konuşuyorsunuz peki onlarla?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Basmakalıp şeyler; ne zaman yazı yazmaya başladınız, şiir seviyor musunuz, şiir sizce ne demektir, klasik şeyler işte; oradan buradan kapmış getirmiş. Nitekim bazen birkaçını kovdum. Artık iyice cahillerini kovdum. Neredeyse bana okuryazar mısın diye soracaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Biz birikmiş tembelliğimizin mahkumuyuz. Kimsenin mahkumu değiliz.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;91 yılında Hürriyet Vakfı’nda şöyle demiştiniz: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“İnsan yaşlandıkça yurtsever, ulussever, ussever oluyor”. &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Evvela insan bunun ayırdında olmayabiliyor. Ama yaşlandıkça, sağı solu gördükçe, gözlemledikçe hepsinin sende ayıp gördüğü şeyleri çoktan daha fazlasını yaptığını görüyor. Fransızlar mesala uzaktan hümanist gibi görünürler ama içeriden o kadar Fransızlardır ki anlatılamaz. Her gün üç defa özgürlük lafı geçer ama yazdığım gibi kitaplarımda ‘Fransa Afrikası’ demekten de utanmazlar. Koskoca bir kıtaya kendi adlarını koymaktan utanmazlar. Bu bir defa Fransa’nın silinmez bir lekesidir.&lt;br /&gt;Ulussever olmak. Hele şimdi bu toplamsal görüş, ulusal olmak onların hakkı, bizim hakkımız değil. Ama sen de olsana yahu! Bugün Fransa, Almanya, İngiltere yeryüzü kapışmasında birbirini yiyor.&lt;br /&gt;Biz birikmiş tembelliğimizin mahkumuyuz. Kimsenin mahkumu değiliz. Kendi kendimizi bu hale sokmuşuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Dağlarca, “Toplumculuk olmazsa şiir de düz yazı da yazılamaz, bakmayın günün modalarına” diyorsunuz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Elbette. Zaten her şiir bir nevi ulusal kendini korumaktır. Dilinin ve ülkesinin korumasıdır. Bilinçaltında yahut da düşüncenin bizim farkında olmadığımız ileriki bakışlarından ötürü. Okumak yetmez, yeryüzünü görmek lazımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Toplumdan uzak yanım, toplumun kendinden uzak yanıdır.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Dağlarca, bir toplumcu yanınız bir de toplumdan uzak yanınız var. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Toplumdan uzak yanım, toplumun kendinden uzak yanıdır. Paradoks gibi görünen bir şey, doğrudur. Şunu anlatıyor: Toplum öylesine bilinçsiz ki kendi bilincinin bile, kendi varlığının bile farkında değil. Mesela Türk olduğunun, ayrı bir yapının, ayrı bir kişi uygarlığının sahibi olduğunun farkında değil. Bence uygarlıklar önce kişi uygarlığından başlar. Bu uygarlık bir yapı yapmak, bir tren yolu yapmak, ileri bir makine yapmak değildir. Bu uygarlık, görmüş geçirmişliktir. Bizim ulusumuz tarih boyunca en büyük coğrafyayı yaşamış bir ulustur. Orta Asya nerede, Anadolu nerede, hatta Avrupa’nın ortaları nerede? Biz Allah’a şükür bu coğrafyayı yaşamışız ve gövdemizin, usumuzun bilinçaltına o coğrafyayı katmışız. İşte bizim bizden koparılmaz üstünlüğümüz budur. Eğer ben gittiğim, gördüğüm bütün ülkelerde el üstünde tutulmuşsam -bunu gururla söylüyorum- hiçbirinden geri olmadığımı, birçok yerimin onlardan ileride olduğunu gözleriyle görmüşseler, bu, coğrafyanın bendeki yansımasıdır. Her Türk bence başka uluslardaki insanlardan farklıdır. Çünkü bizim gözlerimiz daha çoktur. Onların ikiyse bizimki üçtür, beştir, ondur, kırktır. Seçilmiş bir ulusuz. Şundan övünç duyarım; hiçbir dilden, hiçbir kavram hiçbir anlam katmadan Türkçemize onlarda olmayan anlamları, kavramları getirmiş, yaratmış, sunmuşum. Benim birçok dizem bütün Batı dillerinin hiçbirine çevrilemez. Bunu bana çevirmenlerim birçok kez söylemiştir. Söylenebilir ama ben şu kadar söylemişim, onlar bu kadar cümlelerle söyleyebilirler. Örnek: Hoo’lar kitabında bir dizem var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar insanlar geçer kapından/ Bir gece sevmişsindir. Bu ‘sevmişsindir’ sözü hiçbir dilde yok. Söylenebilir. Ama dediğim gibi; beş on kelimeyle. Türkçemizin bu zenginliğini ben duymuşumdur ve saklamışımdır şiirlerimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Bir sözcüğün daha Türkçesini bulsam neredeyse pencereye bayrak asacağım.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Siz dil konusunda hiçbir sıkıntı çekmediğinizi Türkçe’nin bunun için çok elverişli olduğunu söylüyorsunuz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Tabii. Ben eserlerimi çoğaltarak bunların gözüne soktum. Her zaman da sokmuş olacağım. Ben öyle kitaplar yazdım ki son zamanlarda, içinde yabancı sözcük yüzde 5’e indi. Ben bu işe başladığım zaman yüzde doksandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Yüzde 100 olacak mı? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Eğer Allah bana on sene daha ömür verirse olur. Ama bunu sevmiyorlar ki yapsınlar. Bir defa kafaları sevmiyor bu işi. Halbuki ben, bir sözcüğün daha Türkçesini bulsam neredeyse pencereye bayrak asacağım. Öyle seviniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Delice Böcek kitabıma şöyle başlıyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sayrı idi eşin kodun yuvada&lt;br /&gt;iki yavrun iki ağlaşırkene ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orada sayrı kelimesini öyle koydum ki, artık kimse bu kelimeye yabancılık duymamalı. Çünkü eş kelimesinin verdiği sıcaklığın yanına koydum ki, o sıcaklıkla beraber sayrı sözcüğü yerleşsin. Ben buralarda çalışıyorum. Delice Böcek başlıyor yürümeye, taşları mezarları çiğneyip İzmir’e varıyor, 9 Eylül oluyor, İzmir kurtuluyor. İşte bu büyük bir kitaptır ve hiçbir ulusun destanı, şiirleri bu düzeye kadar çıkmamıştır. Burada vur kır yok, kasatura yok. Asıl kurtuluş budur. Sonra ben ‘Bağımsızlık Savaşı’ kitabımda bir yere kadar Osmanlıca yazdım, orada iyice dile hakim oldum sonra öz Türkçe yazdım. Sakarya savaşlarında Türkiye şunu kazandı demek istiyorum: Burada eski dili attık, yeni dile kavuştuk, milli varlığımıza kavuştuk. Ama bunu hangi yazar gördü? Hiçbiri. Bir de eleştirmenler yapay kişiler, zaten bilgisiz, sabırsız, bu kadar kitabı okur mu herif?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;em&gt; Orhan Burian farklıydı sizin için.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Orhan Burian hayatımda gördüğüm beni ilk anlayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Ama son değil? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Son değil çok şükür ki. Çünkü o öldü gitti. Son değil ama o adam bana mektup yazdı kendiliğinden beni buldu. Bana ‘bir elin nesi var iki elin sesi var’ın tadını yaşattı. O yüzden onu her zaman sevgiyle anarım. O da beni her zaman çok iyi değerlendirdi. Hatta dedi ki benim için, ‘Dağlarca haşmetle Türk edebiyatına girdi’ gibi yazılar da yazdı. Adam Londra’da yetişmiş, hatta öyle bir adamdı ki, öyle bir İngilizce biliyordu ki, Londra’da iken -onun arkadaşları bana söyledi- en eski İngilizce sözcüklerin tarihini ondan sorarlarmış, o bulur çıkarırmış arşivlerden. Öylesine çalışkan bir adamdı. Gözleri de bozuktu o yüzden, çok kalın gözlükleri vardı. Zavallı 40 yaşında apandistten gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Ondan sonra sizi en çok anlayan kimler var? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Çoğaldılar vallahi şimdi. Allah’a çok şükür ki beni anlayan seven çok kişi var. İzleyen, röportaj yapan kişi var. Özel sayılar yapan 20-30 dergi var. Çoğaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Hüsniye Hanım’ın söylediğine göre ben hala yakışıklı bir adammışım. Ben kendimi göremiyorum. Ama zaten kendimi hiç tanımam, bir şey söylesem gülersiniz. Bir gün, bundan 10 sene önce falan, Migros’un olduğu caddede yürüyorum, baktım vitrinde bir adam, yeşil gözlü, gayet temiz pak giyinmiş bir adam, “Ulan bu adam kim” diyorum? Arkama baktım kimse yok. Allah Allah, biraz daha yürüdüm, gene adam yürüdü camdan. Ulan ben miyim yoksa dedim? Benmişim meğerse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Hay Allah! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Vallahi billahi. Ben traş olurken aynada yalnız o yanağa, bu yanağa, bıyıklara bakar ve keserdim. Hiç kendime bakmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Kendinizle tanışmanız epey geç olmuş! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Geç, on sene evvel, vallahi billahi. Samimiyetle söylüyorum. O adamı tanımadım, kim bu dedim. Vallahi inan, yeminle söylüyorum. Bu kim diyorum ya! Baktım kimse yok. Allah Allah. Gözlerimi gördüm, meğerse yeşilmiş. Hala bilmem nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt;&lt;em&gt; O gün bugün hala yeşil Dağlarca, değişmemiş! &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Değişmemiş. Neyse.. Ben o zaman dedim ki, iyi bir şey ama pek de ilgilenmedim. Ne olacak, insanın asıl içidir güzel olan; huyudur, ahlakıdır, vefasıdır, insanlığıdır. Budur insanın güzelliği. Yoksa kaşınla gözünle alakadar bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Tabii, kendinize gelince öyle diyorsunuz Dağlarca. Oysa gençliğinizde çirkin kadınların elini bile sıkmadığınızı söylemiştiniz bana. O günler geçti şimdi günah çıkartıyorsunuz. (Gülüşmeler)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Eee ben kadın için söylemedim ama. Ben kendim için söyledim. Kadın deyince Bak Allah onu öyle yaratmış . Kadını yaratırken Allah daha itinalı yaratıyor. Çocukken bile daha başka türlü oluyor, büyümesi başka türlü oluyor. Babası her şeye rağmen erkek çocuğu sevse bile kız çocuğunun yerinin başka olduğunu hissediyor. Kadın bir geleceğin gömüsü olduğunu hissettiriyor, erkekte bu yok. Bu yaşta bile çocukta bir annelik kokusu vardır, bir doğurmak (üstüne basa basa söylüyor doğurmak sözcüğünün) güzelliği vardır. Erkekte bu yok. Erkek şey gibi, seyyar süzeğe benzer, eğilir şerbet verir ya, ona benzer; ama kadın öyle değil. Hele kız çocukta böyle, 10 yaşından itibaren göğsündeki o kımıldama var ya, o kızı birden bire büyütüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Canımı almayacaksın değil mi? Canıma kadar geldin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Canınıza tak mı dedim Dağlarca? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Canıma tak dedin. Güzel tabir. Güzel deyim. Hadi sorun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; ‘&lt;em&gt;Karşılığında bir yaşama verilmemiş her şey değersizdir’ diyorsunuz. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Evet. Bunu ben her zaman söylerim. Bu benim ana sözlerimden biridir. Başarının tek anahtarı budur. Ben günde iki saat piyano çalıyorum demek, ben piyanoyu biliyorum demek değildir. Bunu kendine ikinci yaşama edineceksin. Demiş ya bir müzisyen: Bir gün çalışmasam ertesi gün ben anlarım. İki gün çalışmasam dinleyicilerim anlar, üç gün çalışmasam halk anlar. Onun için her gün çalışmak zorundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;em&gt;“Ben bir öğrenciyim. Şiir öğrencisiyim.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; “&lt;em&gt;Sevgidir evrenin başını döndüren/ öpüşmese bir güncük/ duruverir gökyüzü” &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; Bu onun çok edebi biçimde söylenişidir. Son sorunuzu sorun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;Yasemin:&lt;/span&gt; &lt;em&gt;Son sözü siz söyleyin. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dağlarca:&lt;/span&gt; İnşallah, son yirmi senenin içine bastım. (Gülüşmeler) Buna rağmen emin olun ben her gün yeniden işe başlayan yine de koca bir mermerden adam çıkarmaya uğraşan birisiyim. Ben bir öğrenciyim. Şiir öğrencisiyim.Bir şiir yazmıştım ‘dev’ diye. Dev derken Türk halkını kestettim. Kafasına vursan da uyanmıyor, morfin vursan da uyanmıyor. Uyanmıyor. Hele namussuz Batı’nın son kuralları: Ne diyor, Türkiye Atatürk’ün resmini asmayacakmış. Ulan köpek, Fransa’da adım başı Napolyon var be. Abideler bin tane. Onu niye tutuyorsun sen orada. Napolyon kim? Kalleşin biri. Evvela gelmiş devrimin subayı olarak, sonra devrimi ayaklar altına almış Cumhuriyet kurmuş bir köpek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu satırla bitireyim. Yine benim bir dizem:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Göz görmediğinin büyümüşüdür.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;RÖPORTAJ:&lt;/span&gt; &lt;span style="color:#ffcc00;"&gt;YASEMİN ARPA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;KAYNAK:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;NTVMSNBC&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1209253940366771698?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1209253940366771698/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1209253940366771698&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1209253940366771698'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1209253940366771698'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/10/ben-bir-renciyimiir-rencisiyim.html' title='&quot;BEN BİR ÖĞRENCİYİM.ŞİİR ÖĞRENCİSİYİM&quot;'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3085583337667675202</id><published>2008-10-15T21:05:00.006+03:00</published><updated>2008-10-20T23:02:20.742+03:00</updated><title type='text'>İNSAN NASIL ÖLEBİLİR,YAŞAMAK BU KADAR GÜZELKEN?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SPYyEtIMJiI/AAAAAAAAAPs/s0FSH7XrY_A/s1600-h/FAZIL+H%C3%9CSN%C3%9C+DA%C4%9ELARCA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5257444671416444450" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SPYyEtIMJiI/AAAAAAAAAPs/s0FSH7XrY_A/s400/FAZIL+H%C3%9CSN%C3%9C+DA%C4%9ELARCA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;76 yıldır şiir yazan ve bunu Allah’ın ona verdiği tebessüm olarak gören, Türkiye’nin büyük şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca, zatürre tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şiirin son çınarı devrildi. Türk edebiyatının en çok eser veren şairlerinden olan Fazıl Hüsnü Dağlarca, İstanbul’da yaşamını yitirdi. Bir süredir tedavi gördüğü hastanede vefat eden Dağlarca, 94 yaşındaydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;26 Ağustos 1914 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Dağlarca, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan’da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana’daki ortaokullardan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı. 1935 yılında piyade subayı olarak doğu ve orta Anadolu’nun, Trakya’nın pek çok yerini dolaşan Dağlarca, ordudaki hizmeti 15 yılı doldurunca ön yüzbaşı rütbesiyle 1950’de askerlikten ayrıldı.1952-1960 yılları arasında iş müfettişi olarak İstanbul’da çalışan Dağlarca, buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray’da kitabevini açtı ve yayımcılığa başladı. 4 yıl “Türkçe” isimli aylık dergiyi çıkaran ve ilk yazısı 1927’de Yeni Adana Gazetesi’nde yayımlanan bir hikaye olan Dağlarca, İstanbul Dergisi’nde 1933’te çıkan “Yavaşlayan Ömür” adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı.Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri yayımlanan Dağlarca, 1967’de ABD’deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından “En iyi Türk Şairi” seçildi.Türk şiirinin duayenlerinden Dağlarca, 1970 yılında kitabevini de kapatıp kendisini tümüyle şiire verdi. Bu dönemden sonra çoğunlukla çocuk şiirleri yazmaya başlayan Dağlarca, Türk şiirinin en üretken şairlerindendi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;60’tan fazla şiir kitabı bulunan Dağlarca, hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde birçok ödüle layık görüldü. Bir çok kitabı yabancı dile çevrildi. Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3085583337667675202?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3085583337667675202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3085583337667675202&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3085583337667675202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3085583337667675202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/10/fazil-hsn-dalarcayi-kaybettik.html' title='İNSAN NASIL ÖLEBİLİR,YAŞAMAK BU KADAR GÜZELKEN?'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SPYyEtIMJiI/AAAAAAAAAPs/s0FSH7XrY_A/s72-c/FAZIL+H%C3%9CSN%C3%9C+DA%C4%9ELARCA.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-787084962244095040</id><published>2008-10-13T01:36:00.004+03:00</published><updated>2008-10-13T01:43:51.708+03:00</updated><title type='text'>‘Contemporary İstanbul’</title><content type='html'>&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Contemporary İstanbul Sanat Fuarı, 16-19 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen fuar, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonları’nda gerçekleşecek.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Geniş bir katılımla 90’ı yabancı, 148’i yerli 238 sanatçının eserlerinin yer alacağı ‘Contemporary İstanbul Sanat Fuarı’nı, bu yıl 50 bini aşkın kişinin ziyaret etmesi bekleniyor. Sanatçıların resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon, video art ve dijital sanat eserine ev sahipliği yapacak fuar bünyesinde bu yıl, özel bir proje olarak yurt dışından gelecek sergilerin yanı sıra “International Video Screening” adı altında farklı ülkelerin sanatçılarının videoları izleyicilerle paylaşılacak.&lt;br /&gt;Akbank Private Banking sponsorluğunda gerçekleştirilen Contemporary İstanbul’da eserleri sergilenecek sanatçılar arasında ünlü sanatçı Burhan Doğançay da olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE’NİN EN DEĞERLİ ÇAĞDAŞ SANAT ESERİ&lt;br /&gt;Fuarda, Doğançay’ın son dönemde yaptığı bir eseri de bugüne kadar Türkiye’de görülmüş en yüksek değerdeki çağdaş sanat eseri olarak, 1 milyon dolar bedelle satışa sunulacak.Dünya çapında tanınan isimlerin eserlerini de Contemporary İstanbul’da görmek mümkün olacak.&lt;br /&gt;Andy Warhol, Gerhard Richter, Sam Francis, Sigmar Polke, Alen Jones, Tom Wesselman, Tony Cragg, Mayumi Okabayashi, Mike Berg gibi dünyaca ünlü sanatçıların yanında Semiha Berksoy, İnci Eviner, Kezban Arca Batıbeki, Ahmet Elhan gibi sanatçılar etkinlikte yer alacak isimler arasında bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENÇ KOLEKSİYONERLERE EĞİTİM VERİLECEK&lt;br /&gt;Contemporary İstanbul kapsamında sanatseverler için 4 gün boyunca gerçekleştirilecek davetlerin yanı sıra Sotheby’s Art Institute tarafından genç koleksiyonerlerin eğitimini hedefleyen bir seminer de etkinlik programı içinde yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;KAYNAK:NTVMSNBC&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-787084962244095040?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/787084962244095040/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=787084962244095040&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/787084962244095040'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/787084962244095040'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/10/contemporary-istanbul.html' title='‘Contemporary İstanbul’'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1505692129345795083</id><published>2008-10-13T01:16:00.003+03:00</published><updated>2008-10-13T01:26:16.261+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;BU AŞK,BU ŞEHİR,BU KEDER&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;hoşça kal ayak izim&lt;br /&gt;serseri sokaklarda&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;kendine bir başka&lt;br /&gt;gökyüzü büyüten&lt;br /&gt;kardeşim&lt;br /&gt;gece feneri&lt;br /&gt;hoşçakal kal çaldığım&lt;br /&gt;Islık&lt;br /&gt;söylediğim türkü&lt;br /&gt;doludizgin karlarda.&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;annemin&lt;br /&gt;yüzü&lt;br /&gt;hep beyaz yaşmaklı&lt;br /&gt;sırı dökülmüş bir yalnız&lt;br /&gt;aynada.&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;dolunayın&lt;br /&gt;altında&lt;br /&gt;ıhlamur ağaçlarına&lt;br /&gt;kazıdığım&lt;br /&gt;şey&lt;br /&gt;hoşça kal uzaklarda yanan&lt;br /&gt;anızların parıltısı hoşça kal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;bir gün gelecek bu gün de&lt;br /&gt;bir anı olacak nasılsa&lt;br /&gt;oturduğumuz bu masa&lt;br /&gt;bu kum saati, bu rüzgar, bu eski&lt;br /&gt;komodin&lt;br /&gt;bu kırık&lt;br /&gt;sandalye&lt;br /&gt;bu kelepir yürek&lt;br /&gt;bu aşk&lt;br /&gt;nasılsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;hoşça kal ayak izim&lt;br /&gt;serseri sokaklarda&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;yarım kalmış&lt;br /&gt;duvar yazıları&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;bir gün gelecek&lt;br /&gt;akacak yeraltı suları&lt;br /&gt;hoşça kal&lt;br /&gt;yakut, bezirgan, gön&lt;br /&gt;hoşça kal eski zaman&lt;br /&gt;aktarları&lt;br /&gt;gidiyorum&lt;br /&gt;bu şehri bu yağmuru&lt;br /&gt;bu düşleri&lt;br /&gt;bu aşkı bu kavgayı bu kederi&lt;br /&gt;size bırakarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;BEHÇET AYSAN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1505692129345795083?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1505692129345795083/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1505692129345795083&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1505692129345795083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1505692129345795083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/10/bu-akbu-ehirbu-keder-1.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7098776194766218362</id><published>2008-08-28T21:42:00.003+03:00</published><updated>2008-08-28T22:26:51.546+03:00</updated><title type='text'>AŞKA DURAN ŞAİR İLHAN BERK</title><content type='html'>Cahit Sıtkı’nın “Her mısrada bir cigara yaktırıyorsun” dediği, Necatigil’in “Şirimizin uç beyi” diye tanımladığı, Mehmet Fuat’ın “Elini sürdüğü şeyi şiire çeviriyor” diye andığı ozan İlhan Berk, şiirini, kendisinden 64 yaş genç aşkını ve Bodrum’u anlattı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bir gün Eleni geliyor&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bir sokaktan ilk defa deniz görünüyor &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Cahit Sıtkı Tarancı şiiriniz için ‘Her mısrada bir cigara yaktırıyor’ demiş. Ben de şiirlerinizi okuduğum zaman çok heyecanlanıyorum. Ama sigara içmediğim için de ne yapacağımı bilmiyorum. Ne tavsiye edersiniz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel... Şimdi çok ilginç bir şey o. Bir şairin halinden, bir şair daha kolay anlıyor. 1955’ler yahut 57’ler olabilir. İstanbul’da, Beyoğlu’nda, Salah Birsel’le dolaşıyorum. Cahit Sıtkı’ya rastladık; ben tanımıyorum onu. Salah Birsel beni tanıttı. Adımı söyleyince birdenbire dedi ki, “Kardeşim, sen her mısrada bir cigara yaktırıyorsun.” Bu çok önemli bir şey. Bunu bir şair kavrayabiliyor. Demek ki o zamana kadar yazılan şiirlerde -hâlâ da öyledir ya- bir şiir, bir mısra arka arkaya gelir. Benim o zaman bulduğum teknik ki onu Fransa’da çok sevdiğim Apollinaire diye bir şair vardı, onda fark ettim, dizeleri arka arkaya getirmiyor; aralara boşluklar bırakıyor, atlaya atlaya gidiyor. Benim tekniğim yeniydi. Bu teknik Cahit Sıtkı’yı ilgilendirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Beyazdı. Beyaz bir su, kocaman, eski&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Düşendim ben öpüşünün balkonların-&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;dan. Vurmuş göğüme yatıyordu Çılgın.&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şiiriniz çok heyecanlandıran ve şaşırtan bir şiir.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir şaşırtmalıdır derim, doğal olarak. Tabii heyecanlandırmalı da. Okur için ve benim için bu önemli bir şey. Bu kolay değildir; bir şiirin heyecanlandırması... Böyle bir şiir yazmak gerekiyor. İlk anda ben şiirimin şaşırtıcılığına inandım. Şaşırtan şiirleri yazmaya çalıştım. Şimdi de doğal olarak devam ediyorum. Şiirin öyle yerleri olmalı ki, okurken bile şiire bombalar sıralamak gerek. Yani öyle bir tekdüzelik değil de birdenbire bir yerlere atlamalı. Birdenbire şiir kendini değiştirmeli, birdenbire okuru şaşırtmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Böyle söylediğinizde şiiri ‘us’la yazılan bir şeymiş gibi algılamak gerekiyor. Ama şiirde ‘us’u dışlamaktan yanasınız. Bu bir çelişki değil mi? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Usun şiirdeki yeri benim gözümde çok azdır. Çünkü usun girdiği yerde heyecan, şaşırtma pek olmaz. Şiir şaşırtmalı dediğim zaman usu bir kenera atalım demiyorum. Gerektiğinde kullanıyorum usu. Çünkü us girdiği zaman her şey anlaşılır oluyor. Diyelim bir Orhan Veli şiirini okuduğunuz zaman baştan sona anlarsınız ilk ağızda. Ben böyle bir şeyi düşünmüyorum. Şiir ikide bir şaşırtmalı, düşündürmeli diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şair İlhan Berk’i neler şaşırtıyor?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittikçe şaşırtan şeyler azalıyor benim için. Bu kadar yaşayınca... Şaşırtan şeyleri arıyorum. Yaşlı bir şair var, çok seviyorum şiirlerini, kapalı bir şiir. Yakınlarda öldü; bir kaç yıl önce. Bir lafı var, diyor ki; “Şairin hiçbir şeyi yoktur. Bir ünü vardır. O da ohhoooooooo...” Öyle. Şimdi, 1994’te Fransa’da kitabım çıktı. 95’te İspanya’da kitaplarım çıktı. Son olarak yine İspanya’da 4. kitabım çıktı. Geçen yıl da Amerika’da bir kitabım çıktı; seçme şiirler. İspanya’da çıkanlar; seçme şiirler. Ekim’de de seçme şiirler İngiltere’de çıkacak. Ne diye anlattım bunları sana?. Haa... Şimdi Almanya Heidelberg’e çağırdılar beni. Sonra da Hamburg’a da gideceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şiirlerinizin Türkiye dışında çevriliyor ve okunuyor olması neler hissettiriyor?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İspanya’da tanınıyorum. Şairlerin hayatı hep böyledir, kim okur, kim sever bilmezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Böyle bir merakınız vardır ama...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar olan merakımdan biliyorum ki kitaplarım oralarda tekrar basılmıyor. Bir İngiliz için bir Alman için bir İlhan Berk kimdir? Orada kitap çıkıyor, belki bir yirmi kişi ilgileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şair İlhan Berk’i nelerin şaşırttığını konuşuyorduk...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Azaldı... İlgi alanlarım azaldı çünkü. Bütün ilgiyi şiire gösteriyorum. Ondan başka birşeyle ilgilenmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sizin şiirinizde beni çarpan, etkileyen şeyin ne olduğunu düşünürken şu sonuca vardım. Siz ‘Nesne öznesine karşı gelmesini bilmeli’ diyorsunuz. Çok etkilendiğim, nesnenin özne yerine geçtiği dizeleriniz var: &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;“&lt;em&gt;Gece burada uyuyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Güneş uzanırdı.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Benim laflarım mı bunlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kitaplarınızdan alıntı yaptım...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bir uyku, balkona yaslanıyor”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müthiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Yağmur, haritayı açıp nereden başlayayım diyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Bir ağaç öne çıkıyor, bir şey söylemek istiyor.”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Dolaşmaya çıkmış deniz kıyısı kendine yeni yerler arıyor”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilginç!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Unutuyor musunuz şiirlerinizi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bunları faksla bana. Unutma. Sizi alıp götüren bir şey özne. Ama öznenin ikide bir nesnenin önüne çıkması kullanılmasından rahatsızlık da duyuyorum. Özne yer değiştirmeli nesneyle. Öznenin başa geçmesini geciktirmeliyiz. Böyle bir şiir yapısı içinde zikzaklar oynayabilsin istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şaşırtıcılığı sağlayan şeylerden biri de bu sanıyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir boşluk da isterim. Aransın biraz diye. Ne demek istiyor bu adam diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şiiriniz üzerine düşünürken şiirinizi masalsı bulduğumu da söylemeliyim.&lt;/em&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Masalsı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Evet masalsı ve sözcüklerinizin uzun gölgeleri olduğunu düşünüyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel. Boş kağıt var mı, yazsana oraya bu söylediklerini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazdım.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Verir misin onu bana? Evet. Sözcükler üzerine yazıyorum da bunu orada kullanabilirim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim gölge olarak düşündüğüm, imgeler ve çok anlamlılık olabilir mi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bir okuyuşta kendini bitiren bir şiir değil... Öyle bir şiir yazdığımı sanıyorum. Tabii öyle şiirlerim de var. Bugün öyle düşünüyorum daha çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;“Atımı istedim evin göğü gerindi” dizenizi okuduğumda, göğün çatısı benmişim de çatırdıyorum gibi geldi bana...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlginç tabii. Mehmet Fuat çok severdi bu dizeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Çağlar arasında mekik dokuyan bir şiir aynı zamanda sizin şiiriniz. “Unutmak yoktu, daha zaman bölünmemişti. Saydamdı, baktı mı görülürdü” diyorsunuz.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Daha çok “Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum” kitabından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bazı dizelerinizi hayatımızla ilgili bir kilidi açabilecek güçte buluyorum. Bu o kadar çok ki sizde. Sizin de bazı sözlerinizi ve şiirlerinizi anımsamadığınızı görünce?.. Birden çok kişinin yaşamı var sanki sizde.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir şey bunları görebilmeniz. Şair, köktenliği arıyor. Büyük bir kavrayışı yakalamak istiyor. Yeryüzünden böyle bir şeyin geçişini yakalamak istiyor. Çağı geçiyor mesela, o çağı yakalamak istiyor şair. Şimdi, Lizbon’dayım, Pessoa’nın yaşadığı kahveye gittim. Pessoa’nın yanında oturuyorum. Onunla çay içiyorum. Sonbahardı ama güneşli bir gündü. Bir kadın paltoyla geçti, müthiş giyinmiş. Heykele baka baka geçti. Birden ‘Bu kadın Pessoa’nın sevgilisi olabilir’ diye düşündüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Neden?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum. Çünkü dünya Lizbon denilen bir kenti öğreniyor. Bir adam var, “Lizbon’da yaşamıştı” deniyor ve şiirleri yayılıyor. Bu çok hoşuma gitti benim. Orada bir kenti temsil ediyor adam. O kahveye gidermiş her zaman. O kahveci de onun heykelini yaptırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Şiir dışında nelerle ilgilenmek isterdiniz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şiir dışında hayatla ilgilenmek isterim. Çok kadınlar sevdim mesela. Şimdi de birini seviyorum. Başka birisini de görmüyorum mesela, böyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dururum herhalde aşka, herhalde oraya&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Birisini severken başka birisiyle de mi heyecanlanmayı istiyorsunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şimdi artık heyecanlandırmadığını görüyorum. Bir değişiklik bu tabii ki. Çok değişik bir şey görmüyorum. Çok kalabalık bir şeyin içinde yaşıyorum. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mario Luzi’nin “Zaman ki aynı kılar her şeyi” sözünü kullanmıştınız Kült Kitap’ta. Farklı yaşlarda aşkın yaşanmasına dair farklılıklar da oluyor mu?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Tabii, tabii... Benim hayatımda aşk hiç eksilmedi. Şimdi de 24 yaşında bir sevgilim var. Başka bir şey pek ilgilendirmiyor beni. Bu ne demek? Azalıyor demek. Birisinin üzerinde toplanıyor bu. Yaşla belki böyle bir şey oluyor. Ama pek olmazdı eskiden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Odaklanma mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Odaklanma, evet. Hayat beni şaşırtmıyor dediğim zaman bunu söylemek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu enerji ile ilgili olsa gerek?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Enerji... Beni hep bir insan ilgilendirmiştir, çarpmıştır beni. Kitaplarımın çoğunda bunları yazmışımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Siz şiirde de erotizmden değil, tutkudan yana tavır alıyorsunuz değil mi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Evet.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;DEVRİMCİDİR KADIN, MÜTHİŞTİR&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir söyleşinizde aşk için “Bu bilinen bir şey değildir. Biliyormuşuz gibi davranıyoruz” diyorsunuz. Sizce, üzerinde bu kadar çok konuştuğumuz, kafa yorduğumuz, kütüphaneler dolusu kitap yazılmış bir konu olan aşk, niçin hâlâ bilinemez bir şey?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Evet. İyi bir laf etmişim; biliyormuşuz gibi davranıyoruz demişim. Hakikaten bilinen bir şey değil aşk. Evvela şu çok önemli; aşkı bilmiyoruz başımıza geliyor aşk. Çarpan bir şey. Yani birisine rastlayacağım, ilişki kuracağım diye düşünemezsin. Bu birdenbire çarpıverir. Aşkın bütün benzersizliği, büyüklüğü; başa gelen bir olay olmasındandır. Tak diye geliyor. Hesaplı, düzenli bir iş değil, anlatabiliyor muyum? Devrimcidir kadın, müthiştir, insanı değiştiren bir şeydir. Hayatını altüst ediyor; büyük bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gövdenin hâlâ özgürlüğe kavuşamadığından ve tarihin insan gövdesini sevisel bir varlık olarak görmek istemeyişinden söz ediyorsunuz. Şairler herhalde bu konuda en az tutucu davrananlardır...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Aşka kapalıdırlar diye mi düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hayır, tam tersini düşünüyorum.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Evet. Ortaçağ kapatmıştır bazı şeyleri. Aşk çok büyüktür. Kadını yüce bir varlık olarak görüyorum. Devrimcidir kadın. Bu varlığın görülmemesi anlaşılır bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KADINI EN İYİ ŞAİRLER ANLAMIŞTIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bazı insanlar, şairler ve yazarların aşka ve çoğul ilişkilere daha açık, onların bu konudaki enerjileri daha yoğun olduğunu düşünür. Sizce?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şu söylenebilir. Kadını, en iyi şairler anlamıştır diyebilirim. Kadın üzerine, aşk üzerine o kadar duruyor ki şairler; haklıdırlar. Yüce bir şeydir. Büyük bir şeydir demek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu dünyada bir senin yalnızlığına vardım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Arif Damar’la söyleşimizde Dağlarca ile aralarında geçen şu konuşmayı aktarmıştı: Arif Damar, Dağlarca’ya “Şairden iyi sevgili olur, iyi koca olmaz” diyor. Dağlarca da “Şairden iyi sevgili de olmaz iyi koca da” diye yanıtlıyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Ben kötü bir koca olduğumu sanmıyorum ama doğrudur söyledikleri. Mesela benim karım çok iyi bir insandı. Beni müthiş beslemiştir. Düzeltmiştir beni. Ben de ona karşı tabii kendimi şey yapıyorum... Ama bir yerde şöyle bir şeye giriyorsunuz. Mesela diyelim ki özel olarak karım için yürürdük Bodrum’da. Beraber yürümüş olmak... Fakat yolun bir yerinde bakıyorsunuz ki yine kendini dalmış olarak bulursun. Bunu fark ediyordu, kırılmıyordu. Böyle bir şey var. Şair çok kendine bağlı bir adam. Ben mesela şöyle demiştim karıma: “Bak” dedim; “evvela benim şiirim var. Sonra sen, sonra oğlan var.” Bütün hayatımda bu gerekçeyi uyguladım. Bu tabii bir kadına karşı söylenilir laf değil. Gerçek bu. Buradan ne çıkartırsanız çıkarırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu eşiniz Edibe Hanım’ın da kabul ettiği bir şey.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bir adamı sevmiş. Ondan bir çocuğu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir şair olarak siz hangi şehirle ilişkilendirilmek, anılmak istersiniz? &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İstanbul olmasını yeğlerim. İstanbul büyük bir şehirdir. Beni çarpar, şaşırtır. Her an, her sokak, her dönemeç şaşırtır insanı, düşündürür. Öyle bir kent yeryüzünde çok az vardır. O yüzden İstanbul’u çok severim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ama Bodrum da yaşıyorsunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bodrum’da yaşıyorum, evet. Benim yazı evimdir Bodrum. Yazı odamdır. Pek ilişkim yoktur kentle. Başlangıçta biraz vardı. Şimdi buraya kapanıyorum, burada çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hâlâ bitirdiğinizi düşündüğünüz şiirleri sokaklarda okuyor musunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Her bitirdiğim şiiri genel olarak kendi kendime okurum dışarıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kendi şiirleriniz ezberinizde kalır mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk yazdıklarım hep kalır. Bir defa şiir bende tam olarak çıkar, yani ezberimdedir şiir. Sonra unutuyorum tabii.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir çırpıda dilinize gelen, ezbere söyleyebileceğiniz bir şiiriniz var mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Ezbere hiçbirini söyleyemem. Son yazdıklarımdan az buçuk söyleyebilirim ama parçalanmış olarak. İki dize okuyabilirim: “Ben durdum / yol yürüyordu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Genç kuşaktan kendinize ‘akraba’ gördüğünüz şairler yok mu?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;En çok sevdiğim Sina Akyol. Gonca Özmen, Haydar Ergülen, Birhan Keskin, Gülten Akın... Sevdiğim şairler çok var yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yeni şairler keşfetmeyi seviyor musunuz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Yeni şairler tabii şiirlerini gönderiyorlar. Bakıyorum kitaplara. Beni ilgilendirirse bazen telefon da ediyorum veya yazıyorum; ‘Şiirinizi sevdim’ diyorum. İlgilendirmiyorsa hiçbir şey göndermiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;HER SÖZCÜK BİR FIRTINADIR&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Akımlarla ilgili olarak, şu anda şiirde yeni bir akımdan, oluştan söz edilebilir mi?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İkinci Yeni hâlâ yaşayan bir akım olarak sürüyor. Ondan beri böyle değişik bir şey henüz yok. Her zaman da olmaz bu. Çağlar içinde mesela 18. Yüzyıl Fransız şiirinde ünlü şairler yoktur.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bunu neye bağlıyorsunuz, toplumsal dönüşümlerle mi ilgili?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Bir şeye bağlamıyorum. Çağımızın çok değişik şairleri var. Çağı etkilemeyi sürdürüyorlar. Dünyanın her yerinde şiir yazılıyor. Bunların birçoğunu da okuyoruz zaten. Dünyada da yani gözümden Amerikan şiiri çok büyük olarak geçiyor. Fransız şiiri çok büyüktü, büyüklüğünü kaybetti. İtalyan şiiri için de aynı şeyi söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Akımı tanımlarken, ‘Bazı ozanların çağa parmak kaldırmasıdır’ diyorsunuz. ‘Şiir horozu kaldırılmış bir tabanca gibidir’ diyorsunuz. Şiir bugün o güçte olmadığı için mi yeni akımlar ortaya çıkmıyor?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;em&gt;Sözcükleri kaldırın dünya durur” ve “Her sözcük bir fırtınadır, yalnız şiirde patlar...”&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlginç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bu dizeleri herhalde kendinizden geçme halinde yazdınız...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Epeyce yoruldum. Bilmiyorum cevaplayabildim mi... Şair kendine çekiliyor. İhtiyaç duyarsa ilgileniyor. Asıl sorun kendisi. Şair devamlı kendini kurcalar. Bütün derdi şairin kendisi, kendi sorunları. Onun dışında dünyayı bazen ıskalayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK:NTVMSNBC.COM&lt;br /&gt;RÖPORTAJ: YASEMİN ARPA 15 EYLÜL 2006&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7098776194766218362?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7098776194766218362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7098776194766218362&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7098776194766218362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7098776194766218362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/08/aka-duran-air-ilhan-berk.html' title='AŞKA DURAN ŞAİR İLHAN BERK'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8806637246968185155</id><published>2008-08-28T21:28:00.005+03:00</published><updated>2008-08-29T02:59:47.528+03:00</updated><title type='text'>BÜYÜK ŞAİR İLHAN BERK'İ YİTİRDİK!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SLbutqUkwQI/AAAAAAAAALU/mkDrZmVDJ2Q/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239637684714258690" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SLbutqUkwQI/AAAAAAAAALU/mkDrZmVDJ2Q/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Edebiyat dünyasının acı kaybı... Ünlü şair İlhan Berk 92 yaşında prostat kanserine yenik düştü.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Berk, yaklaşık 1 haftadır prostat kanseri ve kronik böbrek yetmezliği şikayetiyle tedavi gördüğü Bodrum Devlet Hastanesinde kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle hayatını kaybetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;40 yıl önce Bodrum’a yerleşen Berk, bir süredir Bodrum Devlet Hastanesi’nde prostat kanseri nedeniyle tedavi görüyordu. 19 Ağustos’ta durumunun ağırlaşması üzerine hastaneye yatırılan Berk, öğle saatlerinde yaşamını yitirdi. Berk, Cumartesi günü Adliye Camisi’nde öğlen kılınacak cenaze namazının ardından Türbe Mezarlığı’nda toprağa verilecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İLHAN BERK KİMDİR?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Berk, 1916 yılında Manisa’da dünyaya geldi. Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu’ndan mezun olan Berk, Espiye’de 2 yıl ilkokul öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ne girdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enstitünün Fransızca bölümünden 1944’te mezun olan Berk, 1945-1955 yılları arasında Zonguldak, Samsun ve Kırşehir’de ortaokul ve liselerde Fransızca öğretmenliği yaptı. Ankara’da Ziraat Bankası’nın yayın bürosunda çevirmenlik yapan usta kalem, 13 yıl sonra 1969’da emekli oldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Arthur Rimbaud ve Ezra Pound’un şiirlerini çevirerek kitaplaştıran İlhan Berk, Bodrum’a yerleşti. Berk, bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya verdi ve bir anlatı kitabının dışında, yalnız şiir ve şiire ilişkin yazılar yazdı. Berk, modern dünya şiirinin iki büyük şairi sayılan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound’un kimi şiirlerini de çevirerek kitaplaştırdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;“YAZMAK MUTSUZLUKTUR”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan, Berk, ilk şiirlerini Manisa Halkevi’nin dergisi Uyanış’ta 1935 yılında yayımladı. Berk, 19 yaşındayken “Güneşi Yakanların Selamı” adıyla kitaplaştırdığı bu şiirlerinde “hece vezni” kullandı. Bu eserler, o dönemin şiir anlayışına özgü bir karamsarlık taşıyordu. “Sonsuzluk”, “kızıl”, “hulya”, “ateş” en sevdiği sözcüklerdi. Şairin, sembolist şiirden esinlenilmiş izlenimi veren imgeler yapmayı sevdiği, “Bir karanlık gecenin masmavi seherinde/Kızıl başörtünle gül yüzlü bahçede görün” mısralarında görülüyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlhan Berk, 1940’lara doğru “Yeni Edebiyat” anlayışı içinde yer aldı. Servet-i Fünun (Uyanış), Ses, Yığın, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde yazılar kaleme alan Berk, Türk şiirinin en deneyci şairlerinden biriydi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Berk, 1979’da “Kül” ile TDK Şiir Ödülü, “İstanbul” ile 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü, 1983’te “Deniz Eskisi” ile Yedi Tepe Şiir Armağanı’nı, 1988’de “Güzel Irmak” ile Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun yıllara yayılan şiirini eskitmeden bugüne değin taşıyan ve “mutlu insanın yazamayacağını” düşünen İlhan Berk, bir dizesinde şöyle seslenir:“Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz/Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan/Ve bana bu yeryüzünü cehennem eden/Bu yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim yapmak...”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ESERLERİ:&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;ŞİİR:&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güneşi Yakanların Selamı (1935)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul (1947) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günaydın Yeryüzü (1952) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye Şarkısı (1953) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Köroğlu (1955) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Galile Denizi (1958) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çivi Yazısı (1960) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Otağ (1961) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mısırkalyoniğne (1962) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Âşıkane (1968) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Taşbaskısı (1975) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şenlikname (1976) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Atlas (1976) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kül (1978) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul Kitabı (1980) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kitaplar Kitabı (1981) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Deniz Eskisi-Şiirin Gizli Tarihi (1982) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Delta ve Çocuk (1984) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Galata (1985) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güzel Irmak (1988) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pera (1990) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Avluya Düşen Gölge (1996) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şeyler Kitabı Ev (1997) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok Yaşasın Sayılar (1998)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;DÜZYAZI:&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şifalı Otlar Kitabı (1982) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir Uzun Adam (1982) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;El Yazılarına Vuruyor Güneş (1983)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnferno (1994) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kanatlı At (1994) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Logos (1996) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Poetika (1997) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc33;"&gt;ÖDÜLLERİ&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1979 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Kül ile &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü İstanbul Kitabı ile &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1983 Yeditepe Şiir Armağanı Deniz Eskisi ile &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1988 Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Güzel Irmak’la (Ferid Edgü ile paylaştı)&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8806637246968185155?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8806637246968185155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8806637246968185155&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8806637246968185155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8806637246968185155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/08/air-ilhan-berk-hayatini-kaybetti.html' title='BÜYÜK ŞAİR İLHAN BERK&apos;İ YİTİRDİK!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SLbutqUkwQI/AAAAAAAAALU/mkDrZmVDJ2Q/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7152243246810765526</id><published>2008-07-23T15:11:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:08.137+02:00</updated><title type='text'>FETHİ NACİ HAYATINI KAYBETTİ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SIcgIcyYj6I/AAAAAAAAALE/ioYuHx2Qkpc/s1600-h/fethi+naci.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226181222125309858" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SIcgIcyYj6I/AAAAAAAAALE/ioYuHx2Qkpc/s400/fethi+naci.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1927 Giresun doğumlu olan Naci, yazarlığının yanı sıra edebiyat eleştirmenliği ile öne çıktı. Fethi Naci’nin ilk yazısı da bir ölüm üzerineydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat dünyasında kayıp. Türk Edebiyatının önde gelen eleştirmenlerinden yazar Fethi Naci, İstanbul Cihangir’deki evinde bu sabaha karşı vefat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk edebiyatının son 50 yılına damgasını vuran en önemli isimlerden biriydi Fethi Naci. Eleştiri kurumunu edebiyatımıza yerleştiren ve bu alandaki en yetkin imzalardan biri haline gelen Fethi Naci eleştirmen sıfatıyla yazarlar kadar çok okunan belki de tek isimdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3 Nisan 1927’de Giresun’da doğan Fethi Naci Kalpakçıoğlu İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. 1940’lı yıllardan itibaren çeşitli gazete ve dergilerde öyküleri ve şiirleri yayınlanmaya başlandı. 1950’li yıllardan itibaren de eleştiriye yöneldi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok sevdiği babaannesinin ölümü üzerine kaleme aldığı ilk yazısı 1943 yılında Erzurum gazetesinde yayımlanan Naci’nin Behçet Necatigil’in ilk kitabı “Kapalı Çarşı” üzerine yaptığı ilk eleştiri yazısı, 1945-46 kışında Aksu dergisinde yayımlandı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1953’te babasının adını kendi adına ekleyerek, “Fethi Naci” adıyla yazmaya başlayan Naci, Dost dergisinin düzenlediği soruşturmada 1960’ın en beğenilen eleştirmeni seçildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1965 yılında gerçek yayınevi kurdu ve bu etiketle başlattığı “100 Soruda” dizisiyle kültür hayatımıza ciddi bir kaynak akışı sağladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En önemli eserlerini eleştiri alanında veren Fethi Naci’nin basılan kitapları arasında “100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme”, “Eleştiride 40 Yıl”, “40 Yıl, 40 Roman”, “Reşat Nuri’nin Romancılığı”, “Sait Faik’in Hikayeciliği”, “Yaşar Kemal’in Romancılığı” ve “Yüzyılın 100 Türk Romanı” sayılabilir. Usta eleştirmen “Bir Hikâyeci: Sait Faik-Bir Romancı: Yaşar Kemal” adlı eseriyle 1990 yılında Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü almıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Romanın da, romancının da işlevinin muhalefet olması gerekir” diyen Fethi Naci eleştiriye başladığı ilk yıllarda Marsçı estetikten etkilenmişse de işin sanatsal boyutunu da hep göz önünde tutmak gerktiği düşüncesine varmıştı. Cumhuriyet Kitap’a verdiği bir röportajda şunları söyleyecekti usta eleştirmen: “Bir gerçekliğe bağlı kalınması, gerçekliğin gösterilmesi gerektiğini söylüyorum. İkincisi edebiyatın işinin salt estetik işlevden ibaret olmadığını, bir de toplumsal ahlak yönü olduğunu söylüyorum. Ben ancak bunları söyleyebilirim, yoksa şöyle roman olur, böyle roman olur demek yanlıştır. Bizim hiç aklımıza gelmeyen bir yoldan da roman yazılabilir, o roman çok da iyi olabilir.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eleştiriyi kendi deyişiyle, “Edebiyata daha bir edebiyatça yaklaşmak, birtakım beylik lafların uzağında kalmak, daha nesnel değerlendirmeye çalışmak, iyi türkçe yazmak” gibi kriterlerle ele alan Fethi Naci hayat veda ettiğinde 81 yaşındaydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YAPITLARI&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Bir Hikayeci: Sait Faik-Bir Romancı: Yaşar Kemal” adlı yapıtıyla 1991 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülünü alan Fethi Naci’nin yapıtları arasında “İnsan Tükenmez (1956)”, “Gerçek Saygısı (1959)”, “Azgelişmiş Ülkeler ve Sosyalizm (1965)”, “Emperyalizm Nedir? (1965)”, “Azgelişmiş Ülkelerde Askeri Darbeler ve Demokrasi (1966)”, “Kompradorsuz Türkiye (1967)”, “100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri (1968)”, “On Türk Romanı (1971)”, “Edebiyat Yazıları (1976)”, “100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme (1981)”, “Eleştiri Günlüğü (1986)”, “Bir Hikâyeci: Sait Faik-Bir Romancı: Yaşar Kemal (1990)”, “Gücünü Yitiren Edebiyat (1990)”, “Roman ve Yaşam (1992)”, “Eleştiride 40 Yıl (1994)”, “40 Yılda 40 Roman (1994)”, “Reşat Nuri’nin Romancılığı (1995)”, “50 Türk Romanı (1997)”, “Şiir Yazıları (1997)”, “60 Türk Romanı (1998)”, “Kıskanmak (1998)”, “Sait Faik’in Hikâyeciliği (1998)”, “Yaşar Kemal’in Romancılığı (1998)”, “Yüzyılın 100 Türk Romanı (1999)” ve “Dönüp Baktığımda (1999)” yer aldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;KAYNAK:ntvmsnbc.com&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7152243246810765526?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7152243246810765526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7152243246810765526&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7152243246810765526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7152243246810765526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/07/fethi-naci-hayatini-kaybetti.html' title='FETHİ NACİ HAYATINI KAYBETTİ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SIcgIcyYj6I/AAAAAAAAALE/ioYuHx2Qkpc/s72-c/fethi+naci.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2595231016406020670</id><published>2008-07-02T01:19:00.006+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:08.603+02:00</updated><title type='text'>15.YILINDA SİVAS KATLİAMINI UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SGqtwwm9ucI/AAAAAAAAAK0/tZZu2thVfdU/s1600-h/2temmuz2007sivas.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218174171455797698" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SGqtwwm9ucI/AAAAAAAAAK0/tZZu2thVfdU/s400/2temmuz2007sivas.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;33 can, 33 insan 15 yıl önce diri diri yakıldılar. Onlar, toplumun aydınlık yüzüydüler. Şair, ozan, yazar, kendi öz kültürlerinin temsilcileri ateşlerde kavrularak, dumanlarda boğularak katledildiler. Yüzyıllar önce Pir Sultan, dil, din, ırk ayrımı gözetmeksizin tüm halk kesimlerinin tepkilerini dile getirmiş, kardeşçe bir düzen için mücadele vermiş ve bundan dolayı da dönemin egemenleri tarafından katledilmiştir.33 canı diri diri yaktıranlar da egemenlerdir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Emperyalistlerin ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda SGGSS yasası ile sağlık ve emeklilik hakkımızı satışa çıkaranlar, özelleştirmelerle, sigortasız, güvencesiz çalışma koşullarıyla hayatımızı zindana çevirenler, kölelik yasalarıyla işçi sınıfını örgütsüzleştirmeye, sendikasızlaştırmaya çalışanlar, hep aynı karanlık yüzlerdir.Bize, Sivas katliamını unutturmak isteyenler esasında bu gerçekleri unutturmak istiyorlar. Biz, katillerin karanlık yüzlerini unutmayacağız! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sivas'ta katledilen şairlerimizin,ozanlarımızın,yazarlarımızın aydınlık yüzlerini unutmayacağız,unutturmayacağız...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2595231016406020670?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2595231016406020670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2595231016406020670&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2595231016406020670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2595231016406020670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/07/15yilinda-sivas-katliamini.html' title='15.YILINDA SİVAS KATLİAMINI UNUTMADIK,UNUTTURMAYACAĞIZ!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SGqtwwm9ucI/AAAAAAAAAK0/tZZu2thVfdU/s72-c/2temmuz2007sivas.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1201203606661551146</id><published>2008-07-01T23:56:00.002+03:00</published><updated>2008-07-02T00:52:53.828+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KATLEDİLENLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Asım BEZİRCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1928'de demiryolu işçisi Hamdi Bey'le ev kadını Refika Hanım'ın tek çocuğu olarak dünyaya gelir Asım Bezirci. Üniversite yıllarında sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Refika Hanım hep bir denge isterdi. Sanki hassas bir terazi gibiydi. Asım Bezirci'ye "başkaldırı insanı" demek doğru bir tanımlama dedim. Şiddetle karşıydı. Kanımca, bunda sosyalizme yürekten inanmasının da etkisi var. Asım Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne eşit uzunlukta 70 kitap sığdırdı. Sonuç ne kadar acı olursa olsun, yüreklerimizi ne kadar acıya keserse kessin, ölümü Asım Bezirci'ye yakışır biçimdeydi. Kalesini terk etmeyen komutanlara benziyordu. Gençliğe inanıyordu. Tercihi onlardan yanaydı. Ağız dolusu gülüşü, çoşkusu, kuralcılığı, kütüphane raflarında bile eleştiriyi sürdüreceğinden hiç kuşkunuz olmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;METİN ALTIOK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Metin Altıok bir sabah, 13 Haziran 1993 günü, on kitabını birden yere yayarak, eşi Nebahat Çetin'e imzalamaya koyuluyor. "Sende benim setim yok bulunsun" diyerek Sivas'ta katıldığı üçüncü şenlik oluyor. Nebahat Çetin, "Sen Sivas'lısın, Metin'i sağlam verdim, sağlam istiyorum" diyor Uğur kaynar'a... İkisi de dönemiyor Sivas'tan.. Üstünde kafa patlattığı konu, ölüm; kendi ölümü; karısının ölümü; "Önce sen mi öleceksin, ben mi öleceğim?" Bu tartışma saatler boyu sürüyor! "Ben ölürsem sen bana sahip çıkarsın" diyor karısına, "Sen ölürsen ben sızarım!" Sivas'tan sağ dönmüş olsaydı, intihar etmese bile, Metin'i alkol komalarından kurtarabilir miydik acaba? "Ben niye yaşıyorum, ben niye ölmedim" bu soruları hep soracaktı kendine, duyduğu derin acıyı bana da yaşatacaktı... Sivas'tan sağ çıkması, bir başka biçimde ölümü olurdu.&lt;br /&gt;O Şair Bir Babaydı&lt;br /&gt;Sevgili kızım Zeynep; diyerek, yaşamındaki yerini önemle vurguladığı kızı Zeynep Altıok, bugün şunları söylüyor babası için: Babam, ben sekiz yaşındayken hatıra defterime birşeyler yazmasını istediğimde oraya bir dize yazmıştı: "Gülüşün bir kuş olacak hep omuzumda". Onu 02 Temmuz 1993'te bir ortaçağ karanlığında kaybettim, kaybettik. Ardından birşeyler söylemek benim için çok zor. O sadece bir baba değil, şair bir babaydı çünkü. O, "Metin Altıok"tu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;DR. BEHÇET AYSAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behçet Aysan "Beyaz bir gemidir ölüm" adlı şiirini okuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü beyaz bir gemidir&lt;br /&gt;ölüm&lt;br /&gt;Siyah denizlerin hep&lt;br /&gt;çağırdığı&lt;br /&gt;batık bir gemi&lt;br /&gt;sönmüş yıldızlar gibidir&lt;br /&gt;Yitik adreslere benzer&lt;br /&gt; ölüm&lt;br /&gt;Yanık otlar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen bu şiiri okurken, ben belki başka bir şehirde ölürüm. Kır yaşamı gösterdi ki, direnen şairler soyundandı Behçet Aysan. Arkadaşlığın, kardeşliğin insanı Behçet Aysan'ın ölümü, direnen şairlerin ölümüne benziyor. Onun Vaptsarov, Joset, Petöfi için duyduğu derin acı ve kederi, bizim kendisi için duymamızın, mümkün mü? Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Örgüt bilincinin sağlam bir örneğiydi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Derneği'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yaptı, Ankara Tabip Odası ile Genel Sağlık - İş Sendikası üyesidir. Edebiyatçılar Derneği'nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;UĞUR KAYNAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Öldüğünde / doğduğum yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / işte böylesine yeniyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Kaynar'dan geriye, askılı deri çantasının kalacağını; çantadan, üzerinde yukarıdaki dizelerin çiziktirildiği beyaz bir peçetenin çıkacağını; hayatıyla şiiri arasındaki trajik ilişkinin Uğur Kaynar'ın ölümünü anlamlandıracağını bilmiyoruz henüz.&lt;br /&gt;"Uğur, hep tek başınaydı. Bilinçli olarak yanlız kalmayı isteyen, yanlız olmayı seçen bir insandı. Hep yalnızdı. Ve o yanlızlığını bir oya gibi işledi şiirlerine"&lt;br /&gt;Uğur çok hüzünlü bir adamdı. Şiirlerinin teması sevmektir, sevdadır... Sevmeyen insanlara, sevmeyi bilmeyen, daha doğrusu öğrenemeyen insanlara yönelik, çok ciddi eleştiriler vardır. Her kitabı, yüklü bir hüzün anlatımıdır. Zorlu ve Kavgalı yıllar. Ülke, politik bir kaosu yaşıyor, Uğur Kaynar'ı da fazlasıyla etkileyen ve belirleyen politik mücadeleler dönemi. Sürekli içeri alınıp bırakılmalar... 12 Eylül döneminde, iki yıla yakın Mamak'ta yatan Uğur Kaynar, şiir yazmanın, Uğur için bir yaşama biçimine dönüşmesi de o yıllara rastlıyor. "İlk kitabının naif, çocuksu havasından Gizemya ile sıyrılmıştır Uğur... Okuyan, rahatlıkla fark eder. Daha kentli duyarlığa dönüşmüştür şiiri... Alabildiğine bir hüzün vardır gene de, Hep bir hüznü yazardı ve bu hüznü şiirlerine yoğun olarak yansıtırdı."&lt;br /&gt;Edebiyat çevresine rağmen çok yanlız bir adamdı... Duygulu ve yaralı bir insandı... Çoçuk yaşta annesinin ölümü, ailenin dağılması ve benzeri olgular, Uğur'u fazlasıyla etkilemişti. Uğur'da diyor Serap Kaynar; "Hayatı boyunca hep çekti kendini insanlardan, kendi kabuğunun içine girmeyi tercih etti... Kendini zorlayan bir insandı Uğur... Uyum sağlamıyordu ve bunu istemiyordu da... Her zaman kaygılı ve sıkıntılıydı.Hiçbir ortamda varlığını bütünüyle ifade edemiyordu... Sivas'taki ölümü de bir tekbaşınalıktık!"&lt;br /&gt;Ölümünden sonra, Serap Kaynar'a bir torba içinde teslim ediliyor Uğur'un kalan eşyaları. Yanından hiç ayırmadığı, adeta kişiliği ile özdeşleşen askılı deri çantası ise bulunamıyor. Katliamdan birkaç gün sonra çanta, mucizevi bir biçimde bulunarak Serap Kaynar'a ulaştırılıyor; sapasağlam, ne bir yanık, ne bir koku... Peçeteler çıkıyor ortaya... "Dizelerini ilk olarak peçetelere yazardı,&lt;br /&gt;"Öldüğümde / doğduğun yere gidiyorum / yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği / İşte böylesine yeniyorum".&lt;br /&gt; "Madımak'tan sağ çıkamayacağını biliyordu Uğur... Otelin merdivenlerinde Behçet ve Metin ağabey ile birlikte çekilen fotoğraflarından anlıyorum bunu" Uğur Kaynar'ın ölümü bile, sancılı hayatına karşı elde ettiği bir yengi değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ERDAL AYRANCI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlarının cesur, atak ve bonkör olarak tanıdıkları Erdal Ayrancı.70'li yıllara gidiyoruz: Erdal 1978 ODTÜ girişli. Eylül'de başlayan olağanüstü bir dönem, pek çok insan gibi Erdal'ın da payına mahpusluk düşüyor. Erdal Ayrancı, 1980-1993 yılları arasında iki yıl iki gün Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri'nde yatıyor. Çalışma odasında gördüğümüz maket gemiyi Mamak'ta kapılardan çıkardığı tahtalardan yapmış. Gemiye eşinin adını koymuş:"Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihin de Mamak'ta son şiirini 20.03.1983'te topçam'da yazmış. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Niğde cezaevi'nde yazdığı şiirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri bulmak mümkün. Şiiri okuyoruz: "Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / İsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / İsterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız... / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak. Erdal'ın kekeme zürafa benim." Yazının son paragrafını sunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İşte şimdi mezarımın başındayım ve ağlıyorum ölüme. Ölüm, benim ölümsün. Açlığım, çaresizliğim ve beceriksizliğim ölümü bile beceremedim, belki de becerdim...Belki de anladım ölemeyeceğim, Ölü güzel olur mu?.. Benim ölüm çok güzeldi, bembeyazdı giysilerim, kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı, ben duymadım ama imam çok şeyler söylemiş hakkında, çünkü ben ölüyüm duymam ki; demiş ki şöyle ya da böyle. Neyse iyi adamdı günahları affolsun falan gibi, sağolsun hiç tanımazdık sağlığımızda birbirimizi, onun için çok da fazla iyi şeyler diyemeyeceğim hakkında, hatta bir keresinde küfür bile etmiştim gıyabında. tam ben uyurken sabaha karşı ezan okuyası tutmuştu da küfür etmiştim. Sen hiç kendi ölümüne üzüldüm mü? Ya da ağladım mı? Ben en son babam öldüğünde ağlamıştım ve son gördüğüm ölü oydu, kendi ölümü göremeden önce, Sen hiç güzel ölü gördüm mü? Ben gördüm yemin ediyorum çok güzeldi ölüm, inanmazsan sor. Bir beta balığıyla japon balığı vardı. Zurafanın yanında ve sadece benim ölümü seyretmeye gelmişlerdi, inanmazsan sor, ne güzeldi ölüm bembeyazdı, bembeyazdı giysilerim. Kanım çekilmişti de yüzüm de bembeyazdı. İstersen sor. zürafa kekeme yalnız, bence balıklara sor, tabi eğer uzak doğu dilini biliyorsan."&lt;br /&gt;Erdal Ayrancı'nın odasında kendisinden geriye kalan eşyaları inceliyoruz: Partolonunun cebinden çıkan beş yüz bin lirayı elimize alıyoruz; Atatürk'ün yüzüne kan bulaşmış. Erdal Ayrancı'yı hastanenin morgunda görenler, "bembeyaz bir ölüydü", diyecekler.&lt;br /&gt;Biricik kızları Zeynep matematik dersinde kümeler konusu işlenirken, ailesinin kümesini çizecek: Önce kendisini, sonra annesini ve en son olarak da babası Erdal Ayrancı'yı yerleştirecek kümenin içine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ASAF KOÇAK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asaf Koçak, "Bizim toplumumuzda bireylerin kendilerini sorgulamaları ve dönüştürebilmeleri kaygıları oldukça az. Sorgulamak yeterli değil mesele dönüştürebilmekte. En önemli olanın aynanın karşısına geçtiğimizde kendimize ateş edebilmeyi becermemiz olduğuna inanıyorum diyor.&lt;br /&gt;"Asaf duvara asılan ve koleksiyonlara girenlerde yeni arayışlardan yanayım. Bir defa korkusuz olacaksınız ve tanımlara var olanlara fazla bel bağlamayacaksınız. tanımlar geçici değilmi sanatta yeni arayışlar içerisinde olmak gerek diyor.&lt;br /&gt;Uzun yıllar süren karikatür serüveninden sonra bir değişim ve yenilenme dönemi başlıyor sanatında. Belki de asıl yapmak istediklerini bundan sonra gerçekleştirecek.&lt;br /&gt;Asaf Koçak bir karikatüristti, fakat öncelikle bir insandı. Bir yandan ödenmeyen ev kirası kapanan telefonu "ki müzmin durumları bunlar Asaf'ın" öte yandan duygusal olarak yaşadığı derin yıkım, gerede yeşil pantalonu mor çoraba rengarenk gömlekleriyle yaşamını ti'ye alabilen bir Asaf Koçak yaşıyor.&lt;br /&gt;"Hiç bir zaman mutlu ve huzurlu olamadı. Hep huzursuz, kaygılı ve sıkıntılıydı. Acılar içinde kıvranan bir insandı, fakat bunu çevresine göstermezdi. Bir çok kişi Asaf'ı yaşama sıkısıkıya bağlı bir insan olarak anımsıyor, fakat o asıl başkalarını yaşama bağlardı." Sivas'a giderken ev kirasını ödemiş olması Asaf Koçağın yaşadığı en büyük ve son oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;NESİMİ ÇİMEN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Beni fraksiyonlara bölünmüş sol sevmedi bir türlü. Öyle kendimi beğendirme şirin gösterme derdim de yok... Alevi dernekleri de... Sol sevmedi, çünkü ben hiç bir fraksiyona girmedim. Sanatçının fraksiyonu olur mu? Ben halkın ozanıyım, ezilen biriyim ve elbette ezilenlerden yanayım, ama şu "Sol'un" ve bu "Sol'un" sazını çalamam Alevilik de öyle. Bizim kültürümüzün zenginliği oradan geliyor, ama ben Alevilicilk de yapamam. Çağı geçti bunların. Hem sınıflardan, emekçiden söz ediyoruz. hem de Alevicilik yapıyoruz. Bana bu da ters geliyor. Ama şu var: Türkiye'de ilk Şah İsmail gecesini ben düzenledim. Güçlü bir halk ozanı olduğu için, bir kültür eri olduğu için düzenledim."&lt;br /&gt;Ankara'daki Can Yücel ve Yaşar Kemal'in katkılarıyla düzenledim. Alevi kitlesine yaslanarak yapmadım bunu kültür olayı olduğu için yaptım o'nun içindir ki Alevi derneklerinin toplantılarına pek çağırmazlar beni, Pir Sultan'a da bu yıl çağırdılar, yol param da yoktu ama, 500 bin lira bir yerden bulup geldik. Yokluk, yoksulluk içinde bile olsam Türkiye'de yaşamayı seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel ey Nesimi sen, senden sor seni,&lt;br /&gt;Sakın ha hor görme asla bir canı,&lt;br /&gt;İnsanları sev sen, eyle secdeni&lt;br /&gt;Mukaddes bir varlık hakkın kendisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;MUHLİS AKARSU - MUHİBE LEYLA AKARSU&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhlis Akarsu, 1948 yılında Sivas'ın Kangal ilçesinin Minarekaya köyünde doğdu. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak, kendine insan sevgisini şiar edindi, 1972 yılında kendisinin de çok saygı duyduğu Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik'le evlendi. "Muhibe Leyla Akarsu'nun bu evliliklerinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızları oldu.&lt;br /&gt;Mahsuni Şerif'in Muhlis Akarsu için söylediklerini anımsıyoruz. "Genellikle kış günlerinde yapılan Bektaşi Cem ve Cemaatlerinde, yörenin seyitlerine ve ozanlarının etkisinde kaldı.Önceleri klasik Bektaşi kalıpları içinde ismini duyuran sesini-sazını dinleten ünlü arkadaşım yetmişli hatta altmışlı Türkiye'de başlayan devrimci kıpırdanışlara yabancı kalmadı. Zamanla dev ozanlar İhsani, Ali İzzet, Nesimi, Çırakman gibi isimlerle sahnelerde görüldü.&lt;br /&gt;Son derece yanık ve tok sesiyle bir zamanlar plak ve kasetlerde rekor düzeylerde eserler sergiledi.&lt;br /&gt;Akarsu özünde Pir Sultan Abdal aşkıyla doludur. Pir Sultan'ı rehber seçmişti. Kendisinin sonunun darağacı olup olmamasını hiçe sayardı. Ama diri diri yakılacağını hiç de aklının ucuna getirmemişti kuşkusuz.&lt;br /&gt;Her mısrasında gericiliğe ateş püsküren kardeşlik barış ve dostluğun simgesi olmuş bir ozandı. Muhlis Akarsu Türkiye'ye adım adım gezerek kendi kültürü olan Alevi Kültürünü tanıtımını üstlenmişti.&lt;br /&gt;Akarsunun unutulması mümkün değildir. Pir Sultan Kültürü ile yaşıyacaktır. Bu yazıyı bitirirken Muslis ve Muhibe Akarsuyu, söz ve müziği Muhlis Akarsuyun olan "İşte Geldim Gidiyorum" adlı türküyle anıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HASRET GÜLTEKİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01 Mayıs 1971, Sivas'ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde dünyaya geldi. 6 yaşında saz çalmaya başladı, 11 yaşında sahneye çıktı.&lt;br /&gt;Müzik yönetmenliğini üstlendiği resmi olarak ilk defa kürtçe müzik yasağını delen "Nevroz" adlı kaset 1990'da önce entstürümantal olarak sonrada Nilüfer Akbal ve Rıza Akkoç'un katılımıyla gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;02 Temmuz 1993'de, Sivas'ta Madımak Otelinde 35 insanla birlikte katledildi. 13 Eylül 1993'de oğlu Roni Hasret Gültekin dünyaya geldi. Hasret Gültekin genç yaşına rağmen Anadolu Halk Müziğinin yorumlanmasında ve icrasında özgün bir yer edinmiş bir sanatçımızdı. Ülkemizde Feodal ve türedi kültürün aşılarak yurtsever demokratik ve halkçı bir kültürün köklerinin sağlamlaştırılması kavgasının önemli bir neferiydi. Anadolu Aydınlanmasının ışıklarından biriydi Hasret Gültekin. "Ne arasak, Anadolu'da bulacağız!" derdi.&lt;br /&gt;Hasret'in ana dili kürtçeydi. Güzel bir diksiyona sahipti. Sadece Kırmanci değil Dimili ve Sorani'de bilirdi. "Nerelisin" diye sorulduğunda üstüne basa basa "Koçgiriliyim, Kürdüm" derdi. Hasret "Ne arasan kendinde ara" felsefesinden yola çıktı. Hasret Gültekin'in yaşam serüveni içerisinde Anadolu'da özgürleşmenin önündeki en önemli engellerden birisinin din ideolojiside olduğunu kavramıştı. Turan Dursun'u okuduktan sonra "Bilinç sıçraması yaşıyorum, ufkum açıldı. Ateist'im diye haykırabilirim" diyordu.&lt;br /&gt;Hasret Gültekin'in annesi Hace Gültekin "Ben Madımak Otelindekilerin Anasıyım, şimdilik hoşçakalın yavrularım" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;MUAMMER ÇİÇEK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dosya, bir fotoğraf; "Muammer'in ağabeyi" fotoğrafta genç adamla genç kız birbirlerine bakarak gülümsüyorlar. Genç adam Muammer Çiçek olmalı, Genç kızın kim olduğunu bilmiyoruz henüz. Dosyaları karıştırıyoruz; dosyalardan birinde Muammer'in tuttuğu günce, diğerinde altmış kadar şiiri, "İnadına yaşamak" adlı kendisinin yazdığı bir oyun. Fotokopisi çekilmiş bir ölüm ilanı düşüyor dosyaların arasından: "Sivas katliamında yitirdiğimiz Muammer-İnci ve 35 canı yüreğimize gömdük" Muammer Çiçek'le İnci birbirlerine bakarak gülümsüyorlar.&lt;br /&gt;"1967 yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu 1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı oldu." Çankaya Belediyesi İmar dairesinde iki ay staj gördü.&lt;br /&gt;Muammer Çiçek şiir yazıyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu "Küçük Prens" adlı oyunda oynamış. Olaylar çıkmasa, Madımak Oteli yakılmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettiği Pir Sultan Abdal oyununu oynayacaklardı.... Serkan, Huriye, Yeşim, Özlem hiçbiri oynayamadılar.&lt;br /&gt;Muammer'in babası Hüseyin Çiçek ilk ve son kez konuşuyor,. " Muammer kavgayı hiç sevmezdi cahil insanlardan uzak dururdu. Ama orası Sivas, Sivas şehri Cumhuriyete düşman ailece kendimizi Cumhuriyete ve topluma adadık. Muammer'in eşyaları arasında Ahmet Çiçek bir nişan yüzüğü getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İNCİ TÜRK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sanki boğucu bir sesin içinde yüzünü bulmaya çalışıyorum. Hızla ilerliyorum, bir türlü yaklaşamıyorum, uzaklık hep aynı" 13.01.1991. Muammer Çiçek Sivas Madımak Oteli, dışarda azgın kalabalık ve sanki yazılanlar Alevler içindeki İnci Türk için yazılmış. Muammeri yazınca inciyi, İnci'yi yazınca Muammeri düşünmeden yapamıyoruz.&lt;br /&gt;İnci Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 yılında bitiriyor. Altındağ Kültür Merkezinde ilk tiyatro çalışmalarına başlıyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda yer alıyor. İnci Türk'ün Muammer Çiçekle olan yakınlığı ortak arkadaşları Huriye Özkan'a oradan tiyatro çalışmalarına dek uzanıyor.&lt;br /&gt;Baba Mehmet Türk "Ben çocuklarımı toplumda bir yere gelmek için çalışın derdim. Muammer'le tanıştıktan sonra hayatında olumlu bir değişiklik olduğunu hissettik" Anne Neda Türk "kızımla gurur duyuyorum çok iyi seçim yapmış" diyor, baba Mehmet Türk başıyla onaylıyordu.&lt;br /&gt;İnci Türk'ün odasındayız kitaplarını karıştırdığımız, yaşamına girdiğimiz genç kızı yıllardır tanıyormuş gibiyiz. "Ölürsem / Açık bırakın balkonu / Çocuk portakal yer (Balkonumdan görürüm onu) / Orakçı ekin biçer (Balkonumdan duyarım onu) / Ölürsem / Açık bırakın balkonu. İnci Türk için ne yapabiliriz. Balkonun kapısını açık bırakıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;NURCAN ŞAHİN- ÖZLEM ŞAHİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nurcan şahin'in annesi Fidan Şahin, yirmiyedi yıl Anadolunun çeşitli yörelerinde görev yapan bir köy ebesi. Amcasının oğlu Mahmut'la bir akraba evliliği yapıyor. Bu evlilikten doğan üç çocuğuda doğumundan kısa bir süre sonra ölüyor. 03 Mart 1975'de adını "Canışığı" anlamına gelen Nurcan koydukları bir kızı oluyur. Nurcan Şahin küçüklüğünden itibaren Fidan Şahin'in yaşamına bir başka sevinç ekliyor.Fidan Şahin "Onu özel olarak sevmek için kendime doğurdum. Nurcan'ım olmadığında evde bir suskunluk bir sessizlik olurdu. Nurcan'ın gelmesiyle eve bir şenlik havası doğardı" diyor.&lt;br /&gt;Nurcan büyüdükçe kendini bütünüyle okumaya veriyor. Nazım Hikmet'in şiirlerini ve diğer ilerici yazarların yapıtlarını okuyordu. Köyümüz Şarkışla ilçesi Saraç köyüdür. Köyümüzün kültür ve dayanışma derneği vardır. Nurcan amcasının kızı, kader arkadaşı ve can dostu Özlem ile birlikte derneğin çalışmalarında görev alırdı. Sunuculuk yapar geneleksel oyunumuz Semah dönerlerdi. Herhangi bir şeye kızsam " Anne beni lafla dövme, eline terliğini al sinirin geçirinceyi kadar döv" derdi. Ben onu dövme şöyle dursun "gözün kör olsun bile diyemezdim". Bir günden birgüne "Allah Canını Alsın" demedim. Allah almadı ama yobazlar aldı. Nurcan ile Özlem şahin amca çocukları aralarındaki ilişki kardeşlikten öte. Çocuklarından itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldaşı oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakın insan sevgisiyle dolu bir genç kız. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapısı var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hızlı ve sürekli ve akıcı konuşması en önemli özelliklerinden biri, konuşmaya bir başladımı susmak bilmiyor. İkiside yaşıtlarından daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsız ediyor ikisinide.&lt;br /&gt;İkiside ölüme çok uzak iki çocuktular.Özlem Şahin umursamaz dile dolu bir kızdı, hep çocuk kalmak, hiç büyümemek istiyordu. Büyüklerin yapmacıklı ve abartılı dünyası güldürüyordu onu. Odasının duvarına astığı bir kart belki yaşlanacağım ama asla büyümeyeceğım. Az ama öz yaşadılar. "İnsan sevgisiyle yürekleri doplulu olan canları ve biz anneleri de yaktılar. Yüreklerimize insanlık sevgisi yerine kin ve nefret doldurdular." diyen şehit annelerine  kulak verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;SAİT METİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı sıklıkla anılan ve kendisinden sevgiyle söz açılan Sait Metin. "23 yıllık hayatında hiçkimseyle kavga etmeyen ılımlı ve olumlu bir yapıya sahip olan asla küfür etmeyen, yalan söylemeyen, kimseyi bilerek kırmayan, herkese saygılı, sevecen ve hayat dolu bir insandı Sait Metin. Uzun boylu, yakışıklı ve güçlü bedeninde sanki bir giz vardı.Onunla tanışıpta ilgi duymayan, sevmeyen herhalde olmazdı" diyor amcası Halil Metin.&lt;br /&gt;"Oğlum diye söylemiyorum. dört dörtlük insandı" diyor babası Mehmet Metin. Sait Metin'in dostları; kitapları ve bağlaması oluyor. Bize Nurcan'ı, Özlem'i, Belkıs'ı, Ahmet'i ve Yasemin'i hatırlatıyor.&lt;br /&gt;Sait Metin çok iyi bağlama çalıyor, türkü söylüyor hertürlü müzik aletine bir hafta içerisinde uyum sağlamayı başarıyor. Bir de kabak kemanesi var, Yeşim'in (Özkan) 23 Nisan 1992 günü Sait'e verdiği yaşgünü armağanı. "Sait sevgisinde de çok temiz bir insandı" diyor arkadaşı İsmail atak. "Esas deyişimi canı kadar çok sevdiği balcanı bulduğunda başlamıştı. Artık tiyatroda ve tüm hayatlarında birlikte olacaklarına söz vermişlerdi. Bizde Sait'e Pir'im, Yeşim'e de balcan diye hitap ediyorduk."&lt;br /&gt;Çankırı gibi ters bir kent'te Çankırı Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldığı bu eğitim tatmin etmiyor. "Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadım, biliyorum sizde tatmin olmadınız söz veriyorum bir fakülte daha bitireceğim" diyordu ailesine. Sait ve Yeşim'in birbirlerine çok bağlı olduklarını söylüyor. Annesi Sultan Metin. "Yeşim'e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dediğimde, "Anne sen delimisin, ben aradığımı buldum"demişti. Kız da çok tatlıydı. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuşlardı" diyordu Sultan Metin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HURİYE VE YEŞİM ÖZKAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özkan ailesi, 1962 yılında Ankara'ya yerleşiyor. İlk yılında doğuyor. "İlk çocuğumuz olduğu için sevgiyle, özenle büyüttük" diyor. Münire Özkan... Huriye üç günlük bebekken, Anıtkabir'de çimlerin üzerine yatırılıyor...&lt;br /&gt;Huriye Özkan, başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. İkisi de Alevi kültürüne bağlı, üretme ve paylaşma bilinciyle yüklü iki çağdaş genç kız...&lt;br /&gt;1992 yılındaki, Pir Sultan Abdal Kültür şenliklerinde, Özkan ailesinin bütün bireyleri Banaz'dalar... Bir yanda Yıldızdağı, bir yanda Pir Sultan'ın köyü... Yeşim Özkan şenlik programını büyük bir coşkuyla gösteriyor babasına... Semah, tiyatro, dinletiler, şairler ve şiirler... Fakat biraz tedirgin, sormadan edemiyor; "Aziz Nesin de gelecekmiş, bir olay çıkar mı acaba?" Hikmet Özkan, "Devletin güvenlik güçleri var kızım" diyerek yatıştırıyorum onu...&lt;br /&gt;Münire Özkan'ın anımsadığı son anları söyle; Birbirlerinin üstüne oturuyor, aynı koltuğa sığmaya çalışıyorlar... Huriye Özkan, kardeşine sarılıyor, kollarını sıyırıyor, ısırıyor, öpüyor... "Anne" diyor, "Yeşim'i çok seviyorum"... Yeşim'in Pirim'i Sait Metin, tiyatroda ve tüm yaşamda birlikte olmaya sözlendiği Yeşim Özkan'ı yani Balcan'ı babası Hikmet Özkan'dan "emanet" alıyor; kızların yanlarında Sait Metin ve Muammer Çiçek var, İnsan güzeli iki delikanlı... Hep birlikte, neşe içerisinde, coşkuyla gidiyorlar Sivas'a.&lt;br /&gt;Özkan ailesinin sevinci ve gururu onlar olacaklar biliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;CARİNA THUİJS&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmi Sivri'nin Anlattıkları.&lt;br /&gt;Carina ve kız arkadaşı Maryze ve beni işyerimden arayıp randevu istediler. Bir hafta sonra biraraya geldik. Onlar, kendilerinin Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerinin nasıl yapılandığı, nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rollari konularında araştırma tezi hazırlamak istediklerini, Doetinchem'deki Türkiye'lilerle çalışmamdan olayı bazı olanaklar sunup sunmayacağını sordular ve yardım istediler. Carina ve Maryze'e yardım edecektim.&lt;br /&gt;21 Haziran 1993 tarihinde buradan Ankara'ya, bir ay konuk olacağı Sivri ailesinin yanına gitti. Yasemin ve Asuman Sivri ile kısa zamanda iyi arkadaş oluyorlar. Birlikte Pir Sultan Abdal Kültür Derneği'ne gidiyorlar. Carina Dernek'te pek çok insanı tanıyor; onları fotograflarını çekiyor, dostluklar kuruyor.&lt;br /&gt;Carina, Yasemin ve Asuman ile birlikte Pir Sultan Abdal etkinlikleri'ne katılmak üzere Sivas'a gidiyor. Orada yurttaşı Rene'yi göreceği için çok heyacanlanmış. Carina tanıdığım kadarıyla, sistemli, çalışmayı seven eşitsizliğe karşı olan, "toplumcu feminst" diye bileceğimiz biriydi. Biraz çekingendi ancak kolay ilişki kuran, toplumsal sorunlarla yakından ilgili, insanları seven, her türlü haksızlığa karşı çıkan insandı, bir çok insanımız gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;YASEMİN SİVRİ ve ASUMAN SİVRİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asuman henüz 16 yaşında. Sokullu lisesi ikinci sınıf öğrencisi... "Karnemi aldınız mı?" diye soruyor, telefona çıkan ağabeyi Yalçın'a Asuman, "Dünkü gösterilemiz çok iyi geçti" diyor ağabeyine... Fakat asıl merak ettiği konu karnesi... İki yıldır takdir almak için uğraşıyorAsuman Sivri...&lt;br /&gt;Saat 16-17 arası Kamber Çakır'a eve yeni gelen Yalçın Sivri, kardeşinin takdir aldığını iletilmesini söylüyor, fakat telefondan duyduğu gürültülerden tedirgin oluyor...&lt;br /&gt;Yasemin ve Asuman Sivri kardeşle, 1991 yılı ortalarında, Pir Sultan Abdal Derneği'nin kültürel çalışmalarına katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna giriyor. AsumanSivri, özverili çalışmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor. "Asuman sevimli, coşkulu, deli dolu ve uçarı bir kızdı" diyor ağabeyi Yalçın Sivri; "Arkadaşı çevresinde çok seviliyordu, bunda küçüklüğünün ve sevimliliğinin payı büyüktü"... Asuman da her türlü özerklik vardı, fiziksel, düşünsel vb. Zeki ve çalışkandı. Emek veriyor, çalışıyor, çalıştırıyordu...&lt;br /&gt;Yasemin, Asuman'dan iki yaş daha büyük... 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile başladığı kişisel çalışmalarında, giderek daha farklı kanallara yöneliyor. Derneğin Gençlik Komisyonu üyesi. Aynı zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitapları çiltliyor, numaralandırıyor. "Sürekli ve düzenli olarak okurdu" diyor ağabeyi Yalçın... Kişilik olarak içine kapalı ve durgun bir insan görüntüsü veriyor çevresine, oysa "en iyi arkadaşlarım" dediği dostlarıyla (kitaplarıyla) buluşabilmek için, yanlızlığa gereksinimi var Yasemin'in... Bu yönüyle Sait Metin'in tipik bir eşi sanki...&lt;br /&gt;Lise yıllarından itibaren tuttuğu bir güncesi var. Daha çok aile ortamını, arkadaş çevresini değerlendiriyor yazdıklarında.&lt;br /&gt;Yasemin Sivri, Sivas'a giderken "Aziz Nesin'le tartışmak, görüşlerini açıklamak istediğini" söylüyor arkadaşlarına... 1 ve 2 Temmuz günü Buruciye Medresesi'ndeki kitap standında görevli olan Yasemin'in bir isteğini gerçekleştirmiş olması akla yatkın geliyor. Kardeşi Asuman'la birlikte kullandıkları ortak çantalarını içinden Aziz Nesin tarafından imzalanmış bir kaç kitap çıkıyor... "Yetmiş Yaşıma Merhaba" adlı kıtabını, "Yasemin Sivri'ye mutlu yaşaması için " diyerek imzalamış Aziz Nesin...&lt;br /&gt;29 Haziran'da, Erzurum'dan Ankaraya gelen ve 31 Haziran günü kendilerini Sivas'a yolcu eden ağabeyi Yalçın Sivri ile birlikte, Sivas dönüşü Mersin'e tatile gideceklerdi iki kardeş... Daha Sivas'ta iken, arkadaşlarına, "Çok yoruldum, beni Banaz'a götürün" diyen Asuman'ın, özellikle gereksinimi vardı böyle bir tatile...&lt;br /&gt;Yasemin'in ve Asuman'ın yatakları, sanki birer gelin yatağı gibi süslenmiş durumdalar: Üzerlerine çerçeveli fotoğrafları, kırmızı karanfiller konulmuş.. Duvarlara şal ve poşu'ları, heybeleri, şemsiyeleri asılmış... Asuman'ın son okuduğu kitabın sayfaları arasına, kurumuş bir gül yaprağı çıkıyor. Biblolar, fincanlar, işlemeli tabak ve Honlanda'lı Carina'nın bir fotoğrafının da yer aldığı ayrı bir köşe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;BELKIS ÇAKIR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1975 yılında Ankara doğumlu Belkıs Çakır... Lise 'de başarılı bir öğrenciyken, arkadaşları ona "miss kuruntu" adına takmışlar... 1992 okul yıllığında şunlar yazıyor Belkıs için: "Belkıs sınıfımızın canayakın mensuplarından ve pencere sakinlerinden biriydi. Yazılılardan önce çok telaşlı olur. Bundan dolayı biz ona "miss kuruntu" deriz. Ama biliriz ki, onun bu telaşı yersizdir. Çünkü her zaman çok başarılıdır. "Kişilikli, yürekli, yetenekli, tuttuğunu koparan bir insandı. Tam bir 'Anadolu kızıydı...'&lt;br /&gt;Belkıs Çakır'ın bir dakika boş zamanı yok... Dersane çıkışı soluğu dernekte alıyor. Saat 24'ten sonra, geceyarılarına kadar semah çalışıyor arkadaşlarıyla...&lt;br /&gt;Belkız Çakır, umutlu olarak girdiği '93 yılı Üniversite, İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandığını öğrenemedim.. O başarılı olacağından emindi... Belkız'ın babası Kamber Çakır... Gazi Üniversitesi önünden geçen otobüslere biniyor, kızlı erkekli öğrenci kalabalığına takılıyor gözleri, onlar arasında Belkıs'ı görür gibi oluyor, dalıp gidiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;MENEKŞE VE KORAY KAYA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menekşa ve Koray Kaya - Yeşim Özkan, Yasemin - Asuman Sivri gibi madımak'ta yakılan kardeşlerden. Onlardan geriye Sivas'tan dönen bir kaç parça eşyayı saymazsak, Sivas'a gitmeden çektikleri iki fotoğraf kalmış;&lt;br /&gt;Menekşe ve Koray kaya oturma odasının duvarında yanyana gülümseyerek bize bakıyorlar. Gülümsedikleri zamanı dondurmak için artık çok geç!. Babası İsmail Kaya semah ve saz hocası, Pir Sultan Abdal oyununun müziğini yapmış. 01 Temmuz'da Sivas'ta Düzenlenen "Halk Gecesi"ne katılan sanatçılar arasında o da var.&lt;br /&gt;1992 yılında gerçekleştirilen Banaz şenliklerini yaşayan Menekşe ve Koray Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliklerine katılmak için, babalarının deyişiyle "can atıyorlar". Saat 10.00'de İsmail Kaya'nın da katıldığı "Halk Gecesi" var. İsmail Kaya programını yapıp kulise gelir, o sırada Musa Eroğlu yavaş yavaş birşeyler çalmaktadır. İsmail Kaya Hasret Gültekin'e sazını nasıl bulduuğunu sorar. Hasret, "İsmail senin sazının çok sesi var, en iyisi sen o sazı bir daha kır" der. Tam o sırada bir çocuk duvarda asılı olan İsmail kaya'nın sazına çarparak yere düşürür. Koray heyecanla babasına koşup "Baba, sazın kırıldı" der, der demez İsmail Kaya'nın aklına Hasret Gültekin'in sözleri gelir; sazı eline alır, saz gövde ile sapın birleştiği yerden, yanı ilk kırıldığı yerden bir kez daha kırılmıştır. "Hasret yarın seni görürsem ne diyeceğimi biliyorum" diye geçirir içinden İsmail Kaya, ama Hasret Gültekin'i son kez gördüğünü nereden bilsin? Bu Dünyadan bir Koray, bir Menekşe geçti.&lt;br /&gt;Bu dünya'da Koray Kaya geçti, on üçünde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Beş yaşında yazıyı söktü. İlk okula başlamadan önce okumayı öğrendi. Hacettepe Üniversitesi kampüsünde 60. Yıl ilkokulu'nda okudu. çok başarılıydı. Bilim Dersanesinin Anadolu Lisesine hazırlama kursunda ilk ona girdi. Mimar Kemal Ortaokulu'na başladı. Çok zeki, yetenekli bir çocuktu. Kendi yaşından büyük çocuklarla, insanlarla ilişki kurardı. En iyi örnek, Sivas'ta yitirdiğimiz Sait Metin'le kurduğu ilişkiydi. Sait Metin'le çok iyi anlaşırlardı. Bu dünyadan bir de Menekşe geçti, on beşinde Sivas'ta yakıldı. Peki kimdi o güzel çocuk? Menekşe semaha, tiyatroya meraklıydı. Günleri Pir Sultan Abdal Derneği'nde geçerdi. Birkaç arkadaşı gibi Menekşe Kaya'da saz dersleri almıştı. Kardeşi Koray'la birlikte evde saz çalar, semah dönerlerdi. Menekşe özgürlüğüne çok düşkün biriydi. Sosyal kültürel ilişkileri çok iyiydi. Menekşe Kaya 02 Temmuz günü son semahını döndü.&lt;br /&gt;Hüsniye ana ve diğer analar çocuklarının mezarları başında bir ağıt yakacaklar: "Sivas'ta yitimdim 22 goncaydı gülüm / Elimden aldı bak ateşle ölüm / Ben de dostlar ile gömüldüm / Çalar sazı dili söylerdi / Aldı onları ölüm"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;EDİBE SULARİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edibe Sulari, Davut Sulari Baba'nın en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarındandır.&lt;br /&gt;Bassel'de yaşadığı halde Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarına katılmayı ihmal etmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;SEHERGÜL ATEŞ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sehergül Ateş, 1963 Ankara doğumlu... Açık Öğretim Fakültesi öğrencisi... Türkiye Elektrik Kurumun'da (TEK) memur olarak çalışmış...&lt;br /&gt;Evin her köşesinde Sehergül'ün yeteneğini, emeğini sergileyen ürünler yer alıyor; makrome el işleri, örgüler, yapma çiçekler ve özenle baktığı menekşeleri... Sehergül Akeş, çiçekleri çok seviyor, işyerlerinde kırkayakın çiçeği olduğunu öğreniyoruz; Her sabah "günaydın ben geldim" diyerek sesleniyor onlara, "öpün bakalım ablanızın elini" diyerek okşuyor hepsini.&lt;br /&gt;Sehergül'ün odası, ölümünden dört gün sonra ilk kez açılıyor, o günden sonra da sürekli kilitli tutuluyor. Babası Musa Ateş odaya girmeyi reddediyor, acısını yüreğinde duyduğu kızı için döktüğü gözyaşlarını bizden saklamıyor artık...&lt;br /&gt;Ablası bir kaç bavula sığan ceyizini gösteriyor, odada Sehergül'e ait herşey yerli yerinde korunuyor. "Eğer saz çalmadan ölürsem, mezarımı tekmeleyin" diyor ablasına.. "Sen herşeyi öğrendin, bir tek saz çalmayı mı öğrenemeyeceksin ?" diye kızıyor ablası... "Evimin her köşesinde, bahçemin her ağacında onun emeği vardı.&lt;br /&gt;Yaşamını güzelleştirmeyi bilen, yarınına umutla bakan, yüreği sevgi dolubir genç kızdı Sehergül Ateş... Diğer güzel insanlarımız gibi, O'nu da, apansız yitirdik kanlı Sivas'ta..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;MURAT GÜNDÜZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02 Temmuz günü, Murat ve kızkardeşi Birsen Gündüz, kültür merkezi'nde kurulan kitap standında görevliler. Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Derneği'nin gençlik komisyonlarında görev alıyor.&lt;br /&gt;Murat katkısız sevgiyi ve dürüstlüğü, en yoğun yaşamış, evrensel sevginin ve kardeşliğin savunuculuğunu aklıyla birleştirmeyi başarmış ender insanlardan biriydi. Birsel'le ağabeyi üzerine özel olarak konuşmak, ailesi kadar bizi de derinden sarsıyor... "Seni tanımlamak, seni anlamak istiyorum gördüğüm bütün insanlara" diyor. Birsen Gündüz, ağabeyi için yazdığı satırlarda... "İnsanlara iyimser bir tavırla yaklaşmanın, zor durumlarında yardımcı olmam, senin yaşam felsefendi. Seni şu dizelerle anlatmak istiyorum; "Ne mutlu bize insan olmuşuz / İnsan sevgisini gerçek bilmişiz / İnsanın dalında açıp gülmüşüz / muhabbet insana, cana muhabbet. R.Su"... seni çok özlüyorum. Seni kendi içinde yaşatarak, özlemimi biraz olsun gidermeye çalışıyorum... Beni yaşarken görenler, seni yaşarken görecekler.&lt;br /&gt;"En güçlüler yandı"... En güçlüleri, en güzelleri, en iyileri yitirdik Sivas'ta... Murat Gündüz de onlardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;SERPİL CANİK&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasında yer alıyordu.&lt;br /&gt;Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördüğü bir kooperatif şirketinde çalışıyor, bir yandan da harıl harıl üniversite sınavlarına hazırlanıyor... Çok çabuk kavradığı semahı severek oynuyor, diğer arkadaşları gibi zamanla o da bir semah ışığı olup çıkıyor... İşyerinden derneğe koşturuyor, hatta semah çalışmasını engelliyor diye, işinden ayrılmayı bile düşünüyor bir ara... Bir yandan işin yoğunluğu, bir yandan kurduğu, bir yandan üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamıyor.&lt;br /&gt;Serpil için dernek çalışmaları ve dolayısıyla semah, bir yaşam biçimidir artık; "Bütün kötülüklerden uzak, yanlızca dostluk ve sevgi üzerine kurmuştu hayatını" diyor ablası... Canik kardeşler, sevgili ablalarını hiç ölmemiş gibi yaşatacaklar... Onlar da Serpil, Nurcan, Özlem, Belkıs gibi olacaklar... Yetenekli ve üretken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;AHMET ÖZYURT&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1992 yılında Ankara'da doğan Ahmet Özyurt, Bebekliğinde çok uslu, hatta biraz zayıf bir çocukmuş. annesi Senem Özyurt, "Her zaman tutmaya korkardım" diyor. Büyüdükçe fiziği gelişiyor Ahmet'in, uzun boylu, geniş omuzlu, elleri ve ayakları kocaman, atletik yapılı bir delikanlı oluyor. Başarılı bir öğrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Öğrenciliği sırasında da komilik, garsonluk gibi küçük işlerle çalışma yaşamına atılan Ahmet Özyurt, bu konuda pek şanslı olamıyor.&lt;br /&gt;"Yalın bir insandı, tek isteği okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir işe sahip olmaktı" diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatımıyla "Bir sıçrasa, karşı caddeye geçebilen" bir yiğit delikanlı... Her sağlıklı genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde ağırlık çalışarak kol ve bacaklarını güçlendiriyor, "kendini yerden yere atıyor"... En büyük ideali Üniversite okumak... Hep sonuca yaklaştı, fakat bir türlü başarılı olamadı. Belki de başarısız olduğu tek alan Üniversite sınavlarıydı.&lt;br /&gt;Ahmet Özyurt, en sevdiği iki eylemi; "Kitap okumak ve spor yapmak" olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, "Hayatın hep acılarını aklına getiren kişi mutlu değildir. Gerçekten mutlu kişi, içinde bir iyilik hisseden kişi demektir." diye yazmış günlüğüne... Ahmet Özyurt, kızkardeşi kadar yakın bize "İstediği ve arzuladığı sonuçlara yaklaşmıştı, iyi bir insan olarak yaşamayı, başarılı ve mutlu olmayı fazlasıyla haketmişti, hayatı haketmişti. başaracaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;SERKAN DOĞAN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Doğan, kardeşi Serdar ile birlikte derneğin semah topluluğunda görev alıyordu. Aynı zamanda, Pir Sultan Abdal " oyununda Ali baba'yı canlandırıyordu... Babası, "Sivas'a ilk gidişi değildi. Banaz'a gitmişlerdi geçen yıl... Ayrıca, derneğin yeni şubeleri açılırken, İstanbul'a, İzmir'e, Çanakkale'ye gittiler" diyor ve ekliyor, "Sivas'ta, çocuklarımıza komplo kurulduğunu nereden bilecektik?... Serkan Doğan, liseyi kendisi için yeterli görmesine karşın, Açık Öğretim Fakültesi'ne devam ediyordu... Bir diğer tutkusu da futbol oynamaktı... Babasının sözleri "Sanki büyümüş ve küçülmüştü... Mahallede yaşlı birisiyle karşılaşsa, elinde çantası, paketi olan yaşlı bir teyzesini görse, hemen yardımına koşardı, tanısın veya tanımasın evine kadar eşlik ederdi... Mahallemizde çocuklarla oynardı, evinde bir akvaryumu vardı; Balıklarıyla, kuşlarıyla sıkılmadan ilgilenirdi... Serkan Doğan, kendi kendine çalışarak saz çalmayı da öğreniyor "Eğitim almış birinden çok daha iyi kullanırdı sazı" diyor kardeşi Serdar...&lt;br /&gt;11 Aralık 1993, yirminci yaş günü Serkan Doğan'ın.. Ailesinin, Aydınlık Gazetesinin aynı tarihli sayısına verdiği bir duyuruda şunlar yazılıyor: "20 yaşına merhaba gülüm. Yangın yeri yüreğimiz. Direncimizde yaşıyorsun. Ailen "... Bir de şu dizeleri okuyoruz; otelde yangın başladığında bir kağıda karaladığı, ölümünden sonra iç cebinden çıkan sportane birkaç dizeyi: "Yanıyorum / anam sakın ardımdan ağlamasın Ali'yim ben / Pir Sultan yoluna ölüyorum / başıma kızıl bağlama / arkamdan sakın ağlama"... Doğan ailesi, oğullarının vasiyetine sadıklar... Ne bir lanetleme, ne bir damla gözyaşı, ne de bir yakınma... Yalnızca direnç... Hepsi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;MEHMET ATAY&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1968 baharında, Divriği'nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçüğü olarak doğuyor. Mehmet Atay... Evin en küçüğü olmakla birlikte en sevileni aynı zamanda... Mehmet Atay'ın kısa süren, fakat yoğun ve üretken yaşamını anlatmak, sevgili kardeşlerine düşüyor şimdi.&lt;br /&gt;Üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına büyük bir tutkuyla bağlanıyor... Yaşamını, çektiği fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeyi kotaran bir insan... "Fotoğrafları, hayata bakışındaki özgürlüğü sergilemeye yetiyordu. Çektiği fotoğraflar gerçekten de ta kendisiydi" diyor Zeynel Atay... Mehmet Atay, temiz bir gökyüzü arayan martıları, boynu bükük kır çiçeklerini, ıslak sokak köpeklerini, kendisine dil çıkaran, haylaz çocukları fotoğraflıyor. Onları özgür dünyalarını yakalama çalışıyor... Olabildiğince özgür yaşamaya sevdalı bi güzel insan. Günümüzde yükselen değerler dünyasında, ilkeli ve kendini alçaltmayan bir yaşamı benimseyen, yaşamın ağrısını ve sızını her zaman üzerinde taşıyan, Fotoğraflarıyla yaşamını güzelleştiren, dürüst kişiliğiyle dostlarına ve arkadaşlarına güven veren, duygusal, sevecen, çalışkan bir insan... Bütün ilişkilerinde özgür düşüncesini hayata geçirmeyi deniyor. Ve bu tavrından asla ödün vermiyor. Gazi Üniversitesi, Maliye Meslek Yüksek Okulu'nu bitiren Mehmet Atay'ın mesleği ile ilgili büyük bir hedefi bulunmuyordu. Belli bir iş, yükselme ve bol para kazanma hırsı da yoktu. "Mehmet çok farklı insandı" diyor ablası Aynur Atay, "Hissettiği gibi yaşardı. Hayata çok geniş bir açıdan bakar ve hiçbir konuda kendini sınırlamazdı..."&lt;br /&gt;Mehmet Atay, 25 Haziran 1993 günü, Alevi Dernekleri Federasyonu'nun kurultayına katılmak üzere, Hacıbektaş'a gidiyor. 27 Haziran günü, İstanbul'a dönüyor ve birkaç gün sonra da Sivas'a, yönetim kurulu üyesi olduğu Divriği Kültür Derneği ve Çağdaş Divriği Gazetesi adına, Pir Sultan Abdal Etkinlikleri'ni izlemek ve elbette gönlünce fotoğraflamak üzere yola çıkıyor. Bir arkadaşı, "Mehmet'in ablası olmak çok güzel bir şey olmalı" diyor Aynur Atay'a...&lt;br /&gt;"Bir insanın bu kadar çok arkadaşı olmasına inanamıyorum... Ben ablası olarak, ölümüne bizden çok daha fazla üzülen arkadaşları olduğunu biliyorum"... Sevgili Mehmet! Seninle yaşadığım süreçlerde dost ve arkadaş olamadık ama, geride bıraktığın onurlu yaşamınla, fotoğraflarındaki insancıl, ortak dünyamız ile bizim de kardeşimiz, arkadaşımızsın şimdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;GÜLSÜN KARABABA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerin, Divriği Kültür Derneği kanadından katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa... Handan Metin, Gülender Akça, Gülsün Karababa ve Nurhan Metin'den, yalnızca Nurhan geriye döndüyor.&lt;br /&gt;Gülsün'ü, ablası Nilgün Karababa yolcu ediyor Sivas'a. Gülsün Karababa... Ayrılırken, döne döne öpüyor ablasını, "Belki bir daha görüşemeyiz" diyor... Nilgün Karababa, kardeşine kızıyor; "Üç tane kol atmıştı. Bende "niye bu kadar çok giysi götürüyorsun yıllanacak mısın orada?" dedim. Üstünü kontrol ettim. "Sivas soğuk olur, kalın giyin" dedim. Oysa ki, yangın yeri olacakmış Sivas, bilemedim"...&lt;br /&gt;Sıradan biri olarak yaşamayı asla kabul etmiyor; babası M. Ali Karababa gibi güzel saz çalıyor, evde herkes yatmış uyurken, o gece yarıları resim çalışıyor, günce tutuyor. Atatürk Kültür Merkezi'ndeki resim kurslarına katılan Gülsün'ün hedefi, Hacettepe Üniversitesi Resim bölümü'nü kazanmak... "Harçlığını saklar kitaba, boyaya yatırırdı." diyor babası M. Ali karababa... "Bir gün olsun kızmadım yavruma. kaşımı kaldırıp bakmadım, nazarım değmesin diye..." Uğur Mumcu'nun cenaze töreninden döndükten sonra, "Ben sıradan biri olacağım. Ben de Uğur Mumcu gibi öleceğim" diyor ablasına..&lt;br /&gt;Gülsün'un felsefesine göre, insan yalnızca yaşamında değil, öldükten sonra da anılmalıydı. Geriye birşeyler bırakabilmeliydi. Belki ileri bir tarihte düşündüklerini yapabilirdi kardeşim... Fakat böyle bir ölümü hiç hak etmemişti.&lt;br /&gt;M. Ali Karababa, "Biz bu çocuklarımızı ne zor koşullar altında büyüttük. Onları cepheye göndermedik ki. diyor. Ve anne Sultan Karababa, "Biz on aydır zehir yiyoruz." derken, nasıl da acılı, fakat yıkılmaz bir şehit anası aynı zamanda... "Ben annem gibi akıllıyım" diye övünen Gülsün'ün, "Dünya bir yana, annem bir yana" dediği Sultan annesi... Karababa ailesi, diğer aileler gibi yalnızca gerçeği öğrenmek istiyor. Devlettir bizim düşmanımız...&lt;br /&gt;Gülsün Karababa, "Ölü Ozanlar Derneği" kitabından aldığı bir tümceyi güncesine aktarmış; "Ölüm saati geldiğinde hiç yaşamamız olduğunu hissetmem ne acı"... Sivas'ın kendisi ve sevdiği yazarlar için bir "Ölü Ozanlar Kenti" olacağını nereden bilecekti?... Halk ozanı Gülsün Karababa'nın babası M. Ali Karababa Sivas katilamında 33 yavrusunu kaybetmenin acısına dayanamadı. Kısa bir süre sonra Pir Sultan'ın ve canların yanına ulaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HANDAN METİN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Handan Metin 1973 Divriği doğumlu, Dört çocuklu bir memur ailesinin üçüncü çocuğu. 1992 yılında, ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne giriyor... Babası Sadık Metin. Dört çocuğumuzun dördü de başarılı olarak öğrenimlerine devam ederken, anne baba olarak biz de çocuklarımızla gurur duyurduk. Ailece kararlıydık, bizlerin zamanında olanaksızlık yüzünden yapamadığımız eğitimi, bütün zorlukları göğüsleyerek çocuklarımıza yaptıracaktık, yaptırıyorduk da... Mutlu ve huzurlu bir yuvada, herkes üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiriyordu. Handan evimizin hem öğrencisi hem de yöneticisiydi.&lt;br /&gt;Handan ve Gülsün, Divriği Harman Dergisi'nin, kadın özel sayısı'na, "Yaşamda Birlikteyiz" adlı yazıyı birlikte yazmışlar: "kadının yeri hakkında yanlış görüşler hakimdi. "Dünya benim, evin içi senin" düşüncesinin hakim olduğu bir toplumda; Ali'nin karısı, Veli'nin anası, Hasan'ın kızı olmak artık kadına yetmiyor. Kadın sadece kendi kimliğini istiyor... Sesimizi yükseltmeliyiz. Karar mekanizmasında biz de varız. Çünkü birlikte yaşıyoruz."&lt;br /&gt;Handan Metin, 1987 Mayıs'ında (yani 13 yaşında), çocukluk ve okul arkadaşı Seher Özen'e, tuttuğu bir günlükte şu satırları yazmış: "Ayrılmak bir doğa kanunudur. Bir gün arkadaşlarından, yarın aileden ve son olarak da bu dünyadan ayrılacaksın. Bütün herkes ayrılacak ama önemli olan zihinlerde bir isim bırakmak, ölsem bile ölmemiş gibi yaşatılmaktır. Handan'ın annesi Sultan Metin, Handan'ın dönüşünü bekliyor. "yitik bulmaya" gider gibi gidiyor her mahkemeye. Handan'ın artık yaşamadığını bilmiyor, eşyalarını saklıyor, kızı gelir ve kullanır diye. Baba Sadık Metin kızı için ayrı bir şiir yazmıyor, "33'lere" birden adıyor yazdığı şiirleri, kızının acısını ayrı tutmuyor. Öfke ve direnç her geçen gün büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;GÜLENDER AKÇA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülender Akça'nın kız kardeşi "aile içinde bir evlat, bir kardeş, bir abladan öteye, hepimize bir dost, bir can, bir arkadaştı." diye söze başlıyor.&lt;br /&gt;Babası Abidin Akça sözü alıyor "Ben uyuyordum, Gülender ile gece konuştuk, vedalaştık, sokaktan geri dönmüş babamı bir öpeyim demiş, son öpüşü oldu."&lt;br /&gt;"Bizde bir ihtiyar vardır, çor çocuğu olmayan, bibim "babaman kardeşi hastaydı" Gülender ile bu odada birlikte yatardı. "Kurban olam Gülender, nereye gidiyon, ben ölüyem, ben hastayım" dedi Gülender'e. Bibi sen ölmekte ol, ben uçakla da olsa gelirim seni yolcu ederim dedi. Fakat maalesef Gülender'in cenazesi geldi uçakla"&lt;br /&gt;Gülender Akça'nın halasının adı Tamey, herkes gibi Gülender'de o'na bibi dermiş. Bibi'nin hastalığında altını temizler, tuvaletini yaptırırmış, Gülender'in ölümünden 40 gün sonra Bibi de ölmüş üzüntüsünden.&lt;br /&gt;Divriğinin Şahin Köyünden Ankara'ya uzanan 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça'nın hayatı. Gülender Akça'nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözlerde Ağabeyinin sözleri olmalı: " Herşeyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının zulmün, işkencenin, itricanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından, Demokrasiden, laik düşünceden yana tavır koydu. Bu anlamda duyarlı bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için, insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti.&lt;br /&gt;Gülender Akça artık yok ama hayat devam ediyor, günlük sıkıntılar diğer aileleri olduğu gibi Akça'larıda kuşatmış durumda. Akça ailesi bir anlamda kızlarını yüreklerine gömdüklerini hayatın Gülender Akça'nın anısıyla her zamankinden daha acımasız, daha çok şeye gebe olduğunun bilincinde olduklarını duyumsatıyorlar. Ağabeyi Günay Vedat Akça'nın evden ayrılırken bize söylediği şu sözlere başka ne eklenebilir ki; "Yitirdiklerimizi ardından ağlamak, anlık tepkilerle yollara çıkmak çözüm mü? Toplumun, kitle örgütlerinin, demokratların cenazelerin kalktığı günkü havayı sürekli kılmaları gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;YAŞIYORLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;NOT:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;gop.pirsultan.sitemynet.com adresinden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1201203606661551146?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1201203606661551146/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1201203606661551146&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1201203606661551146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1201203606661551146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/07/katledilenler-asm-bezirci-1928de.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8329371504856765214</id><published>2008-06-12T22:27:00.004+03:00</published><updated>2008-06-12T22:47:02.733+03:00</updated><title type='text'>33.DYO RESİM YARIŞMASI</title><content type='html'>Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, Türk Resim Sanatı'nın gelişim sürecini 1967'den bu yana yakından izlemeyi ve desteklemeyi ilke edinen DYO Resim Yarışmaları'nın 32.sini DYO adına düzenlemektedir. Boya ve Kimya Sanayinin öncü kuruluşlarından DYO bu yarışmaya katılacak tüm sanatçılara başarılar diler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;YARIŞMA ŞARTNAMESİ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Katılma Koşulları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yarışma, Seçici Kurul'da görev alanlar dışında tüm sanatçılara açıktır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yarışmaya katılacak eserler yağlıboya, akrilik veya özgün baskı tekniğinde olabilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Her sanatçı yarışmaya en fazla 3 eserle katılabilir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Konu serbesttir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yarışmaya katılan eserler daha önce yarışmaya katılmamış, ödül almamış veya herhangi bir yerde yayınlanmamış olmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eserlerin kısa kenarları 60 cm'den küçük, uzun kenarları ise 1.50 m'den büyük olmamalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yarışmaya katılacak sanatçılar 18 yaşını doldurmuş olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Başvuru ve Eserlerin Teslimi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yarışmaya başvuru aşağıdaki adreslerden temin edilecek katılma belgesi ve özgeçmiş formu eksiksiz doldurularak, eserler ile birlikte aynı adreslere gönderilmek veya teslim edilmek suretiyle yapılır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eserlerin arka yüzünde sanatçının adı ve soyadını, eserin adını, boyutlarını ve fiyatını belirten bir etiket bulunmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eserler 19 Eylül 2008 akşamına kadar teslim edilmiş olmalıdır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Posta ve kargo ile gönderilecek eserlerin tüm sorumluluğu sanatçıya aittir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Başvuru ve eser teslimi aşağıdaki adreslere yapılacaktır.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;YAŞAR EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI&lt;br /&gt;Şehit Fethi Bey Caddesi No.120 / İZMİR&lt;br /&gt;Tel : (232) 482 22 00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞAR HOLDİNG A.Ş. ANKARA TEMSİLCİLİĞİ&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ali Suavi Sokak No.11 Maltepe / ANKARA&lt;br /&gt;Tel : (312) 294 92 00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞAR HOLDİNG A.Ş. İSTANBUL TEMSİLCİLİĞİ&lt;br /&gt;Set Üstü No.23 Kabataş / İSTANBUL&lt;br /&gt;Tel : (212) 251 46 40&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Ödüller&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergilenmek üzere seçilen eserler arasından,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Pentür dalında 4 esere eşit 10.000.-YTL, özgün baskı dalında 1 esere 3.000.-YTL başarı ödülü ve plaketi verilecektir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Diğer eserler sergilerde sanatçıların arzuları doğrultusunda satılabilecektir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Satılan eserler, satın alanlara sergilerin sonunda teslim edilecektir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Seçici Kurul&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;p&gt;Prof. Devrim ERBİL&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;Prof. Neşe ERDOK&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Dr. Turan EROL&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Kaya ÖZSEZGİN&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Hasan PEKMEZCİ&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Fahri SÜMER&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Prof. Dr. Süleyman Saim TEKCAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sonuçlar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yarışma sonuçları basın yolu ile duyurulur.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ödül kazanan ve sergilenmeye değer bulunan eserler İstanbul, Edirne, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Ankara, Kıbrıs / Lefkoşe, Kayseri, Trabzon ve Denizli'de sergilenecektir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ödül kazanan eserler bütün haklarıyla birlikte satın alınmış gibi işlem görür ve DYO Koleksiyonu'na girer. Eser üzerindeki tüm fikri ve sınai haklar DYO'ya aittir.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sergi tarihleri ayrıca duyurulacaktır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ödül kazanmayan ya da satın alınmayan eserler sanatçılara teslim alındıkları yerde ya da masraf ve sorumluluk kendilerine ait olmak üzere kargo ile iade edilecektir. Vakıf, üç ay içinde geri alınmayan eserlerden hiçbir şekilde sorumlu değildir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Diğer Koşullar&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı, yarışmaya katılan eserleri teslim aldığı andan teslim edeceği ana kadar geçen süre zarfında sigorta dahilinde korumaya yönelik her türlü önlemi alır. Eserin hasara uğraması halinde sanatçıya ekspertiz raporu ile belirlenen bedel üzerinden ödeme yapılır.&lt;br /&gt;Yarışmaya ilişkin her türlü bilgi için ;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;YAŞAR EĞİTİM ve KÜLTÜR VAKFI&lt;br /&gt;Şehit Fethi Bey Cad. No:120 İZMİR&lt;br /&gt;Tel : (232) 482 22 00&lt;br /&gt;Faks: (232) 484 17 89&lt;br /&gt;e-mail : &lt;a href="mailto:vakif@yasar.com.tr"&gt;vakif@yasar.com.tr&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8329371504856765214?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8329371504856765214/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8329371504856765214&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8329371504856765214'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8329371504856765214'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/33dyo-resim-yarimasi.html' title='33.DYO RESİM YARIŞMASI'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1152645816602450232</id><published>2008-06-09T01:32:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:09.028+02:00</updated><title type='text'>MUNCH'UN "ÇIĞLIK" ADLI TABLOSU YENİDEN MÜZEDE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SExeICEAUXI/AAAAAAAAAKc/boeN1kvVDQs/s1600-h/286091.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209642361046454642" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SExeICEAUXI/AAAAAAAAAKc/boeN1kvVDQs/s400/286091.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Norveçli ressam Edward Munch’un 2004’te çalınan paha biçilmez “Çığlık” tablosu, Norveç müzesindeki yerini yeniden aldı.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başkent Oslo’daki Munch Müzesi, çalındıktan sonra 2006 Ağustosta yıpranmış halde bulunan ve uzmanlarca yeniden onarılan 1910 yapımı tablo için güvenlik önlemlerinin bu kez daha sıkı alındığını kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müze, 26 Eylül’e kadar sürecek sergide, “Çığlık”ın yanı sıra sanatçının diğeriyle birlikte çalındıktan sonra bulunan “Madonna” adlı eserini de sergiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff9900;"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;EDVARD MUNCH(1863-1944)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Edvard Munch, 1863 yılında Loten’de, Dr. Christian Munch ve Laura Cathrine’in ikinci oğulları olarak dünyaya gelmiştir. 1864 yılında aile Christiana’ya (bugün Oslo) taşınmıştır. Burada, Edvard henüz 5 yaşındayken, annesi 1868’de verem hastalığından hayata veda etmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bundan sonra beş kardeş için zor bir yetişme dönemi söz konusu olacaktır. Edvard’ın çok küçük yaşta annesiz kalması, onu derinden etkilemiş olmalıdır. Ama onu daha da fazla etkileyen olay, kendisinden sadece bir yaş büyük olan kızkardeşi Sophie’nin de annesini alıp götüren verem hastalığına yakalanmış olmasıdır. Kardeşinin günden güne tükenişine tanık olmak, ergenlik dönemindeki Edvard için oldukça acı bir deneyim olmuştur. Sanki küçük yaştayken tam olarak anlamlandıramadığı annesinin ölümünü, Sophie’nin hastalığı süresince bu kez gerçekten yaşamıştır. Kızkardeşi, 15 yaşındayken 1877 yılında hayatını kaybeder. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaşadığı acı tecrübeler iç dünyasında derin yaralar bırakırken Edvard Munch, 1879’da başladığı mühendislik eğitimini 1880’de terkederek ressam olmaya karar vermiştir. Oslo’da akademiye giren Munch, 1882 yılında kendisi gibi altı sanat öğrencisiyle birlikte bu şehirde bir atölye kiralamıştır. Buradaki çalışmalarını, Norveç’in o dönemde en önemli ressamlarından birisi olan Christian Krohg yönlendirmiştir. Krohg, bu sırada Paris’ten henüz dönmüş ve orada özellikle Manet’nin resimlerinden etkilenmiştir. Sanatın merkezinden aktarılan izlenimler, diğer gençlerle birlikte Munch’u da heyecanlandırmış olmalıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Munch, 1883’de Oslo Sonbahar Sergisi’nde ilk defa olarak resimlerini göstermiş, aynı dönemde Oslo’nun sanat ortamına da girmiştir. 1885 Antwerp Dünya Sergisi’nde, aralarında kızkardeşi Inger’in portresinin de bulunduğu resimlerini sergilenmiştir. Bu resimle birlikte, 1885/6’da yaptığı Hasta Çocuk adlı çalışmasını 1886’daki Oslo Sonbahar Sergisi’nde göstermiştir. Ancak, her iki çalışma da kamuoyunun tepkisini çekmiştir. Hasta Çocuk, konu olarak Munch’un yakın geçmişine göndermeler içermektedir. Çok da uzak olmayan bir süre önce kızkardeşi Sophie, böyle bir hasta yatağında verdiği hayat mücadelesinde her an yenik düşmekteydi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak, konunun genel etkisi ve Munch’un hayatındaki yeri bir yana, resim üslup açısından da ‘dramatik’ bulunmuş olmalıdır. Resim yüzeyinde fırça lekeleri ve akıtmalarla oluşturulan dokular ve resmin tamamlanmamış etkisi bırakacak şekilde ele alınışı, bu çalışmaya yönelik tepkilerin asıl hedef noktasını oluşturmuş gözükmektedir. Oysa, konunun dramatik etkisini arttıran bu üslup anlayışı, Munch’un sanat kariyeri boyunca izleyeceği yolun ana çizgisini ortaya koymaktadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Munch, hayatı boyunca tüm tepkilere karşın sanat çizgisinden taviz vermeden yoluna devam etmiştir ve henüz 23 yaşındayken, 1889 yılında, Oslo’da 110 eserden oluşan ilk kişisel sergisini açmıştır. Aynı yıl devlet bursuyla, sanatı üzerinde derin etkisi olacak Paris’e gitmiş ve Léon Bonnat’ın sanat okuluna girmiştir. Bu tarihten sonra, Fransa ve Paris, hayatı boyunca çeşitli fırsatlarla döneceği bir uğrak noktası olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk Paris deneyimi, onu yeni sanat arayışlarına yönlendirmiş görünmektedir. 1890 tarihli Karl Johan’da Bahar Günü, yeni- izlenimci tarzda bir resimdir. 1891 tarihli Rue Lafayette, Paris’te bir süre yaşadığı caddenin görünümünü benzer bir üslup anlayışı içerisinde yansıtmaktadır. Sanatçının başından beri yatkın olduğu serbest fırça vuruşlarının, neredeyse noktacı bir anlayışta ele alındığı bu şehir görünümlerini, 1891 tarihli Oslo Fiyordu Üzerinde Ayışığı adlı manzara izler. Burada fırça vuruşları daha kalın ve sadedir; resim yüzeyinde belirgin bir yalınlaşma hissedilmektedir. Belli ki Munch, Paris’in ilk etkilerini aşmakta ve bir ‘ara dönem’in ardından tekrar kendi üslup çizgisinin tutarlılığı içerisinde gelişimini sürdürmektedir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak Paris, en azından onun renk anlayışını belirgin bir şekilde değiştirmiş görünmektedir. Bundan sonra resimlerinde farklı renk düzlemlerini kullanmaktan geri kalmayacaktır. Resim yüzeyindeki doku arayışları ve figürlerdeki yalınlaşmanın ardından, rengin de bir ifade aracı olarak önemini kavramıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1891 yılında Nice’de, Hayat Frizi adlı bir seri tuval resmi üzerinde çalışmaya başlayan Munch’un, 1892 yılında Berlin’de açtığı kişisel sergi, basının ve halkın büyük tepkisini çekince bir hafta sonra kapatılmıştır. Ancak Berlin’de, aralarında Strindberg’in de bulunduğu entelektüel bir çevreyle kurduğu ilişkiler, bu şehri kendisini besleyen önemli bir merkez konumuna getirmiştir. Berlin, Munch’un sanatındaki sembolist eğilimlerin gelişiminde etkili olan bir ortamı barındırmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dönemde yaptığı çalışmalardan 1893 tarihli Ses, arka planda durgun suya düşen ay ışığının oluşturduğu dikey- sarı hat, bunun önünde yer alan dikey ağaç gövdeleri ve resmin sol ön kısmındaki kadın figüründen oluşmaktadır. Bu dikey hatları, göl kıyısını tanımlayan yatay hat dengelemektedir. Bütün resme yoğun bir atmosfer duygusu hakimdir. Munch’un Hayat Frizi çalışmaları üzerine yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirdiği bu resmin devamında, sanat tarihinin başyapıtlarından birisi olan Çığlık gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1890’lı yıllar Munch’un üretken bir dönemini işaret etmektedir. 1894’de Berlin’de ilk gravür ve taşbaskılarını üretmeye başlamıştır. Bu sırada, aralarında Kadının Üç Durumu ve Madonna gibi resimlerin de bulunduğu Hayat Frizi’nin çalışmalarına devam etmektedir. Madonna, doğum ve ölüm kavramlarını ele aldığı önemli eserlerinden birisidir. 1895 tarihli Ayışığı ise, iki yıl önce yaptığı Ses’in bir devamı niteliğindedir; bu kez manzaradan figür kaldırılmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu dönemde Paris, Berlin gibi sanat merkezleri ile Norveç’te yaşamını sürdüren Munch, bir yandan kadın ve kadının erkeğin iç yaşantısındaki yerini irdelediği (Erkek ve Kadın/ 1898, Öpüş/ 1897, Hayat Dansı/ 1897- 99) resimlere yoğunlaşırken, diğer yandan erken kariyerinin değişmez teması olan hastalık ve ölüme de ilgi göstermiştir (Ölüm Döşeği/ 1895, Hasta Odasında Ölüm/ 1895, Ölü Anne ve Çocuk/ 1897- 99). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1899’da birkaç kez döneceği Köprüde Kadınlar konusunu ilk kez ele alan Munch, 1900 yılında uzun süredir üzerinde çalışmakta olduğu Hayat Frizini tamamlamış ve frizin tamamını 1902 Berlin Sezession’unda sergilemiştir. Bundan sonra Oslo, Paris, Berlin gibi merkezler başta olmak üzere, Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde bulunan, sergiler açan ve siparişlere yanıt veren önemli bir ressam olarak Munch, portre ve manzara çalışmalarına ağırlık vermiştir. 1908 yılında geçirdiği bir sinir krizi sonucu altı ay hastanede yatan sanatçı, yaşamının sonuna kadar üretmeyi sürdürmüş, ancak 1930 yılında geçirdiği bir göz rahatsızlığı çalışmalarını yavaşlatmıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;1937’de Nazi yönetimi, Munch’un Alman müzelerindeki çalışmalarından 82’sini ‘yoz sanat’ şeklinde nitelemiş ve çoğunu satmıştır. 1940 yılındaki Alman istilası, Norveçli ressamın hayatının son dönemindeki acı deneyimlerden birisi olmuştur. 1942 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ilk sergisini açan Munch; deforme edilmiş figürler, işlenmemiş yüzeyler ve yoğun renk kullanımı ile olduğu kadar resimlerinde yarattığı atmosfer etkisi ve konuları ile, başta dışavurumcular olmak üzere pek çok 20.yüzyıl sanatçısını derinden etkilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Onun Çığlığı, her bireyin atılmamış çığlığı olarak, yapıldığı günden itibaren boşlukta dalgalanmaya devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ÇIĞLIK&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En önemli ve etkileyici resimlerinden biri olan Çığlık'ın 50'den fazla gravürü vardır. 1893 tarihli ilk çalışması renklidir. Resimde insanın yalnızlığına ve korkusuna şahit oluruz. Körfez, küçük yelkenli gemiler ve resmi çaprazlama kesen parmaklıklı köprü, sahnenin kuzey sahilinde olduğunu gösterir. Munch 1892 yılında hastalığı sırasında yazdığı günlüğünde bu sahneden söz eder ; "İki arkadaşımla güneşin batışında yürüyordum. Aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü, durakladım, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. Kentin ve mavi fiyordun üzerinde ateşin dili ve kan vardı. Arkadaşlarım yürümeye devam ettiler ben ise hala orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz çığlığı duydum".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı sanat tarihçisi Robert Rosenblum Munch'un ölü kafaları için Paris L'Homme müzesindeki bir Peru mumyasını model olarak aldığını öne sürmüştür.. Munch Dostoyevski ve Kierkegaard okurdu. Kierkegaard'ın şu pasajından etkilenmiş olmalı (Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor). İnsana özgü olan içsel bunalımların sembolik bir görünümü olan resimde ön plandaki figür başını elleri arasına almış ve gözleri dik, ağzı sonuna kadar açık, yanakları bağırır durumda gösterilmiştir. Yılankavi figürün diğer iki figürden uzakta ve tek başınalığı yalnızlığı ve bunun dehşetini simgeliyor. Bütün çizgiler çığlık atan başa doğru akıyor. İnsanın umutsuzluğunu, mutsuzluğunu, endişelerini, boğuntularını, korkularını, acılarını ve çaresizliğini dile getiren bu resim dışavurumcu bir ifadeye sahiptir. Renkler ruhsal durumu daha da vurguluyor. Gökyüzünün kırmızı ve sarıyla dalgalı görünümüne karşılık deniz açık renkle kara ise koyu mavilerle oluşturulmuştur. Gökyüzünün hali fırtına öncesi sessizliği işaret ediyor. Çığlık atan figürde ve köprüde toprak renkleri göze çarpar. Resimdeki dalgalanma hareketlilik sağlamaktadır..&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1152645816602450232?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1152645816602450232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1152645816602450232&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1152645816602450232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1152645816602450232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/munchun-lk-tablosu-yeniden-mzede.html' title='MUNCH&apos;UN &quot;ÇIĞLIK&quot; ADLI TABLOSU YENİDEN MÜZEDE'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SExeICEAUXI/AAAAAAAAAKc/boeN1kvVDQs/s72-c/286091.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6342236214180116072</id><published>2008-06-03T01:29:00.005+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:09.681+02:00</updated><title type='text'>ÖLÜMÜNÜN 45. YILINDA USTA ŞAİR NAZIM HİKMET RAN'I SAYGIYLA ANIYORUZ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SER2k-n8nbI/AAAAAAAAAJc/s1Visfp7OZA/s1600-h/61_jpg.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207417446805052850" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SER2k-n8nbI/AAAAAAAAAJc/s1Visfp7OZA/s400/61_jpg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;NAZIM HİKMET RAN'IN BİYOGRAFİSİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cccccc;"&gt;15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü'nde güverte subayı iken, sağlık nedeniyle askerlikten ayrıldı, bu arada ilk şiirlerini yayımladı.&lt;br /&gt;1921 başlarında Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmen olarak görevlendirildi.&lt;br /&gt;Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldı. Burada siyasal bilimler ve iktisat okudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1924'te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği'ne gitti.&lt;br /&gt;1928 Af Kanunu'ndan yararlanıp tekrar yurda döndü. Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.&lt;br /&gt;1932'de yeniden dört yıl hapse mahkûm olduysa da, bu kez Onuncu Yıl Affı'ndan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı.&lt;br /&gt;1938'de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950'de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden tekrar Moskova'ya gitti.&lt;br /&gt;1951'de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı.&lt;br /&gt;3 Haziran 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;KİTAPLARI&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Şiir&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;835 Satır&lt;br /&gt;Jokond ile Si-Ya-U&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Varan 3&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1+1=1&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sesini Kaybeden Şehir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benerci Kendini Niçin Öldürdü&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gece Gelen Telgraf&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Portreler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taranta Babu'ya Mektuplar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kurtuluş Savaşı Destanı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saat 21-22 Şiirleri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu 1941 Yılında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Memleketimden İnsan Manzaraları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rubailer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dört Hapishaneden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni Şiirler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk Şiirleri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son Şiirleri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yatar Bursa Kalesinde&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Roman&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kan Konuşmaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeşil Elmalar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaşamak Güzel Şey be Kardeşim&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Hikaye&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hikayeler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çeviri Hikayeler&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Oyun&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kafatası&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Ölü Evi Yahut Merhumun Hanesi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Unutulan Adam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ferhat ile Şirin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Enayi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabahat&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yusuf ile Menofis&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Yazılar&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İt Ürür Kervan Yürür&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alman Faşizmi ve Irkçılığı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Millî Gurur&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sovyet Demokrasisi&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Mektuplar&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bursa Cezaevinden Vâ-Nû'lara Mektuplar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nâzım'ın Bilinmeyen Mektupları&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pirâye'ye Mektuplar&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#339999;"&gt;Masal&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;La Fontaine'den Masallar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevdalı Bulut &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6342236214180116072?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6342236214180116072/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6342236214180116072&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6342236214180116072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6342236214180116072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/lmnn-45-yilinda-usta-air-nazim-hikmet.html' title='ÖLÜMÜNÜN 45. YILINDA USTA ŞAİR NAZIM HİKMET RAN&apos;I SAYGIYLA ANIYORUZ...'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SER2k-n8nbI/AAAAAAAAAJc/s1Visfp7OZA/s72-c/61_jpg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7164976390730790299</id><published>2008-06-03T00:52:00.003+03:00</published><updated>2008-06-03T01:24:27.922+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ffff00;"&gt;"HAYATIMIN VE ŞİİRİMİN HESABATI"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Birkaç gündür kafamın içinde bir soru kımıldanıp duruyor. 60 yıllık ömrümün 40 şu kadar yılında şiir yazdım durup dinlenmeden. Evimde, sokakta, hapiste, trende, uçakta. Bu şiirlerin içinde ne kadarı, insanları barış için savaşa, emperyalist savaşlara karşı savaşa, millî bağımsızlık için savaşa çağırdı. Kırk şu kadar yıllık şairliğimi masamın üstüne koydum. Elimde kalabilen şiirleri okuyorum. Okurlarımın önünde hesap vermek istiyorum. Yüzümün akıyla çıkabilir miyim bu hesabın içinden şair olarak? Şiirleri okudum ve şöyle bir basit istatistik sonucuna vardım: Elimde kalan şiirlerimin yüzde yirmi beşinde, insanlığın en büyük davalarından ikisini, birbirine sıkı sıkıya bağlı iki davayı ele almışım: emperyalist harplere karşı savaş ve millî bağımsızlık savaşı. Bu şiirlerimin tümünü oldukları gibi tekrar etmem imkânsız. Birkaçıyla hesabımı vereceğim.&lt;br /&gt;1925'te Moskova'da, üniversitede okuyorum. Sömürgeciliğe karşı, millî bağımsızlık uğrundaki savaş, bir imkânsız savaş, bir imkânsız hayal olmaktan çıkmış, bir gerçek olmuştur. Ben "Bir Hintlinin Ağzından" şiirimi yazmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarktan geliyorum!&lt;br /&gt;Şarkın isyanını&lt;br /&gt;haykıraraktan geliyorum.&lt;br /&gt;Şimâle akan rüzgârlarla aştım&lt;br /&gt;Asya'nın yollarını;&lt;br /&gt;ulaştım&lt;br /&gt;sana...&lt;br /&gt;Haydi uzat kollarını&lt;br /&gt;beni kucaklasana!&lt;br /&gt;Ey! gönülde onu&lt;br /&gt;görmek arzusunu&lt;br /&gt;Bir sıla hasreti gibi derinlediğim.&lt;br /&gt;Ey! kıvrımları&lt;br /&gt;kalbi saran türkülerini&lt;br /&gt;Annemin sesi gibi dinlediğim.&lt;br /&gt;Ey! Asya güneşleri gibi kırmızı&lt;br /&gt;sıcak bayrakları&lt;br /&gt;sıtmalı rüyama giren!&lt;br /&gt;(.................................................)&lt;br /&gt;Gözümde bir pul etmez artık&lt;br /&gt;ne yer, ne yâr!&lt;br /&gt;Şimâle akan rüzgârlarla&lt;br /&gt;aşmışım&lt;br /&gt;Asya'nın yollarını&lt;br /&gt;ulaşmışım sana!&lt;br /&gt;Haydi uzat kollarını,&lt;br /&gt;beni kucaklasana!&lt;br /&gt;Aynı yıl Türkiye'me dönüyorum. Kara terör kasıp kavuruyor ortalığı benim orada. Emperyalizm yine ve her zamanki gibi insanlığın bu korkunç baş belası, emperyalizmin duvarını yıkmak gerek. Ben "O Duvar" şiirini yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O duvarın bir ucu:&lt;br /&gt;tahta sapanlı sarı Çin'de&lt;br /&gt;öbür ucu:&lt;br /&gt;çelikleri elektrikli Newyork'un içinde&lt;br /&gt;Her bankada hisse senetleri var&lt;br /&gt;onun.&lt;br /&gt;O duvar&lt;br /&gt;Lordlar kamarasından Lord Gürzon'un&lt;br /&gt;noktaları imparator armalı bir nutku gibi geçiyor.&lt;br /&gt;Eyfel'in tepesinden avlarını seçiyor,&lt;br /&gt;dayanarak Hindenburg'un altın çivili heykeline&lt;br /&gt;topluyor Berlin sokaklarını eline.&lt;br /&gt;O duvarın taşlarına sürterek dilini&lt;br /&gt;kara gömlekli Mussolini&lt;br /&gt;bekliyor nöbet.&lt;br /&gt;İtalya'nın çizmesi&lt;br /&gt;yüzüyor kanda.&lt;br /&gt;O duvar&lt;br /&gt;İkinci bir Balkan gibi yükseliyor Balkan'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl 1927. Sırtıma yüklenen 15 yıl piyade ağır hapis cezasıyla Sovyetler Birliği'ne dönüyorum. Sovyetler Birliği'ne karşı alttan alta harp hazırlıyor emperyalistler. Bakû'ya gidiyorum. İlk sosyalist devletin kanı olan bu şehirle tanışıyorum. "................. doğru" şiirimi yazıyorum...&lt;br /&gt;................................................&lt;br /&gt;................................................&lt;br /&gt;................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bereketli bir rahmet gibi besleyesin,&lt;br /&gt;demir dağlara tırmanan azmimizin&lt;br /&gt;yeşil filizli sarmaşıklarını...&lt;br /&gt;isteriz ki,&lt;br /&gt;Uzak Sibirya köylerinin ışıklarını&lt;br /&gt;karlı gecelerde&lt;br /&gt;kızıl lâleler gibi yaksın kanınla.&lt;br /&gt;İsteriz ki,&lt;br /&gt;gençlik iksiri gibi aksın kanın,&lt;br /&gt;150 milyonun damarında!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı, yıl 1941. Üç yıldır hapisteyim. Bursa'da hücremde, halkımın millî bağımsızlık uğruna yapmış olduğu kutsal savaşın destanını yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat üç buçuk.&lt;br /&gt;Halimur-Ayvalı hattı üzerinde&lt;br /&gt;manga mevziindedir.&lt;br /&gt;İzmirli Ali Onbaşı&lt;br /&gt;(Kendisi tornacıdır)&lt;br /&gt;karanlıkta gözyordamıyla&lt;br /&gt;sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi&lt;br /&gt;baktı manga efradına birer birer:&lt;br /&gt;Sağda birinci nefer&lt;br /&gt;sarışındı.&lt;br /&gt;İkinci esmer.&lt;br /&gt;Üçüncü kekemeydi&lt;br /&gt;fakat bölükte&lt;br /&gt;yoktu onun üsrtüne şarkı söyleyen.&lt;br /&gt;Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.&lt;br /&gt;Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı&lt;br /&gt;tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam.&lt;br /&gt;Altıncı,&lt;br /&gt;inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam,&lt;br /&gt;memlekette toprağını ve tek öküzünü&lt;br /&gt;ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için&lt;br /&gt;kardeşleri onu mahkemeye verdiler&lt;br /&gt;ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için&lt;br /&gt;ona "Deli Erzurumlu" derdiler.&lt;br /&gt;Yedinci Mehmet oğlu Osman'dı.&lt;br /&gt;Çanakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı&lt;br /&gt;ve gözünü kırpmadan&lt;br /&gt;daha bir hayli yara alabilir,&lt;br /&gt;yine de dimdik ayakta kalabilir.&lt;br /&gt;Sekizinci,&lt;br /&gt;İbrahim,&lt;br /&gt;korkmayacaktı bu kadar&lt;br /&gt;bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp&lt;br /&gt;birbirine böyle vurmasalar.&lt;br /&gt;Ve İzmir'li Ali Onbaşı biliyordu ki:&lt;br /&gt;tavşan korktuğu için kaçmaz&lt;br /&gt;kaçtığı için korkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci dünya savaşı zaferle sona ermiş. Hapisteyim. Geçmiş kanlı ve kara günleri düşünüyorum. Biliyorum, tetikte olmak gerek, Emperyalistler gene benim Memetçikleri kalp metelik gibi harcamak istiyor. Ben "23 Sentlik Asker" şiirimi yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir mesele var Mister Dalles,&lt;br /&gt;herhalde bunu sizden gizlediler!&lt;br /&gt;Size tanesini 23 sente sattıkları asker&lt;br /&gt;mevcuttu üniformanızı giymeden önce de&lt;br /&gt;mevcuttu otomatiksiz filan,&lt;br /&gt;mevcuttu sadece insan olarak,&lt;br /&gt;mevcuttu,&lt;br /&gt;tuhafınıza gidecek,&lt;br /&gt;mevcuttu,&lt;br /&gt;hem de çoktan mı çoktan,&lt;br /&gt;daha sizin devletinizin adı bile konmadan.&lt;br /&gt;Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu,&lt;br /&gt;Mesela, Mister Dalles,&lt;br /&gt;yeller eserken yerinde sizin o Newyork'un,&lt;br /&gt;kurşun kubbeler kurdu o&lt;br /&gt;gökkubbe gibi yüksek&lt;br /&gt;haşmetli, derin.&lt;br /&gt;Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek.&lt;br /&gt;Halı dokur gibi yonttu mermeri&lt;br /&gt;ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına&lt;br /&gt;ebem kuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.&lt;br /&gt;Dahası var Mister Dalles,&lt;br /&gt;sizin dilde pek de anlamı belli değilken henüz&lt;br /&gt;zulüm gibi,&lt;br /&gt;hürriyet gibi,&lt;br /&gt;kardeşlik gibi sözlerin,&lt;br /&gt;dövüştü zulme karşı o,&lt;br /&gt;ve istiklâl ve hürriyet uğruna&lt;br /&gt;ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,&lt;br /&gt;ve yarin yanağından gayri her yerde,&lt;br /&gt;her şeyde,&lt;br /&gt;hep beraber&lt;br /&gt;diyebilmek&lt;br /&gt;için&lt;br /&gt;yürüdü peşince Bedreddin'in.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapisten çıktım. Yıl 950. Belki bir çocuğum gelecek dünyaya. Babalık zanaatının ne kadar zor bir zanaat haline geldiğini ilk defa anlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavrum,&lt;br /&gt;kız olursa tepeden tırnağa anasına benzesin istiyorum,&lt;br /&gt;oğlan olursa, boyu posu bana.&lt;br /&gt;Kız olursa elâ elâ baksın,&lt;br /&gt;oğlan olursa maviş maviş.&lt;br /&gt;Yavrum,&lt;br /&gt;Kız olsun oğlan olsun,&lt;br /&gt;kaç yaşında olursa olsun,&lt;br /&gt;yavrum düşmesin istiyorum hapislere&lt;br /&gt;güzelden, haklıdan, barıştan yana diye.&lt;br /&gt;Fakat malûm,&lt;br /&gt;kızım yahut oğlum,&lt;br /&gt;gecikirse suların ışıması&lt;br /&gt;dövüşeceksin&lt;br /&gt;ve hattâ...&lt;br /&gt;Yani haylice müşkül bir zanaatmış bizde bugün&lt;br /&gt;babalık zanaatı da.&lt;br /&gt;Yıl 955. Dört yıldır Moskova'dayım. Aklımda kaldığına göre katıldığım barış kurultaylarından birinde toplantı salonunda, atom bombasına karşı dört küçük şiir yazdım. Bunlardan birisi "Ölü Kızcağız".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar dolaşıyor dünyayı&lt;br /&gt;Övünüyor gibi mi geliyor ne&lt;br /&gt;Değil&lt;br /&gt;Dolaşan o küçücük Japon kızcağızı da&lt;br /&gt;İnsanları atom harbine karşı savaşa çağırıyorsa&lt;br /&gt;Çağırabiliyorsa&lt;br /&gt;Ve insanlar onun incecik sesine kulak kabartıyorsa&lt;br /&gt;O bu kuvvetini&lt;br /&gt;Hiroşima'da bir kağıt parçası gibi&lt;br /&gt;Yanıp kül olmak pahasına kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapıları çalan benim&lt;br /&gt;kapıları birer birer.&lt;br /&gt;Gözünüze görünemem&lt;br /&gt;göze görünmez ölüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiroşima'da ölelioluyor&lt;br /&gt;bir on yıl kadar.&lt;br /&gt;Yedi yaşında bir kızım,&lt;br /&gt;büyümez ölü çocuklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarım tutuştu önce,&lt;br /&gt;gözlerim yandı kavruldu.&lt;br /&gt;Bir avuç kül oluverdim,&lt;br /&gt;külüm havaya savruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sizden kendim için&lt;br /&gt;hiçbir şey istediğim yok.&lt;br /&gt;Şeker bile yiyemez ki&lt;br /&gt;kağıt gibi yanan çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıyorum kapınızı&lt;br /&gt;teyze, amca, bir imza ver.&lt;br /&gt;Çocuklar öldürülmesin&lt;br /&gt;şeker de yiyebilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 1963. Tanganika'ya gidiyorum. Memleketimin üstünden geçiyorum. On üç seneden beri memleketimi ilk defa görüyorum. 8000 metre yukarıda Anadolu'mun üstündeyim. 8000 metre derinde bulutlar altında, toprağımda kara kış. Köylerin çoktan kesiktir yolu. Her biri karlı çöllerle bir başınadır. Bulguru aşı yağsız, tezek dumanından göz gözü görmez. Bebeler ölür bitlenmeye bile vakit bulmadan. Ve ben uçarım 8000 metre yukarıda bulutların üstünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum, vatanımın insanları başta olmak üzere, bütün insanlığa vermek istediğim hesabı verebildim mi? Sonra bütün bu hesap bir çeşit... övünmek olmadı mı? Yeryüzünde benden çok değerli şairler, barış, hürriyet ve millî bağımsızlık için, şair olarak yaptıkları savaşın hesabını elbette çok daha parlak verebilir. Sayın ve sevgili okuyucularım. Birkaç örnekle önünüze çıktım, beni en büyük insanlık davasının ikisinde biraz olsun ödevini yapmış bir yurttaş sayarsanız bahtiyar olacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#33cc00;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;NOT:&lt;/span&gt;Bu yazı, Nâzım Hikmet'in şiirini ve yaşamını özetlediği bir konuşmasıdır. Yeni Adımlar dergisinde (Ağustos '73) basılmış ve Asım Bezirci'nin inceleme-antolojisinde de yer almıştır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7164976390730790299?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7164976390730790299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7164976390730790299&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7164976390730790299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7164976390730790299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/hayatimin-ve-iirimin-hesabati-birka.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8182792400379955166</id><published>2008-06-03T00:38:00.003+03:00</published><updated>2008-06-03T19:17:12.036+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#009900;"&gt;İBRAHİM BALABAN&lt;br /&gt;'Şair Baba'sını anlatıyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk resim sanatının yaşayan büyük ustalarından biri olan İbrahim Balaban, 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken cezaevine düştü. Altı ay hapis ve üç ay da para cezasına çarptırılan Balaban, para cezasını ödeyemeyince üç yıl cezaevinde kaldı. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkumun saldırısına uğradı. Balaban, daha sonra hasmını öldürdüğü için yeniden cezaevine girdi. 1942 ile 45 ve 1948 ile 50 yılları arasını Bursa Cezaevi'nde geçirdi. Resme yeteneği olan ve sürekli resim yapan Balaban, Nazım Hikmet'le Bursa Cezaevi'nde tanıştı. Nazım'ın desteğiyle resim çalışmalarını sürdürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balaban, kendisinden 20 yaş büyük olan ve 'Şair Baba' diye çağırdığı Nazım Hikmet'le geçirdiği günleri anlattı:&lt;br /&gt;"Nazım Hikmet, hapispaneye ilk geldiği zaman herkes onun hakkında bir şeyler söylüyordu. Bence söylenilen hiç bir şey Nazım Hikmet'i tam olarak yansıtmıyordu. Bütün mahpuslar, Nazım'ı kendilerine göre anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, Nazım'ın Yavuz Zırhlısı'nı kaçırırken yakalandığını söyleyenler vardı. Bazıları onu bu yüzden büyük bir kahraman olarak görüyordu. Çünkü onlar, bu kadar büyük bir gemiyi ancak Don Kişot gibi, Köroğlu gibi bir adamın kaçırabileceğini düşünüyorlardı.&lt;br /&gt;Mahkumların bir çoğu da Nazım Hikmet'i kötü tanıyordu. Onlara göre Nazım Hikmet komünistti ve komünizm kötü bir şeydi.&lt;br /&gt;Ben de Nazım'ın neden içeri düştüğünü sorduğumda komünist olduğunu söylemişlerdi. Benim için önemli değildi bu. Zaten o sıralar komünizmin ne olduğunu da bilmiyordum. Bana komünizmin kötü bir şey olduğunu söylediler. "Ayıp mıdır bunu konuşmak dedim" ayıp olduğunu söylediler. Lugatlara bakarım o zaman dedim, onlar bu sözcüğün anlamının lugatlarda da olmadığını söylediler.&lt;br /&gt;Bana kalırsa o dönemlerde Nazım Hikmet'in tek suçu dünyaya gelmiş olmaktı. Ne yaparsa yapsın, onu cezalandırıyorlardı. Oysa şimdi aradan bunca zaman geçtikten sonra doğumunun 100'üncü yılı kutlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;NAZIM DÜNYAYA SIĞMIYORDU &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların o dönemde Nazım Hikmet'ten korktuğunu düşünüyorum. Korkuyorlardı, çünkü Nazım Hikmet dünyaya sığmıyordu. Yazdığı şiirler o kadar çok sevilip okunuyordu ki... Bana kalırsa bu, iktidarı rahatsız etti ve Nazım Hikmet'i içeri atmaktan başka çare bulamadılar. Herkes bu güzel adama kendince bir çamur atıyordu. "Öyleyse bu çamurun içinde 28 yıl yatsın bakalım" deniliyordu.&lt;br /&gt;Ben de suçsuz yere cezaevine düşmüştüm. Jandarma beni falakaya yatırıp suçu kabul ettirmişti. Öfkeden patlayacak haldeydim. Habire resim çiziyordum. Daha çok da tüfek resimleri. Jandarmalardan ve hükümetten intikam almayı düşünüyordum.&lt;br /&gt;Ben bunları yapıp dururken mahkumlardan biri bana cezaevine bir ressamın geldiğini, insanların yüzüne baka baka resim yaptığını söyledi. Beni o adama götürmesini istedim. "Olmaz" dedi. "Neden" diye sorunca da "Bu adam komünist. Hem, eğer seni beğenirse resmini yapar" dedi. Portresini yaptığı insanlardan kaç lira aldığını sorunca da "Para almıyor, sadece boya parası, 250 kuruş" dedi.&lt;br /&gt;Sonunda beni Nazım Hikmet'in yanına götürdüler. Resmimi yapmaya başladı. Aslında benim amacım resmimi yaptırmak da değildi. Bir ressamın nasıl çalıştığını görmek istiyordum.&lt;br /&gt;Nazım Hikmet, kalemi kaldırıp yüzüme karşı önce dikey olarak, sonra yatay olarak tutuyordu. Sonunda benim resmimi yaptı. Ben de onun nasıl çalıştığını izledim. Koğuşa dönünce de bir mahkuma "Geç bakalım Ali Dayı" dedim ve Nazım'dan gördüğüm yöntemle adamın portresini çizmeye başladım.&lt;br /&gt;Derken Çete Hasan diye bir mahkum geldi. "Sen ne yapıyorsun, resim yapmak için Nazım Hikmet'ten izin aldın mı" diye sordu. " Bu hükümete karşı gelmiş adam, bir dilekçe yazarsa seni Sinop Cezaevi'ne sürerler " dedi.&lt;br /&gt;Sonra bir gün berberhanedeydim. Ekmek parası kazanmak için berberlik yapıyordum. Nazım Hikmet girdi içeri. Herkes ayağa kalktı. Ben aynanın önünde oturuyordum. Arkamda dikildi "Merhaba İbrahim' dedi. Benim resmimi yapmak istediğini söyledi. Ben "Zaten benim resmimi yaptın" deyince onu beğenmediğini bir kez daha yapmak istediğini söyledi.&lt;br /&gt;Yaptırmak istemedim. "Neden" diye sorunca ben de resim yaptığımı söyledim. "Yani böyle aynaya bakarak kendi resmini yapabiliyor musun" diye sordu. "Tabi" yaparım deyince "Benim resmimi de yapabilir misin" dedi. Ben de oturup onun resmini çizmeye başladım. Hiç model gibi durmazdı. Hareketliydi. Tam ben resmi çizerken kağıdı elimden kapıp bakmaya başladı. Daha bitirmediğimi söylememe karşın geri vermedi. Daha önce çizdiğim resimleri de görmek istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet bana akademi okuyup okumadığımı sordu. Okumadığımı söyledim. "Peki ya lise" dedi. Bu arada liseyi okumayan bir adamı Nazım Hikmet sevmez diye düşünüp korkuyordum bir yandan da. "Peki ortaokul" diye sorunca "Bizim köyde ortaokul yoktu" dedim.&lt;br /&gt;Ayağa kalktı, beni öyle bir kucakladı ki. İkimizin de gözlerinden yaşlar akıyordu o sırada. "Beni çıraklığa kabul ediyor musun" diye sorunca "Sen beni ustalığa kabul ediyor musun" diye cevapladı. O günden sonra da resim çalışmalarını hızlandırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;ONDAN AYRILMAK İSTEMEDİM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara benim İmralı'ya gitmem gerekti. İstemedim gitmeyi, Nazım Hikmet'ten ayrılmak istemedim. Yarım kalmış kültürümle ne yapabilirim diye düşünüyordum. Nazım bana "Bu kadar aşkla, şevkle çalışan bir delikanlı nereye giderse gitsin kendine bir usta bulur" dedi.&lt;br /&gt;- Sonuçta İmralı'ya gittiniz...&lt;br /&gt;- İmralı'dan Bursa Cezaevi'ne döndüğüm zaman ustam Şair Baba'ya kavuşmanın sevincini yaşıyordum. Yeniden tablolar yapmaya başladım. Bu arada Nazım Hikmet "Balaban, artık yağlı boyaya başla" dedi. Bir gün oturup, düşünüyordum. Yanıma geldi "Neden çalışmıyorsun" dedi. "Düşünüyorum" deyince "Olmaz" dedi. "Hem resim yapacaksın, hem düşüneceksin. Oturduğun yerde düşünmekle bir şey yapılmaz" dedi.&lt;br /&gt;Bu arada bir gün Hazım Hikmet gelip bana "Resim yapmayı bırak artık dedi. Bana ders vereceğini söyledi. Sosyoloji, ekonomi politik ve felsefe dersleri verdi bana. İki ay böyle sürdürdük çalışmalarımızı. Nazım anlatıyor, ben dinliyordum. Sonra bana soruyordu anlattıklarından.&lt;br /&gt;- Diğer mahkumlar Nazım Hikmet'e nasıl davranıyordu, tavırları nasıldı?&lt;br /&gt;- Nazım Hikmet'te mesafeli davranıyorlar. Çekiniyorlardı biraz ondan.&lt;br /&gt;- Nasıl bir insandı genelde?&lt;br /&gt;- Coşkulu, yerinde duramayan, hareketli bir adamdı.&lt;br /&gt;- Ressam olmanız konusunda büyük desteği var.&lt;br /&gt;- Evet. Nazım Hikmet'le röportaj yapmak için Ahmet Emin Yalman falan geliyordu cezaevine. Nazım onlara benim yaptığım tabloları da gösteriyordu. O ara Vatan Gazetesi'nde 'Cezaevinde Yetişen Ressam' diye benden sözeden bir haber çımkıştı. Bana gerçekten de büyük katkısı oldu. Ressam olmamı sağladı. Bildiklerini öğretti, beni kültürle donattı. Ama bana asla şunu şöyle yap, bunu böyle yap demedi. Kendi yöntemimi bulmam konusunda beni serbest bıraktı. Eğer aksini yapsaydı ben 'cüce' kalırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O sırada evliydi Piraye ile...&lt;br /&gt;- Evet evliydi. Ama ayrılmak üzereydi. Çünkü Münevver gelmişti. O sıralarda çok karamsardı Şair Baba. Şiirleri Fransa'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da yayınlanıyordu, serbest bırakılması için kampanyalar yürütülüyordu. Ama o cezaevindeydi. Münevver Yenge gelince neşelendi yine. Birden bire Piraye'den boşanmaya karar verdiğini söyledi. Ama arada kararsız kalıyordu. Münevver de evliydi ve çocuğu vardı. O yüzden birden bire kocasından ayrılmak istemiyordu. Bu arada Nazım Hikmet Piraye'ye de pişmanlık dolu mektuplar yazıyordu. Bir keresinde Piraye'nin kendisini ziyarete geldiğini tam ona sarılmak istediğinde onu ittiğini anlatmıştı bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffff33;"&gt;İNTİHAR EDECEĞİM DEDİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün çok perişandı Şair Baba. Yatağına uzanmıştı. "Balaban gel buraya" dedi. Bir kutu hap vardı onları gösterdi. "İntihar edeceğim" dedi. Şaşırdım. Ağlamaya başladım. "Üç yere mektup yazacağım. Sen de bunları göndereceksin" dedi.&lt;br /&gt;Hazırladığı mektup da şöyleydi: "İnsanlar! Duyduk duymadık demeyin. İnsanlar! İyiyi ve güzeli, çalışkan insanları ve baskı altında tutulan aydınları savunmak için, Türkçe konuşabilmek için silahımı sıkıyorum. İnsanlar, beni kınamayın. Ne yapayım, ölümü silah gibi kullanmaktan, kendimi fişek yerine koymaktan başka. Biliyorum, kavganın en kolayıdır, ama karşı koymanın son çaresi.&lt;br /&gt;"Bunu bana ezberletti. Avlunun ön kısmına çıktık ben, bunu tekrar ediyordum ona. Avluda gezip dururken ben de bir takım çareler düşünüyordum.&lt;br /&gt;Konuşuyorduk. Bana namaz kılıp kılmadığımı sordu, sonra da oruç tutup tutmadığımı. Hayatımın bir döneminde, cezaevine gelinceye kadar tuttuğumu söyledim. "Zor mudur" diye sordu. Zor olmadığını söyledim. Anlatım ona. "Ya ne güzelmiş oruç tutmak" dedi.&lt;br /&gt;"Oruç tutmak!" dedi "Balaban, dur hele dur, aklıma bir şey geldi. Ben açlık grevine gireceğim. Eğer serbest bırakmazlarsa ölene kadar vazgeçmem.&lt;br /&gt;"Sonra bana şöyle dedi: "İyice bakacaksın, öldüğümden emin olduktan sonra yazdığım mektubu Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na ve Adalet Bakanı'na göndereceksin.&lt;br /&gt;"Bu arada o açlık grevindeyken resmini çizmemi de istedi. Ne kadar zamanda ne kadar zayıflayacağını görmek istiyordu.&lt;br /&gt;Açlık grevine başladıktan sonra onu İstanbul'a götürdüler. Ondan sonra da uzun bir süre mektuplaştık. Af oldu ve o da ben de özgürlüğümüze kavuştuk.&lt;br /&gt;Sonra resimlerimle beraber İstanbul'a gittim. Altı ay kadar Nazım'la kaldım. Benim tablolarımı annesinin evinin duvarlarına asıyordu. Eve gelenlere gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nazım Hikmet'in kaçtığını nasıl öğrendiniz?&lt;br /&gt;- Nazım'ın kaçtığını ben Sivas'ta askerdeyken öğrendim. Bir pazar günüydü. Gazetede okudum. Öyle çok üzüldüm ki... Kendimi rüyada gibi hissettim. Sanki çok ağır bir hastalığa yakalanmış gibiydim. İki arkadaşım koluma girip beni birliğime kadar götürdüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Hikmet gerçekten de büyük bir adamdı. Beni kültürle donattı ressamlığa yöneltti. Bir güneşti ve ben o güneşin içinden doğdum.Bence onun gibi insanlar bu dünyaya kolay kolay gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt;www.hürriyetim.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8182792400379955166?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8182792400379955166/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8182792400379955166&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8182792400379955166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8182792400379955166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/ibrahim-balaban-air-babasn-anlatyor.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6273220767668172179</id><published>2008-06-03T00:37:00.000+03:00</published><updated>2008-06-03T00:38:14.467+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;BU VATANA NASIL KIYDILAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İnsan olan vatanını satar mı?&lt;br /&gt;Suyun içip ekmeğini yediniz.&lt;br /&gt;Dünyada vatandan aziz şey var mı?&lt;br /&gt;Beyler bu vatana nasıl kıydınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu didik didik didiklediler,&lt;br /&gt;saçlarından tutup sürüklediler.&lt;br /&gt;götürüp kâfire : «Buyur...» dediler.&lt;br /&gt;Beyler bu vatana nasıl kıydınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eli kolu zincirlere vurulmuş,&lt;br /&gt;vatan çırılçıplak yere serilmiş.&lt;br /&gt;Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.&lt;br /&gt;Beyler bu vatana nasıl kıydınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günü gelir çarh düzüne çevrilir,&lt;br /&gt;günü gelir hesabınız görülür.&lt;br /&gt;Günü gelir sualiniz sorulur :&lt;br /&gt;Beyler bu vatana nasıl kıydınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAZIM HİKMET-1959&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6273220767668172179?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6273220767668172179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6273220767668172179&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6273220767668172179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6273220767668172179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/bu-vatana-nasil-kiydilar-insan-olan.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3638369153810096861</id><published>2008-06-03T00:24:00.002+03:00</published><updated>2008-06-03T00:35:45.700+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir türkü:-&lt;br /&gt;toprak çanaklarda&lt;br /&gt;güneşi içenlerin türküsü!&lt;br /&gt;Bu bir örgü:-&lt;br /&gt;alev bir saç örgüsü!&lt;br /&gt;kıvranıyor; kanlı;&lt;br /&gt;kızıl bir meş'ale gibi yanıyor&lt;br /&gt;esmer alınlarında&lt;br /&gt;bakır ayakları çıplak kahramanların!&lt;br /&gt;Ben de gördüm o kahramanları,&lt;br /&gt;ben de sardım o örgüyü,&lt;br /&gt;ben de onlarla&lt;br /&gt;güneşe giden&lt;br /&gt;köprüden&lt;br /&gt;geçtim!&lt;br /&gt;Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.&lt;br /&gt;Ben de söyledim o türküyü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğimiz topraktan aldı hızını;&lt;br /&gt;altın yeleli aslanların ağzını&lt;br /&gt;yırtarak&lt;br /&gt;gerindik!&lt;br /&gt;Sıçradık;&lt;br /&gt;şimşekli rüzgâra bindik!.&lt;br /&gt;Kayalardan&lt;br /&gt;kayalarla kopan kartallar&lt;br /&gt;çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.&lt;br /&gt;Alev bilekli süvariler kamçılıyor&lt;br /&gt;şaha kalkan atlarını!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın var&lt;br /&gt;güneşe akın!&lt;br /&gt;Güneşi zaptedeceğiz&lt;br /&gt;güneşin zaptı yakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmesin bizimle yola:&lt;br /&gt;evinde ağlayanların&lt;br /&gt;göz yaşlarını&lt;br /&gt;boynunda ağır bir&lt;br /&gt;zincir&lt;br /&gt;gibi taşıyanlar!&lt;br /&gt;Bıraksın peşimizi&lt;br /&gt;kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte:&lt;br /&gt;şu güneşten&lt;br /&gt;düşen&lt;br /&gt;ateşte&lt;br /&gt;milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Sen de çıkar&lt;br /&gt;göğsünün kafesinden yüreğini;&lt;br /&gt;şu güneşten&lt;br /&gt;düşen&lt;br /&gt;ateşe fırlat;&lt;br /&gt;yüreğini yüreklerimizin yanına at!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın var&lt;br /&gt;güneşe akın!&lt;br /&gt;Güneşi zaaptedeceğiz&lt;br /&gt;güneşin zaptı yakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!&lt;br /&gt;Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,&lt;br /&gt;toprak kokuyor bakır sakallarımız!&lt;br /&gt;Neş'emiz sıcak!&lt;br /&gt;kan kadar sıcak,&lt;br /&gt;delikanlıların rüyalarında yanan&lt;br /&gt;o «an»&lt;br /&gt;kadar sıcak!&lt;br /&gt;Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,&lt;br /&gt;ölülerimizin başlarına basarak&lt;br /&gt;yükseliyoruz&lt;br /&gt;güneşe doğru!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölenler&lt;br /&gt;döğüşerek öldüler;&lt;br /&gt;güneşe gömüldüler.&lt;br /&gt;Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın var&lt;br /&gt;güneşe akın!&lt;br /&gt;Güneşi zaaaptedeceğiz&lt;br /&gt;güneşin zaptı yakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!&lt;br /&gt;Kalın tuğla bacalar&lt;br /&gt;kıvranarak&lt;br /&gt;ötüyor!&lt;br /&gt;Haykırdı en önde giden,&lt;br /&gt;emreden!&lt;br /&gt;Bu ses!&lt;br /&gt;Bu sesin kuvveti,&lt;br /&gt;bu kuvvet&lt;br /&gt;yaralı aç kurtların gözlerine perde&lt;br /&gt;vuran,&lt;br /&gt;onları oldukları yerde&lt;br /&gt;durduran&lt;br /&gt;kuvvet!&lt;br /&gt;Emret ki ölelim&lt;br /&gt;emret!&lt;br /&gt;Güneşi içiyoruz sesinde!&lt;br /&gt;Coşuyoruz,&lt;br /&gt;coşuyor!..&lt;br /&gt;Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde&lt;br /&gt;mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akın var&lt;br /&gt;güneşe akın!&lt;br /&gt;Güneşi zaaaaptedeceğiz&lt;br /&gt;güneşin zaptı yakın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toprak bakır&lt;br /&gt;gök bakır.&lt;br /&gt;Haykır güneşi içenlerin türküsünü,&lt;br /&gt;Hay-kır&lt;br /&gt;Haykıralım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAZIM HİKMET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3638369153810096861?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3638369153810096861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3638369153810096861&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3638369153810096861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3638369153810096861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/gnei-ienlerin-trks-bu-bir-trk-toprak.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8157778543867195639</id><published>2008-06-03T00:18:00.002+03:00</published><updated>2008-06-03T00:24:23.615+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#6666cc;"&gt;VASİYET    &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,&lt;br /&gt;ölürsem kurtuluştan önce yani,&lt;br /&gt;alıp götürün&lt;br /&gt;Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan beyin vurdurduğu            &lt;br /&gt;              ırgat Osman yatsın bir yanımda&lt;br /&gt;ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp&lt;br /&gt;kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,&lt;br /&gt;seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,&lt;br /&gt;tarlalar orta malı, kanallarda su,&lt;br /&gt;ne kuraklık, ne candarma korkusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,&lt;br /&gt;toprağın altında yatar upuzun,            &lt;br /&gt;              çürür kara dallar gibi ölüler,&lt;br /&gt;toprağın altında sağır, kör, dilsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu türküleri söylemişim ben                     &lt;br /&gt;                     daha onlar düzülmeden,&lt;br /&gt;duymuşum yanık benzin kokusunu&lt;br /&gt;traktörlerin resmi bile çizilmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sessiz komşulara gelince,&lt;br /&gt;şehit Ayşe'yle ırgat Osman&lt;br /&gt;çektiler büyük hasreti sağlıklarında&lt;br /&gt;belki de farkında bile olmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,&lt;br /&gt;- öyle gibi de görünüyor -&lt;br /&gt;Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni&lt;br /&gt;ve de uyarına gelirse,&lt;br /&gt;tepemde bir de çınar olursa&lt;br /&gt;taş maş da istemez hani...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;1953, 27 Nisan&lt;br /&gt;Barviha Sanatoryumu&lt;br /&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8157778543867195639?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8157778543867195639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8157778543867195639&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8157778543867195639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8157778543867195639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/vasiyet-yoldalar-nasip-olmazsa-grmek-o.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6686777255393296967</id><published>2008-06-03T00:13:00.002+03:00</published><updated>2008-06-03T00:17:41.799+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ  &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,&lt;br /&gt;bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte&lt;br /&gt;yani yürekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ bir barikatta dövüşerek&lt;br /&gt;meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken&lt;br /&gt;meselâ denerken damarlarında bir serumu                                          &lt;br /&gt;                                                ölmek ayıp olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seversin dünyayı doludizgin&lt;br /&gt;ama o bunun farkında değildir&lt;br /&gt;ayrılmak istemezsin dünyadan&lt;br /&gt;ama o senden ayrılacak&lt;br /&gt;yani sen elmayı seviyorsun diye&lt;br /&gt;elmanın da seni sevmesi şart mı?&lt;br /&gt;Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık&lt;br /&gt;yahut hiç sevmeseydi&lt;br /&gt;Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da&lt;br /&gt;hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAZIM HİKMET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6686777255393296967?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6686777255393296967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6686777255393296967&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6686777255393296967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6686777255393296967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/tahirle-zhre-meselesi-tahir-olmak-da.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-5106540599236556963</id><published>2008-06-02T15:12:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:09.927+02:00</updated><title type='text'>ÜŞÜYORUM KAPAMA GÖZLERİNİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPj3oGP_xI/AAAAAAAAAJU/jShIXZ5oxvg/s1600-h/ahmet_arif.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207256138966368018" style="WIDTH: 172px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px" height="225" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPj3oGP_xI/AAAAAAAAAJU/jShIXZ5oxvg/s400/ahmet_arif.jpg" width="271" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;21 Nisan 1927 tarihinde Diyarbakır'da doğdu, 2 Haziran 1991 tarihinde Ankara'da öldü. Asıl adı Ahmed Önal' dır. Ortaöğrenimini Afyon Lisesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü öğrencisi iken Türk Ceza Yasası'nın (T.C.K.) 141. ve 142. maddelerine aykırı davranmak savıyla (1950, 1952-1953) iki kez tutuklandı, yargılandı ve 2 yıl hüküm giydi. Cezaevi günleri sona erince Ankara'daki Medeniyet, Öncü ve Halkçı gibi gazeteler ve dergilerde teknik işlerle uğraşarak yaşamını kazandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şiirleri Beraber, İnkılâpçı Gençlik, Meydan, Militan, Kaynak, Seçilmiş Hikâyeler, Soyut, Yeni a, Yeni Ufuklar, Yeryüzü dergilerinde yayımlandı. Toplumcu gerçekçi şiirimizin ustalarındandır. Yaşadığı coğrafyanın duyarlılığı ve halk kaynağındaki sesini hiç yitirmeden, lirik, epik ve koçaklama tarzını kusursuz bir kurguyla kullanarak, özgün, tutkulu, müthiş ezgili çağdaş şiirler yazdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;USTA OZANI ÖLÜMÜNÜN 17.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-5106540599236556963?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/5106540599236556963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=5106540599236556963&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5106540599236556963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5106540599236556963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/yorum-kapama-gzlerini.html' title='ÜŞÜYORUM KAPAMA GÖZLERİNİ'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPj3oGP_xI/AAAAAAAAAJU/jShIXZ5oxvg/s72-c/ahmet_arif.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-534286319450194079</id><published>2008-06-02T15:09:00.000+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:10.133+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPjbFyfbqI/AAAAAAAAAJM/fm4zKB7atBA/s1600-h/25346870.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207255648720350882" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPjbFyfbqI/AAAAAAAAAJM/fm4zKB7atBA/s400/25346870.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-534286319450194079?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/534286319450194079/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=534286319450194079&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/534286319450194079'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/534286319450194079'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/blog-post.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SEPjbFyfbqI/AAAAAAAAAJM/fm4zKB7atBA/s72-c/25346870.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6726188802255315551</id><published>2008-06-02T14:56:00.001+03:00</published><updated>2008-06-02T15:17:05.263+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#66cccc;"&gt;DİYARBEKİR KALESİNDEN NOTLAR VE&lt;br /&gt;ADİLOŞ BEBENİN NİNNİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;1.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varamaz elim&lt;br /&gt;Ayvasına, narına can dayanamazken,&lt;br /&gt;Kırar boynumu yürürüm.&lt;br /&gt;Kurdun, kuşun bileceği hal değil,&lt;br /&gt;Sormayın hiç&lt;br /&gt;Laaaaal...&lt;br /&gt;Kara ferman çıkadursun yollara,&lt;br /&gt;Yarin bahçesi tarumar,&lt;br /&gt;Kan eder perçem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olancası bir tutam can,&lt;br /&gt;Kadasına, belasına sunduğum,&lt;br /&gt;Ben öleydim loooy...&lt;br /&gt;Elim boş,&lt;br /&gt;Ayağım pusu.&lt;br /&gt;Bir ben bileceğim oysa&lt;br /&gt;Ne afat sevdim.&lt;br /&gt;Bir de ağzı var dili yok&lt;br /&gt;Diyarbekir Kalesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açar,&lt;br /&gt;Kan kırmızı yediverenler&lt;br /&gt;Ve kar yağar bir yandan,&lt;br /&gt;Savrulur Karacadağ,&lt;br /&gt;Savrulur zozan...&lt;br /&gt;Bak, bıyığım buz tuttu,&lt;br /&gt;Üşüyorum da&lt;br /&gt;Zemheri de uzadıkça uzadı,&lt;br /&gt;Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,&lt;br /&gt;Seni, Diyarbekir gibi,&lt;br /&gt;Nelere, nelere baskın gelmez ki&lt;br /&gt;Seni düşünmenin tadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamravat suyu dondu,&lt;br /&gt;Diclede dört parmak buz,&lt;br /&gt;Biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa,&lt;br /&gt;Çayı kardan demliyoruz.&lt;br /&gt;Anam sır gibi saklar siyatiğini,&lt;br /&gt;"Yel" der, "Baharın geçer".&lt;br /&gt;Bacım, ikicanlı, ağır,&lt;br /&gt;Güzel kızdır, bilirsin.&lt;br /&gt;İlki bu, bir yandan saklı utanır&lt;br /&gt;Ve bir yandan korkar&lt;br /&gt;Ölürüm deyi.&lt;br /&gt;Bir can daha çoğalacağız bu kış.&lt;br /&gt;Bebeğim, neremde saklayım seni?&lt;br /&gt;Hoş gelir,&lt;br /&gt;Safa gelir,&lt;br /&gt;Ahmed ARİF'in yeğeni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğdun,&lt;br /&gt;Üç gün aç tuttuk&lt;br /&gt;Üç gün meme vermedik sana&lt;br /&gt;Adiloş Bebem,&lt;br /&gt;Hasta düşmeyesin diye,&lt;br /&gt;Töremiz böyle diye,&lt;br /&gt;Saldır şimdi memeye,&lt;br /&gt;Saldır da büyü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar,&lt;br /&gt;Engerekler ve çıyanlardır,&lt;br /&gt;Bunlar,&lt;br /&gt;Aşımıza, ekmeğimize&lt;br /&gt;Göz koyanlardır,&lt;br /&gt;Tanı bunları,&lt;br /&gt;Tanı da büyü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, namustur&lt;br /&gt;Künyemize kazınmış,&lt;br /&gt;Bu da sabır,&lt;br /&gt;Ağulardan süzülmüş.&lt;br /&gt;Sarıl bunlara&lt;br /&gt;Sarıl da büyü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6726188802255315551?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6726188802255315551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6726188802255315551&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6726188802255315551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6726188802255315551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/diyarbekir-kalesinden-notlar-ve-adilo.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-5074264007210598711</id><published>2008-06-02T14:52:00.002+03:00</published><updated>2008-06-02T14:56:42.309+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM&lt;/span&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni, anlatabilmek seni.  &lt;br /&gt;İyi çocuklara, kahramanlara.  &lt;br /&gt;Seni anlatabilmek seni,  &lt;br /&gt;Namussuza, halden bilmeze,  &lt;br /&gt;Kahpe yalana.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ard- arda kaç zemheri,  &lt;br /&gt;Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.  &lt;br /&gt;Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...             &lt;br /&gt;Bir ben uyumadım,  &lt;br /&gt;Kaç leylim bahar,  &lt;br /&gt;Hasretinden prangalar eskittim.  &lt;br /&gt;Saçlarına kan gülleri takayım,  &lt;br /&gt;Bir o yana   &lt;br /&gt;Bir bu yana...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni bağırabilsem seni,  &lt;br /&gt;Dipsiz kuyulara,  &lt;br /&gt;Akan yıldıza,  &lt;br /&gt;Bir kibrit çöpüne varana,  &lt;br /&gt;Okyanusun en ıssız dalgasına  &lt;br /&gt;Düşmüş bir kibrit çöpüne.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,  &lt;br /&gt;Yitirmiş öpücükleri,  &lt;br /&gt;Payı yok, apansız inen akşamlardan,  &lt;br /&gt;Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,  &lt;br /&gt;Seni anlatabilsem seni...  &lt;br /&gt;Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır  &lt;br /&gt;Üşüyorum, kapama gözlerini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-5074264007210598711?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/5074264007210598711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=5074264007210598711&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5074264007210598711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5074264007210598711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/hasretinden-prangalar-eskittim-seni.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-9196467600477541835</id><published>2008-06-02T14:34:00.005+03:00</published><updated>2008-06-02T14:52:23.456+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;AHMED ARİF&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;«Bir şair: Ahmed Arif &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Toplar dağların rüzgârlarını &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dağıtır çocuklara erken»&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;«Hasretinden Prangalar Eskittim» kitabıyla &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/index.html"&gt;Ahmed Arif&lt;/a&gt;’in şiiri de gün ışığına çıktı. Böylece Ahmed Arif’in Türk şiirinde zaten öteden beri sağlamış bulunduğu yer, okurun gözünde de matematik bir kesinlik kazandı. Sanırım, bu yer, bundan sonra en az tartışılır yerlerden biri olarak kalacaktır. Şu yaşadığımız günler sarsıntılı, karmaşalı günler. Çok hareketli günler. Ama bu arada fikir ve sanat hayatımızda yerleşik değerler ile yeni değerler arasında, yerleşik değerlerin kendi içinde, yeni bir trafik doğmuş bulunuyor. Şimdiye dek şu yönden bakılmış değerlere şimdi bir de bu yönden bakılmakta, dayanıksız değerler ufalanmakta, silinmekte, çok şeyin hesabı görülmektedir. Ayrıca sağlam değerler yerlerini bulmaktadır, ya da bulmaları için pek bir şey kalmamaktadır. Bunun için, iyidir diyorum, bu sarsıntı, bu karmaşa. Daha önce şairler arası bir «pazarı» olan Ahmed Arif de bu arada bu durumdan fırlayıp okura uzanmak olanağını buldu, ya da gereğini duydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Arif Diyarbakır’lı. İlk şiirleri 1948-1951 yılları arasında bir iki dergide göründü. O günlerde kendisi Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde, felsefe bölümünde öğrenciydi. Sonra tutuklandı. İlk şiirlerini ortaya çıkardığı sıralarda &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik/index.html"&gt;Orhan Veli&lt;/a&gt; ve arkadaşları şiire iyice hâkim görünüyorlardı. Garip dönemi bitmiş, Sabahattin Eyuboğlu'nun deyimiyle “halk olarak sanatın” dolaylarında dolaşılmaya başlamıştı. Bütün gençler, bütün yeni yetmeler &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/o/orhan_veli_kanik/index.html"&gt;Orhan Veli&lt;/a&gt;'ye, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/o/oktay_rifat/index.html"&gt;Oktay Rıfat&lt;/a&gt;'a, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/m/melih_cevdet_anday/index.html"&gt;Melih Cevdet Anday&lt;/a&gt;'a öykünüyordu. Sanki şiir yalnız onların yazdığıydı; onların yazdığından başka şiir olamazdı sanki. Gençlerin bu bilinçsiz tutumu şiirimize zararlı olmuştur. Ama genç sanatçıların çoğu böyle olmakla birlikle, aralarında kendi çıkış noktalarını geliştirmeye çalışan, Orhan Veli ve arkadaşlarına pek kulak asmayan kimseler de yok değildi. Ahmed Arif’i de bunlardan biri olarak görüyoruz. İlk şiirinde bile. Gariple gelen şiirin içeriğine aldırmamıştır. Önerilmekte olan ve bir çeşit şiirsiz şiir diyebileceğimiz hareketi umursamadan kendi doğrultusunda çalışan birkaç şairden biri de odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Arif’in şiiri bir bakıma &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/index.html"&gt;Nâzım Hikmet&lt;/a&gt; çizgisinde, daha doğrusu Nâzım Hikmet'in de bulunduğu çizgide gelişmiştir. Ama iki şair arasında büyük ayrılıklar var. Nâzım Hikmet, şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovada akan «büyük ve bereketli bir ırmak» gibidir. Uygardır. Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları «âsi» dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. «Daha deniz görmemiş» çocuklara adanmıştır. Kurdun kuşun arasında, yaban çiçekleri arasında söylenmiştir, bir hançer kabzasına işlenmiştir. Ama o ağıtta, bir yerde, birdenbire bir zafer şarkısına dönülecekmiş gibi bir umut (bir sanrı, daha doğrusu bir hırs), keskin bir parıltı vardır. Türkü söyleyerek çarpışan, yaralıyken de, arkadaşları için tarih özeti çıkaran, buna felsefe ve inanç katmayı ihmal etmeyen bir gerillanın şiiridir. Karşı koymaktan çok, boyun eğmeyen bir doğa içinde. Büyük zenginliği ilkel bir katkısızlık olan atıcı, avcı bir doğa içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1959-1962 yılları arasında Ankara'daydım, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/m/muzaffer_ilhan_erdost/index.html"&gt;Muzaffer Erdost&lt;/a&gt; tanıştırmıştı bizi. Hemen dost olmuştuk. O sıra, Muzaffer Erdost Ulus gazetesinin basımevi müdürüydü. Ahmed Arif de Medeniyet gazetesinde çalışıyordu. Haftanın üç-dört günü beraberdik. Daha doğrusu üç-dört gecesi. Ben, geceye doğru, saat 11-12 sıralarında Ulus gazetesine giderdim. O ara, kendi gazetesini erkenden bağlamış bulunan Ahmed Arif de oraya gelmiş olurdu. Muzaffer'in odasında oturur, sabaha kadar konuşurduk. Nelerden konuşurduk? Her şeyden. Sabahleyin, yürüye yürüye Kızılay'a kadar gidilir, orada ayrılınırdı. Yaz, kış, hep böyle. Bu sıkı ilişki birbirimizi iyice tanımamıza yardım etti. Her şairin konuşma tarzıyla (hattâ yüzüyle) şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak; ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar bir özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmed Arif’te raslıyordum. Onun şiiri, konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir; konuşması ise, şiirin her yöne doğru bir devamı gibi. Bir bakıma «Oral» (ağza ilişkin) bir şiirdir onunki. Bizde oral şiirin tuhaf bir kaderi vardır: bu şiirde, genellikle, ya kuru bir söylevciliğe düşülür, ya da harcıâlem duyguların tekdüze evrenine. Daha doğrusu, nedense şimdiye kadar genellikle böyle olmuştur. Bu, sözün yakışığı uğruna, şiirin elden çıkarılması, harcanmasıdır. Ahmed Arif’in şiirinde böyle bir sakınca yok. Hiç bir zaman söyleve düşmez. Bir duygu sağnağı, imgeler halinde, sıra sıra mısralar kurar. Ana düşünce, dipte, her zaman belirli, ama sakin durur; çoğalır, büyür belki, ama kalın bir damar halinde hep dipte durur. Ahmed Arif, kendi şiirine en uygun yapıyı ve mısra düzenini bulmuş bir şairdir. Anlatımıyla, şiirin özü arasında özdeşlik vardır. Türkçe destan türünün en ilginç deneylerini yapmıştır. En ilginç çıkışını desek daha yerinde olacak Bir yalçınlığı koyuyor şiirine Ahmed Arif, bir graniti. O yalçınlıktan, birden, sınır köylerine iniyor; «tavukları birbirine karışan» insanları anlatıyor. Bu birdenbirelik onu kekre diyebileceğimiz bir lirizme ulaştırıyor. Ya da tersi oluyor. Eksiksiz bir silah koleksiyonunun arasından görüşmecisinin yolladığı taze soğan demetini görüyorsunuz. Ahmed Arif, Doğu Anadolu'nun, sınır boylarının yersel görüntüleri içinde oraların türkülerini kalkındırıyor, bütün Anadolu türkülerine ulaştırıyor onları, büyütüyor, besliyor; ama boğulmuyor onların arasında. Doğu Anadolu insanının müthiş malzemesini korkusuz bir lirizm içinde önümüze yığıyor. Sonra bütün Anadolu insanına doğru yayıyor onu. &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/p/pir_sultan_abdal/index.html"&gt;Pir Sultan Abdal&lt;/a&gt;'ı, Urfa'lı Nazif'i, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/k/koroglu/index.html"&gt;Köroğlu&lt;/a&gt;'na, Bedrettin'e götürüyor. Büyük bir sevgiye, bir umuda çağırıyor Anadolu insanını; gözlerinden öperek, çıldırasıya severek. Evet, halk türkülerinden yararlanıyor Ahmed Arif. Yalnız, halk kaynağının, edebiyat için, şiir için, türkülerden öte daha bir sürü olanak taşıdığını, hatta öbür halk kaynakları içinde türkülerin o kadar da büyük bir ağırlık taşımadığını iyi biliyor. Bu yanıyla halk kaynağına eğildiklerini sanan başka şairlerden ayrılıyor. Onlar gibi sadece türkülere yaslanmıyor. Özellikle destan türü için vazgeçilmez olan tavrı tâ temelden takınıyor. Çalışmalarını ona göre yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmed Arif kendi şiirine en uygun yapıyı ve mısra düzenini getirmiştir, dedik. Bir de, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/p/paul_eluard/index.html"&gt;Paul Eluard&lt;/a&gt; için söylenmiş bir sözün onun şiirine de uyduğunu söyleyelim: Paul Eluard’ın şiiri imgenin tutsağı değildir; gerçeküstücü döneminde de, ondan sonraki dönemde de, şiirin temelinde yatan ana öğe, mısraların kısalığı, kuruluş tarzı ve bunların birbirleriyle bağlama biçimi sayesinde ipuçlarını hiç bir zaman saklamamıştır. Ahmed Arif’te de öyle. İmge, çıplaklığın çarpıcılığını taşır; düşünce, vurucu özelliğini ilk anda kullanır. «Hasretinden Prangalar Eskittim»de bunun birçok örneğini görüyoruz. Sonra imge onda sınırlı bir öğe değil. Bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gösteriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif’te. Öte yandan, şiirin içinde birer ikişer kelimelik mısralar halinde akan bu sözler biçim yönünden de önem kazanmaktadır. Öyle ki, kendiliğinden doğan ve yalnız Ahmed Arif’e özgü gizli bir aruz gibi bu sözlerden bütün şiire bir müzik yayılmakta, ya da bütün şiir çekidüzenini onlarda bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözgelimi, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/otuzuc_kursun.htm"&gt;Otuzüç Kurşun&lt;/a&gt;'da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakışıklı&lt;br /&gt;Hafif&lt;br /&gt;İyi süvari&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mısralarının;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine aynı şiirde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve karaca sürüsü&lt;br /&gt;Keklik takımı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mısralarının böyle bir işlevi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/v/vladimir_mayakovski/index.html"&gt;Mayakovski&lt;/a&gt;'nin ritm elde etmek için yaptığı biçim çalışmalarını akla getiriyorsa da, aslında bu noktada iki şairin tutumlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Mayakovski için, ritm, bir yerde, her şeydir; «şiirin temel gücünü» ritmde bulur o; bir endüstriye benzettiği şiir için ritm manyetik gücü ya da elektriklenmeyi temsil eder. Ahmed Arif için ise ritm sadece bir olanak olarak önemlidir. Ama aralarındaki asıl ayrım surda sanırım: Mayakovski'de ritm, bir bakıma, şiirin dışında bir yerdedir, anonim bir tekniktir. Bunun için sık sık düşey ya da yatay ses benzerliklerine, bağdaşımlarına başvurur. Daha özetlersek: Mayakovski ritmi ses'te aramaktadır. Ahmed Arif ise söz'de arar. Bunun için onun şiiri bir noktada «oral» niteliğini bırakır, çok ötelere gider. Bu yanıyla çağdaş şiirin en yeni yönsemelerine karışır. Özellikle imge konusunda yaptığı sıçrama onu bugünkü şiiri hazırlayanlardan biri yapmıştır. Zaten birçok şairin onun etkisinden geçmesi de bunu gösteriyor. Sadece bu bakımdan bile «Hasretinden Prangalar Eskittim», geç kalmış bir kitap değildir. Bir de şu bakımdan geç kalmış bir yapıt değildir «Hasretinden Prangalar Eskittim»: Yaşsız bir şiirdir Ahmed Arif’in şiiri. Günün değil, çağın değil, çağların «aktüalite»siyle doludur. «Künyesi çizileli» kimbilir kaç yıldız uçmuştur. Dirsek teması içinde bulunduğu köylülerin, yürüyerek gezdiği kasabaların arasından tarihi kalın çizgilerle görmeyi sever. Tarihi ve uygarlığı. Yalnız, «&lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/diyarbekir_kalesinden_notlar_ve_adilos_bebenin_ninnisi.htm"&gt;Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi&lt;/a&gt;»nde daha güncül bir tavrı var. &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/ahmed_arif/otuzuc_kursun.htm"&gt;Otuzüç Kurşun&lt;/a&gt;'da da biraz öyle. Bir yerde tarihten önce yaşamış bir ozan konuşuyor sanırsınız, başka bir yerde en genç kuşağın bir verimi karşısında gibisinizdir. Bu bakımdan elli yıl sonra da yayımlansaydı aynı ilgiyi görecek, sevilecekti bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda'ya gittiğimde orada Van Gogh'un sarılarının kaynağını bulmuş ve daha çok sevmeye başlamıştım. Van Gogh'un resimlerindeki sarıları. Çünkü Hollanda’daki coğrafya’nın yeryüzü şekillerinin, bitkisel örtünün sarıları Van Gogh'u içimde somutlamış ve bir yere oturtmuştu. Onun çalışmasını gözümde daha da büyütmüştü. Doğal verilerle yaratıcı çalışma arasındaki böyle bir ilişki sanat yapıtının değerini artırıyor. Sanat yapıtı gerçeğin asalağı olmamalıdır, ama bütün bütüne de ondan kopmamalıdır, ondan kopmayışın kanıtlarını taşımalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde, Erzurum toprağını gördükten, Doğu Anadolu'daki yeryüzü şekillerini, iyice dolaşıp, içime sindirdikten sonra, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/asik_veysel/index.html"&gt;Aşık Veysel&lt;/a&gt;'in sesine daha çok tutuldum. Van Gogh'un sarıları Hollanda toprağının baskın renklerini taşıyor, bir yerde onlara katkıda bulunuyordu, onların arasında açılmış çılgın, sanrılı çiçekler gibiydi. Aşık Veysel’in sesinde de Doğu Anadolu toprağının rengi, kıvamı, taşıl niteliği, köy evlerinin içinden geçen arklar, yüzükoyun yatarak su içen delikanlılar, genç kızlar vardı. Ahmed Arif’in şiirinde de, şiirini yaparken kullandığı araçlarda da, anlattığı yerlerin, yapıtına koyduğu hayatın çok tutarlı bir bileşkesini görüyorum. Özellikle destan timinde bunun nice önemli olduğunu anlıyorum Ahmed Arifi okurken.&lt;br /&gt;Cesareti söylüyor Ahmed Arif. Yiğitliği.&lt;br /&gt;Bir pınar gibi, bir yeraltı suyu gibi, bir tipi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;«Dostuna yarasını gösterir gibi».&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yücelerde yıllanmış katar katar karın içinde yürüyor yalnayak ve ayakları yanarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/c/cemal_sureya/index.html"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Cemal SÜREYA&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;br /&gt;Papirüs — Ocak 1969&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-9196467600477541835?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/9196467600477541835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=9196467600477541835&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/9196467600477541835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/9196467600477541835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/ahmed-arif-bir-air-ahmed-arif-toplar.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-267129071777872937</id><published>2008-06-02T14:27:00.001+03:00</published><updated>2008-06-02T14:34:02.226+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#339999;"&gt;“HER BİRİ BİR KIZDA KALDI&lt;br /&gt;BİRÇOĞU DA POLİSTE ŞİİRLERİMİN...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Urfa’da ortaokul olduğu için Urfa’ya gittik. Çünkü Siverek’te ortaokul yoktu. Urfa’da bizi azınlık, hatta gâvur gibi karşıladılar. Orada benim 20-25 yaşında abilerim oldu. Hepsiyle sınıf arkadaşıydık. Okullar şimdiki gibi değildi. Cumhuriyetin ilk yılları. Yedi yaşında gelen de var okula, on beş yaşında gelen de...&lt;br /&gt;Neden mi anlatıyorum bunları? Bu karmaşada biz o büyüklerin kavgalarına karışırdık. Dinlemezdik. O sırada bıçak da işlerdi, muşta da çalışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Peki ne zaman başladı? Ortaokulda şiir var mı?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Ortaokulda şiir oldu. Benim bir arkadaşım, bir abim vardı. Bütün ömrümce sanıyorum en sevdiğim biri oldu. Bekir Abi, Bekir Bucak. Şiirden önce bunu anlatmak istiyorum.&lt;br /&gt;Ünlü Faik Bucak var. Avukattı, öldürdüler. Bekir Abi, Bucak ailesinden Faik Abi’den sonra geliyor. Ben Bekir Abi’nin arkadaşıyım.&lt;br /&gt;Mesela bir Hasan Basri var. Gangster. Bütün esnafı haraca kesmiş, vergiye bağlamış. Hatta efsanesi var. Bir gün alaydan makineli tüfek çalmış. Urfa kalesine gitmiş. Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yere makineliyi kurmuş. Öyle bir efsane anlatırlardı.&lt;br /&gt;Bekir Bucak, gözümün önünde Hasan Basri’yi kaldırdı, palaskasından yakaladı, karpuz gibi yere vurdu. Hasan Basri mavi keten bir kumaştan entari giyerdi. Şimdi blucin diyorlar ya, onun gibi. Bu kumaş ünlüdür Urfa’da. Kendirciler o entariyi giyer, mavi, çivit rengi bir entaridir o. Beline palaska bağlarlar.&lt;br /&gt;Hasan Basri de bayağı babayiğit bir adamdı. Bekir Bucak onu karpuz gibi yere vurunca, bu olay yarım saat içinde bütün Urfa’da duyuldu. Ondan sonra biz öyle çarşılardan geçerken kimse bize yan bakamazdı.&lt;br /&gt;Bir de şu var: Benim ablam Urfa’ya gelin gittiği için, onlarda çok ünlü bir aileydi, hâlâ da öyledir. Demirkollar derler. Ondan dolayı çekinirlerdi. Bana sataşmazlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Şiirden söz edecektik...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Evet, ortaokuldayken şiir başladı. İstanbul’da çıkan “Yeni Mecmua”ya gönderdim. Yayımlanıp yayımlanmadığını bilemiyorum.&lt;br /&gt;Ama oradan bir cevap geldi. Onu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Ne diyordu cevapta?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Beni övüyor, çok kabiliyetli olduğumu söylüyordu. Yazmaya devam etmemi belirtiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Şiirle nasıl buluşmuştun?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Bizim için o zaman en büyük şair Faruk Nafiz’di. Ama ortaokuldayken ben Nâzım Hikmet’i okuyordum. Nâzım Hikmet’in ne olduğunu bilmiyordum, ama okuyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Nasıl oluyor bu?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Her halkevinin bir kitaplığı vardı. Yaz kış bu kitaplığa girmek serbestti. Hele yazın çok iyiydi. Gölge. Türkiye’de çıkan bütün dergiler gelirdi oraya. Ayrıca her ildeki halkevi bir dergi çıkarırdı. Mesela İzmir Halkevi’nin çıkardığı “Fikirler” dergisi. Bugün bile o kalitede bir edebiyat dergisi bulmak biraz zor. Isparta Halkevi “Ün” diye bir dergi çıkarıyordu, Afyon Halkevi “Taşpınar”, Diyarbakır Halkevi “Karacadağ”.&lt;br /&gt;Buna benzer birçok dergi var. Bunları hep okuyoruz. Nâzım Hikmet’in “835 Satır”ını, “Gece Gelen Telgraf”ını, “Taranta Babu’ya Mektuplar”ını ben ortaokuldayken okudum. Ayrıca yine o yıllarda André Gide’i bulmam, benim için çok olumlu bir tesadüf olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Şiirler tabii hep hece vezniyle...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Tabii yazdıklarım hep hece vezniyleydi. O şiirleri şimdi iyi hatırlamıyorum. Dediğim gibi, Faruk Nafiz’i çok seviyorduk. Çünkü bir Türkçe öğretmenimiz vardı, Yusuf Bey, o çok şairane okuyordu Faruk Nafiz’in şiirlerini. Sınıfta beni kaldırır şiirler okuturdu. “Çoban Çeşmesi”ni bana ezberletmişti. Gerektiğinde ben okurdum. Gerçekten de severek, duygulanarak okurdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Ve lise yıllarına geldik...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Liseye ben Afyon’da başladım. Yatılı olarak okudum. Diyarbakır’da da bir lise var ama, babam oraya vermedi. Çünkü bütün arkadaşlarım, sevdiğim arkadaşlarım, çocukluk arkadaşlarım, hepsinin tuzu kuruydu. Varlıklı aile çocuklarıydılar. Okumak umurlarında değildi. Delikanlılık çağı işte, orda çapkınlıkla, kabadayılıkla vakit geçiriyorlardı. Babam, “Bu çocuk Diyarbakır’da okumaz” derdi. Hatta onun bir deyişi vardı: “Bu, burda ya kaçakçı olur ya gangster. Bunu öldürürler. Oğlum bu okulda okumaz. Çünkü arkadaşlarına uymak zorunda.”&lt;br /&gt;Bir Mustafa vardı benim çocukluk arkadaşım. Polislerin elinden Arabı kurtardığımız Mustafa. Mustafa sınıfa girdiğinde Diyarbakır Lisesi’nde gömleğini kaldırıyor. Üç bomba sağında, üç bomba solunda. Lider yani. Anla nasıl bir lise. O bakımdan babam belki haklı. Mustafa ile duygu yakınlığımız çok birbirimize. Onun babası beni yasak ediyor, benim babam onu, konuşmayalım diye. Biz ise birbirimizden imkânsız ayrılmıyoruz. Çok bağlıyız.&lt;br /&gt;Bu nedenle bana en uygun lise diye Afyon’u buldular. Bir de şu var: Abim o sırada Isparta Ortaokulu’nda öğretmen. Yakın olursa belki benimle ilgilenir. Abimin ayrıca Afyon Lisesi’nde arkadaşları var.&lt;br /&gt;Şunu da belirteyim. Bütün okul hayatımda tanıdığım en yetenekli, en yiğit, en mert, en bilgili adamlar bu lisedeydi.&lt;br /&gt;Bir Cemal Hoca vardı, Cemal Tanaç. Matematik dersine gelirdi. Onun hanımı vardı, Mevhibe Hanım. Bütün sınıf âşıktık ona. Dünya güzeliydi. Taparcasına seviyorduk. Dokuz alırsak onurumuz kırılırdı. O kadar çok çalışırdık. Cemal Hoca hepimizi Teknik Üniversite’ye gidecekmişiz gibi çalıştırırdı.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;— Edebiyat hocanız?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Edebiyat Hocamız Gündüz Akıncı idi. Gündüz Akıncı büyük bir şanstı bizim için. Akıncı, ders kitabından çok roman okuturdu bize. Lisede ben André Malraux’yu, Max Beer’i, Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Gustava Flaubert’i, özellikle de Emile Zola’yı okudum hep. Gündüz Hoca bir karar aldırmıştı Öğretmenler Kurulu’nda. Her çocuk gece mütalaalarında roman okuyabilir diye. Nöbetçi hocalar karışmazlardı. Ama roman okuyan mutlaka bir özet çıkarırdı. Onu da izlerdi Gündüz Hoca yani.&lt;br /&gt;Bir anımı anlatayım. Çocuğun biri, şimdi avukat, Kel Sabri diye biri, Cahit Uçuk’un bir kitabını, “Dikenli Çit”i okuyor. Bunu gören Gündüz Hoca çocuğu bir dövdü, bir dövdü niye bu kitabı okuyorsun diye...&lt;br /&gt;Oysa Gündüz Hoca çok efendi bir adam. Melek gibi. Hep şaştık, bu hoca nasıl adam döver. Asabı bozulmuş. Yani “Ne demek oluyor, benim öğrencim nasıl oluyor da Cahit Uçuk’u okuyor” diye sinirlenmiş. Bunu kendisine bir hakaret sayıyor.&lt;br /&gt;Diyeceğim liseye bir Faruk Nafiz hayranı olarak geldik, bir edebiyat hazinesine düştük.&lt;br /&gt;Yine o sıralar bir Cahit Erencan vardı. Yani şimdiki Cahit Külebi. Gündüz Hoca’nın arkadaşı o da. Çok güzel şiirleri vardı. Onun ben “Pembe Mantolu Kıza” şiirini okurkan sarhoş olurdum. Kendimden geçerdim. Bütün okul dinlerdi beni. Şöyle biterdi şiir, şimdi de aklımda:&lt;br /&gt;“Avareyim yeşil bir denizaltı şehrinde&lt;br /&gt;Ve sabahlara kadar şarkı söylüyorum.”&lt;br /&gt;Bu şiirler çok yeni şiirler. Yine Muhip Dıranas ve özellikle Behçet Hoca. Behçet Necati. O zaman Behçet Gönül’dü, sonra Necatigil oldu.&lt;br /&gt;Şarap içmeden de insanı sarhoş eden şiirler onlar.&lt;br /&gt;İşte o yıllar... Yıl 1943 olmalı. Taş çatlasa 16-17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyordum.&lt;br /&gt;Defterler dolusu şiirim vardı. Gecede 8-10 sayfa yazardım. Elbette kaliteli olanı vardı, olmayanı. Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste... Geri alamadım, vermiyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Polis vermese de kızlar da mı..?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Kızlar da... Vermiyorlar. Ben isterim. Çocukluğumun bir fotoğrafı, beynimin bir fotoğrafıdır onlar. Yüreğimin fotoğrafı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Hiç yayımlandı mı bunlar?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Bir kısmı çıktı. Ben böyle şeyden hoşlanmam ama, sonra öğrendim. Dergilerde ustaları acemiler yanyana gelmez. Bugün de böyledir.&lt;br /&gt;Bir dergi, “Seçme Şiirler Demeti” diye kuşe kâğıda basılıyor, renkli desenler, kırlangıçlar, serçeler, sarmaşıklar filan. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım o zaman. Torunundan bile küçüğüm.&lt;br /&gt;Bir de on lira para geliyor. Telif hakkı. Ben parayı alamazdım. Çünkü öğrenciyim ve Ahmed Arif kimliğim yok. Parayı hocalarımdan ya muavin Nazif Hoca alırdı, mutemet, getirir verirdi; ya da Haluk Nurbaki’nin babası Edip Ali Bey vardı Fransızca hocamız, o alırdı.&lt;br /&gt;Düşün, babam harçlık olarak ayda beş lira gönderirdi. On lira bunun için büyük paraydı. Ama paradan öte Afyon’da gerçekten büyük şairler vardı. Bütün şiirleri okurduk. Dergileri okurduk. Böylece kendi kendimize bir ölçüye varırdık.&lt;br /&gt;Bizim sınıfta bir Faruk Menderesli vardı. Bugünkü profesyoneller kadar güzel şiirler yazardı. Sonra öğretmen oldu. Çivrilliydi. Hayran olunacak bir güzelliği vardı şiirlerinin. Asıl adı Faruk Bayramoğlu. Dergilerde şiirleri çıkıyordu.&lt;br /&gt;Sonra Kenan Harun vardı. O bizim abimizdi. Bizden daha eski bir öğrenciydi. Afyon’dan ayrıldı. Hayriye’den mezun oldu. Özel liseden yani... Usta ve çok iyi bir şairdi.&lt;br /&gt;Ben işte o yıllarda bu tarz şiirler yazdım. Biraz Nâzım Hikmet, biraz Ahmet Hamdi Tanpınar, biraz Ahmet Muhip, biraz Cahit Külebi, biraz Behçet Necatigil, bunlarla beslene beslene, bunları sindire sindire, hep böyle yalpalaya yalpalaya, ama hiçbir zaman iyinin altında, yani ortaya yakın yazmayarak, kaliteli şiirler yazdım. Sonra 1947-48 yıllarında kendimi bir sorguya çektim. Bir muhasebe yaptım. Kendime sordum, nasıl olacak bu diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Lise bitmişti yani...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Evet, lise bitti. Oturup düşündüm. Böyle gidecekse ne olur? Sen ne olursun? Muhip’ten daha büyük bir şair mi olursun? Cahit Külebi’den daha mı büyük olacaksın? Ben böyle kendi kendimle sorguda iken oturup “Otuzüç Kurşun”u yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İNSANIN KENDİ KÖKLERİNİ ARAŞTIRMASI&lt;br /&gt;ÇOK ÖNEMLİ...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Nasıl yazdım “Otuzüç Kurşun”u? Olay 1942-43’te olmuş. Basına 1946’dan sonra yansıyor. Bir de fısıltı var. İlginç bir durumu da var bunun.&lt;br /&gt;Olayı parlamentoya getiren bizim süt dayımız Mustafa Ekinci. Diyarbakır milletvekili. Mustafa Ekinci delikanlı iken sürgüne gitmiş. 1925 mi, 1927 mi ne? Benim doğumum sırası yani. Şeyh Sait isyanından sonra. İşte milletvekili seçilip geliyor. 45-50 yaşlarında dönmüş Diyarbakır’a. Parlamentoya olayı getirip önerge veren o. Demokrat Parti doğuda bununla seçimi kazandı. Yani jandarma dayağı, cinayetler... Bir de sigara paketi gösterip “Bunu beş kuruşa içireceğiz” diyorlardı. Yenice sigarası. İktidara gelir gelmez 50 kuruş zam yaptılar ya, o ayrı mesele...&lt;br /&gt;“Otuzüç Kurşun”u yazdım ama, bir hamlık olduğunu biliyorum. Benim için çok yeni bir tarz. Fakat çok seviyorum. O arada başka şiirlerim de var. Şimdi söyleyeyim: “Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden.” Onu yazmışım ama, yayımlanmış değil daha. Buna benzer bir-iki şiirim daha var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Onları neden yayımlamadın?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Ben şiirleri çok bekletirim. Mesela şimdi 20 yıldır hiç dokunamadığım şiir var. Öyle kalsın. Damıtılsın. Bir yere takılmışımdır. Oraya layık, oraya yakışan bir bölüm buluncaya kadar beklesin. Çünkü başı sonu iyi, arada bir yer sıradan, esnaf işi olmasın. Ben buna çok saygı duyarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— “Otuzüç Kurşun”da hiç oynadın mı?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — “Otuzüç Kurşun”da hiç oynamadım. “Otuzüç Kurşun” diyebilirim ki ilk yazdığım gibi. Ama “Otuzüç Kurşun”un başına neler geldi, benim başıma neler geldi...&lt;br /&gt;“Otuzüç Kurşun”dan önce “Rüstemo”yu yazdım. Dergiye gönderirken sadece “Rüstem” dedim. O’yu koymadım. O kadar bir uyanıklığım var. “Rüstemo” diye yayımlamazlar dedim. Attila İlhan’dan bir mektup geldi. Varlık dergisi bir antoloji çıkaracak. Yıl yanılmıyorsam 1948. “Rüstemo”yu ona gönderdim. Derken işte Attila İlhan’dan mektup geldi. Teşekkür ediyordu. Yaşar Nabi Bey, Attila’ya şiirleri sen seç demiş. Seçtikleri arasında benim şiirim de var. Ön eleme gibi bir şey. “Ama” diyor Attila, “son dakikaya kadar bir şey olmazsa kitapta çıkacak.”&lt;br /&gt;Antoloji çıktı. “Rüstemo” da orada yayımlandı ama, bu şiir o kitapta tektir. Çok ayrı bir sestir. Oraya herhalde 40-50 şair girdi. Büyük çoğunluğu benden büyük abilerim. En gençlerden biri benim. Öyle sanıyorum ki hiçbirine benzemeyen tek şiir odur. Yani bunu kişiliği belirtmek için anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— “Rüstemo” “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabında yok ama...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Kitapta yok. Pek çok şiirim yok “Hasretinden Prangalar Eskittim”de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Neden diye sorabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;AHMET ARİF — Bazılarını kitaba girecek kadar güzel saymıyorum. Oysa bir yaşa gelince bunu yapmak lazım. Belki halk için, okuyucu için gerekli değil ama, edebiyat tarihçileri için, eleştirmenler için gerekli olabilir. Türkiye’de henüz bu gelenek yok. Ama bir gün o da olur. Mesela Victor Hugo’nun sevgilisine yazdığı, Baudelaire’in hizmetçisine yazdığı mektuplar Fransa’da çok değerli belgeler olarak sunuluyor. Elbet bir milletin kültürü onlar da.&lt;br /&gt;Bizde böyle bir gelenek yok ama, öyle çocuklar gördüm ki, üniversiteli çocuklar, hayret ettim. Hiçbir edebiyat tarihçisi, eleştirmen onların getirdiği yorumu getiremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;— Nedir bu getirdikleri yorum?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHMED ARİF — Benim şiirimde tek bir yorum olamaz. Belki onu ilginç kılan öğelerden biri de bu. Biraz sürprizi bol bir şiirdir. Nasıl sürpriz mi diyeceksin... Yani bir mısra okursun, ondan sonra nasıl bir mısra gelir dünyada kestiremezsin.&lt;br /&gt;Şimdi ben bunu niye böyle yapıyorum. Hepsi başından beri bir bilinçle, bir marangoz gibi, bir mühendis gibi düşünülmüş değildir. Ben de her şair gibi planımı kurarım. Ama “Otuzüç Kurşun” bir yana, “Anadolu” bir yana bütün şiirler bu çerçeveyi zorlamış, beni dinlememiştir. Alıp götürmüştür beni. Başta tasarladığım gibi bitirememişimdir. Bundan da pişman değilim. İnsan beyni başlı başına bir mucizedir. Bir güzellikler hazinesidir. İnsan beyni ve yüreği. İkisi bir araya gelince işte bunlar doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;NOT: Bu röportaj Refik DURBAŞ ’ın Ahmed Arif Anlatıyor:Kalbim Dinamit Kuyusu adlı kitabından alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-267129071777872937?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/267129071777872937/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=267129071777872937&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/267129071777872937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/267129071777872937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/her-biri-bir-kizda-kaldi-birou-da.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2723122748137358992</id><published>2008-06-02T14:22:00.002+03:00</published><updated>2008-06-02T14:26:39.569+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;BİR ANI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkü Tamer'in, Ahmet Arif'le ilgili çok güzel bir anısı:&lt;br /&gt;Ahmed Arif en sevdiğim şairlerden biri. İnsan olarak da inanılmaz derecede sıcak bir dosttu.Muzaffer Erdost’la bazı geceler 12’den sonra bir karpuz alıp onu gece sekreteri olarak çalıştığı gazetede ziyarete gider, saatlerce çene çalardık.&lt;br /&gt;Kahkahalar atarak sık sık anlattığı bir olayı hiç unutmadım:&lt;br /&gt;Diyarbakır’dan Ankara’ya gitmiş. Annesi memlekette. Komşu kadınlar boyuna övünürmüş:&lt;br /&gt;"Benim oğlum İstanbul’a gitti, memur oldu."&lt;br /&gt;"Benim oğlum İzmir’e gitti, bankacı oldu."&lt;br /&gt;Ahmed Arif’in annesi durur mu, o da başlarmış övünmeye:&lt;br /&gt;"Benim oğlum da Ankara’ya gitti, komünist oldu."&lt;br /&gt;"Ne bilsin anam!" derdi Ahmed Arif "Komünistliği de mühendislik, doktorluk gibi meslek sanıyor."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2723122748137358992?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2723122748137358992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2723122748137358992&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2723122748137358992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2723122748137358992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/06/bir-ani-lk-tamerin-ahmet-arifle-ilgili.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6183400567839495395</id><published>2008-05-27T23:46:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:11.080+02:00</updated><title type='text'>tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDxzOGeYrEI/AAAAAAAAAI0/O742uE-Bl7o/s1600-h/nuri+bilge+ceylan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5205161955426872386" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDxzOGeYrEI/AAAAAAAAAI0/O742uE-Bl7o/s400/nuri+bilge+ceylan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;61. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, “Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes’da ödül alarak bir rekora da imza attı.&lt;br /&gt;‘&lt;br /&gt;Üç Maymun’, Sean Penn’in başkanlığını yaptığı ve Sergio Castellitto, Natalie Portman, Alfonso Cuaron, Apichatpong Weerasethakul, Alexandra Maria Lara, Marjane Satrapi, Rachid Bouchareb’den oluşan jüri tarafından değerlendirildi. Ceylan’ın rakipleri arasında Changeling (Clint Eastwood), The Palermo Shooting (Wim Wenders), Adoration (Atom Egoyan), Che (Steven Steven Soderbergh) gibi güçlü isimler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jüri başkanı Sean Penn’in anonsundan sonra kürsüye gelen Ceylan, “&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu ödülü tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum&lt;/span&gt;” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonucun kendisini şaşırttığını belirten Ceylan, “Büyük onur duydum” diye konuştu ve “Üç Maymun”u festivalin yarışma bölümüne alan ve kendisini En İyi Yönetmen seçen jüriye teşekkür etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuri Bilge Ceylan, 1995 yapımı ‘Koza’ adlı ilk kısa filmiyle Cannes’da yarışmaya seçilmişti. 2003 yılında ‘Uzak’ Jüri Büyük Ödülü ile erkek oyuncu ve 2006’da ise ‘İklimler’ ile Cannes Film Festivali Büyük Yarışma bölümüne katılıp Fipresci Ödülü’nü kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceylan, ‘Üç Maymun’la üçüncü kez Altın Palmiye adayı olarak ve üçüncü kez ödül alarak bir rekora imza attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#663366;"&gt;ntvmsnbc&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6183400567839495395?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6183400567839495395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6183400567839495395&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6183400567839495395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6183400567839495395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/tutkuyla-sevdiim-yalnz-ve-gzel-lkeme.html' title='tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme...'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDxzOGeYrEI/AAAAAAAAAI0/O742uE-Bl7o/s72-c/nuri+bilge+ceylan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-690083586231480524</id><published>2008-05-25T21:27:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:11.331+02:00</updated><title type='text'>şiirler ve şarkılar ALTIOK için okundu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDmvxWeYq_I/AAAAAAAAAIM/kRHWwvbAQnk/s1600-h/286133.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5204384106784795634" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDmvxWeYq_I/AAAAAAAAAIM/kRHWwvbAQnk/s400/286133.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk kez düzenlenen Şair Metin Altıok Şiir Ödülü’nü, “Üzgün Kediler Gazeli” kitabı ile Haydar Ergülen aldı. Sivas Katliamı’nda yakılarak öldürülen şair Metin Altıok’un şiirlerinin seslendirildiği ödül töreninde Sezen Aksu ve Fazıl Say da sahne aldı.&lt;br /&gt;2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Oteli’nin yakılması sırasında 33 aydın ile birlikte hayatını kaybeden şair Metin Altıok anısına İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka yerleşkesi Mustafa Kemal amfisinde tören düzenlendi.&lt;br /&gt;Kırmızı Yayınları tarafından ilk kez düzenlenen Metin Altıok Şiir Ödülü’ne “Üzgün Kediler Gazeli” kitabı ile layık görülen şair Haydar Ergülen’e ödülünü, Edebiyat Eleştirmeni Doğan Hızlan verdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha sonra tiyatro sanatçıları Genco Erkal ve Cüneyt Türel, Metin Altıok’un şiirlerini okudu. Altıok’un şiirleri Fazıl Say ile Sezen Aksu’yu da aynı sahnede bir araya getirdi.&lt;br /&gt;Sezen Aksu şarkılarını Fazıl Say’ın piyanosu eşliğinde okudu. Fazıl Say’ın bestelediği ve 2003 yılı İstanbul Müzik Festivali’nde ilk defa icra edilen “Metin Altıok Oratoryosu”ndan bölümler de sanatçı Güvenç Dağüstün tarafından seslendirildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Töreni Yaşar Kemal, Füsun Akatlı, Pınar Kür gibi edebiyat dünyasının önemli isimleri de izledi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;SİVAS KATLİAMI KURBANI METİN ALTIOK&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Metin Altıok 14 Mart 1941’de İzmir, Bergama’da doğdu. Çocukluğunu ve ilk gençliğini geçirdiği Karşıyaka’da ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladı.&lt;br /&gt;1971’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. 1967’de Ankara Fransız Kültür Merkezi’nde ilk resim sergisini açtı (Çetin Sipahi ile birlikte). Daha sonraki yıllarda yine Fransız Kültür Merkezi’nde, Ankara Sinematek Derneği’nde (Orhan Taylan’la birlikte), Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde resimlerini sergiledi. Lise yıllarında başlayan şiir serüvenini ilk defa Gezgin adlı kitabıyla (1976) gün yüzüne çıkardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan sonra yaşamını hep şiirle sürdürdü. 1979’a kadar Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde çalıştı. 1979 yılında Bingöl Lisesi felsefe öğretmenliğine atandı. 1987-1990 arası aynı görevi Karaman Lisesi’nde sürdürdü. 1990 yılı başında emekliye ayrılarak Ankara’ya yerleşti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği için gittiği Sıvas’ta, 2 Temmuz 1993 günü saldırıya uğrayan Madımak Oteli’ndeki yangından ağır yaralı olarak kurtulduysa da 9 Temmuz 1993 günü, yangında yaşamlarını yitiren arkadaşlarının kaderini paylaştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Eserleri:&lt;/span&gt; Gezgin (1976), Yerleşik yabancı (1978), Kendinin avcısı (1979, Ahmet Telli ile 1980 Ö. F. Toprak şiir ödülü) Küçük tragedyalar (1981), İpek ve Klabtan (1987), Gerçeğin Öte Yakası (1990, Cemal Süreya şiir ödülü), Dörtlükler ve desenler (1990), Süveyda (1991), Alaturka Şiirler (1992), Şiirin İlk Atlası (1992), Hesap İşi Şiirler (1993), Bir Acıya Kiracı (1998-Bütün Şiirleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;İLK ÖDÜL HAYDAR ERGÜLEN’İN&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ekim 1956’da Eskişehir’de doğdu. İlk ile ortaokulu Eskişehir’de, liseyi Ankara’da okudu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. İstanbul’da reklam yazarlığı yaptı. Anadolu Üniversitesi’nde yayımcılık, reklamcılık ve Türk Şiiri dersleri verdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk şiiri 1972’de Eskişehir’de Deneme dergisinde “Umur Elkan”, ilk yazısı da aynı yıl Yeni Ortam gazetesinde “Mehmet Can” adıyla yayımlandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İstanbul’da Üç Çiçek (1983) ile Şiir Atı (1986) dergilerini yayıma hazırlayanlar arasında yer aldı. 1979’dan başlayarak Somut, Felsefe Dergisi, Türk Dili, Yusufçuk, Yarın, Gösteri, ile Varlık dergilerinde şiirler yayımladı. Uzun süre Radikal gazetesinde Açık Mektup köşesinde denemeler yazdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Eserleri:&lt;/span&gt; Karşılığını Bulamamış Sorular (1981), Sokak Prensesi (1990), Sırat Şiirleri (1991), Eskiden Terzi (1995), Kabareden Emekli Bir Kızkardeş (“Lina Salamandre” adıyla, 1996), Kırk Şiir ve Bir (1997), Karton Valiz (1999), Hafıza (“Hafız” adı altında, 1999), Ölüm Bir Skandal (2000), Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000), Haziran, Tekrar (2000), Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002), Üvey Sokak (2005), Keder Gibi Ödünç (2005), Üzgün Kediler Gazeli (2007). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Ödülleri:&lt;/span&gt; Halil Kocagöz Şiir Ödülü (Eskiden Terzi adlı kitabıyla, 1996), Behçet Necatigil Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997), Cahit Külebi Özel Ödülü (Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü kapsamında, Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997), Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1998), Dionisos Şiir Ödülü (2005) Cemal Süreya Şiir Ödülü (Keder Gibi Ödünç adlı kitabıyla, 2005) ve Metin Altıok Ödülü (Üzgün Kediler Gazeli adlı kitabıyla, 2008).&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-690083586231480524?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/690083586231480524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=690083586231480524&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/690083586231480524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/690083586231480524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/iirler-ve-arklar-altiok-iin-okundu.html' title='şiirler ve şarkılar ALTIOK için okundu'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDmvxWeYq_I/AAAAAAAAAIM/kRHWwvbAQnk/s72-c/286133.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-1232391913689681687</id><published>2008-05-23T18:51:00.003+03:00</published><updated>2008-05-23T18:56:56.537+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;NAR&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kış büyük geliyor nara gidelim&lt;br /&gt;soğudu günlerin yüzü nara gidelim&lt;br /&gt;narın bir diyeceği olur da bize&lt;br /&gt;açılır yazdan binbir sıcak söz&lt;br /&gt;dilimiz kurudu burdan nara gidelim&lt;br /&gt;narın bir evi var pek kalabalık&lt;br /&gt;keşke biz de otursaydık orada&lt;br /&gt;ev büyük geliyor şimdi her oda&lt;br /&gt;bir ayrılık, çocuklar kapalı kutu,&lt;br /&gt;bahçeler dağınık: Bir salkım üzümü&lt;br /&gt;paylaşırken nasıl da bağ bahçe arkadaştık,&lt;br /&gt;meğer yapraklarından saymaya başlamış&lt;br /&gt;bahçeyi hırsız, bağ çıplak kalmış!&lt;br /&gt;Narın bahçesine bir hoyrat girse&lt;br /&gt;tenden önce dile yoksulluk düşer&lt;br /&gt;dil üşümeden daha da üzülmeden ten&lt;br /&gt;açılıp saçılsın bize nara gidelim;&lt;br /&gt;ev ki nar gibi içiçe bahçe&lt;br /&gt;kadın aşka bahçe, deli sarmaşık&lt;br /&gt;tutunup aşkına hemen nara gidelim&lt;br /&gt;Nârın elinden kopardık şu aşkı diyelim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#336666;"&gt;HAYDAR ERGÜLEN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-1232391913689681687?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/1232391913689681687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=1232391913689681687&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1232391913689681687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/1232391913689681687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/nar-k-byk-geliyor-nara-gidelim-soudu.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2434395050064156783</id><published>2008-05-23T18:27:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:11.559+02:00</updated><title type='text'>‘Metin Altıok Ödülü’ Haydar Ergülen’in</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDbiimeYq3I/AAAAAAAAAHM/vHSCIsDfoXs/s1600-h/285960.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203595503544609650" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDbiimeYq3I/AAAAAAAAAHM/vHSCIsDfoXs/s400/285960.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kırmızı Yayınlarından yapılan açıklamaya göre, “Metin Altıok 2008 Şiir Ödülü”nü, “&lt;span style="color:#993399;"&gt;Üzgün Kediler Gazeli&lt;/span&gt;” adlı şiir kitabıyla Haydar Ergülen kazandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ergülen’e ödülü, 24 Mayıs Cumartesi günü İTÜ Maçka Yerleşkesi Mustafa Kemal Amfisi’nde düzenlenecek törenle verilecek.Sezen Aksu, Fazıl Say, Güvenç Dağüstün, Cüneyt Türel ve Genco Erkal’ın sahne alacağı törende, Metin Altıok’un şiirleri de seslendirilecek.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2434395050064156783?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2434395050064156783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2434395050064156783&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2434395050064156783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2434395050064156783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/metin-altok-dl-haydar-erglenin.html' title='‘Metin Altıok Ödülü’ Haydar Ergülen’in'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SDbiimeYq3I/AAAAAAAAAHM/vHSCIsDfoXs/s72-c/285960.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-8489108344451414501</id><published>2008-05-15T21:24:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:11.749+02:00</updated><title type='text'>DÜNYANIN ŞİİRİ İSTANBUL'DA!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCyASqcOS4I/AAAAAAAAAHE/C1m7BfrZsig/s1600-h/285113.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200672727824747394" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCyASqcOS4I/AAAAAAAAAHE/C1m7BfrZsig/s400/285113.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası İstanbul Şiir Festivali13-17 Mayıs tarihleri arasında 14 ülkeden 20 yabancı şairi ağırlayacak.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;40 şair şiirleriyle beş gün boyunca İstanbul’da edebiyatseverlerle şiir paylaşacak. Rusya, Irak, Katalonya, Almanya, İtalya, Fransa, Küba, ABD, Bolivya, Makedonya ve Hollanda’dan şairlerin konuk olacağı festivalde şiir okumalarının yanısıra, müzik dinletileri ve vapur gezisi de yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin katkılarıyla hazırlanan festivalin bu yılkıana teması &lt;span style="color:#990000;"&gt;Çağdaş Katalan Şiiri.&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onursal Başkanlığını Doğan Hızlan’ın üstlendiği İstanbul Şiir Festivali’nin Yürütme Kurulu üyeleri Adnan Özer, Doğan Hızlan, Hüseyin Öztürk, Metin Celâl, Nevzat Bayhan ve Tuğrul Tanyol. İskender Pala, Tobias Burghardt ve Fernando Rendon ise Festival’in Danışma Kurulu’nda yer alıyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;FESTİVALE KATILACAK ŞAİRLER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahmet Oktay&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ahmet Telli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alex Susana (Katalonya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arjen Duinker (Hollanda)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baki Ayhan T.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cahit Koytak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Can Bahadır Yüce&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Claudio Pozzani (İtalya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Denise Boucher (Kanada)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dieter M. Graf (Almanya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Enver Ercan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gonca Özmen&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haydar Ergülen&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hilmi Yavuz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jean Pierre Balpe (Fransa)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Joan Margarit (Katalonya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jona Burghardt (Almanya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kemal Özer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kerry Shawn Keys (ABD)&lt;br /&gt;Leyla Şahin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mehmet Ocaktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Michel Deguy (Fransa)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nikola Madzirov (Makedonya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oğuzhan Akay&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Orhan Alkaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ömer Erdem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özdemir İnce&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pedro Shimose (Bolivya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pio Serrano (Küba)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Refik Durbaş&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rodolfo Hasler (Katalonya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Saadi Yousef (Irak)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sennur Sezer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sergey Gandlevski (Rusya)&lt;br /&gt;Sonata Paliulyte (Fransa)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tobias Burghardt (Almanya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tomaz Salamun (Slovenya)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yiorgos Chouliaras (Yunanistan)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yusuf Uğur Uğurel&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zeynep Köylü&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-8489108344451414501?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/8489108344451414501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=8489108344451414501&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8489108344451414501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/8489108344451414501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/uluslararas-istanbul-iir-festivali13-17.html' title='DÜNYANIN ŞİİRİ İSTANBUL&apos;DA!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCyASqcOS4I/AAAAAAAAAHE/C1m7BfrZsig/s72-c/285113.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3720692367820936250</id><published>2008-05-15T21:18:00.003+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:12.000+02:00</updated><title type='text'>F. BACON'UN ÜÇLEMESİ 86 MİLYON DOLARA SATILDI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCx-o6cOS2I/AAAAAAAAAG0/p7WdOrlXaEA/s1600-h/285579.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200670911053581154" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCx-o6cOS2I/AAAAAAAAAG0/p7WdOrlXaEA/s320/285579.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İngiliz ressam Francis Bacon’un “Triptych,1976” adlı üçleme eseri yeni bir rekor kırarak 86 milyon dolara satıldı.&lt;br /&gt;NEW YORK - Sotheby’s müzayede salonunda yapılan açık artırmada, savaş sonrası bir sanat eserine müzayedede ödenen en yüksek miktar verildi. Sotheby’s yetkilileri, üçlü esere 70 milyon dolar ödeneceğini tahmin ediyordu. Buna rağmen, müzayedeye telefonla katılan 2 kararlı müşteri, fiyatı Sotheby için komisyon dahil 86 milyon 281 bine yükseltti&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bacon’un 1976 yılında yaptığı “Triptych,1976” adlı üçlemesi, 1977’den beri Avrupalı bir koleksiyoncuda bulunuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bundan önceki savaş sonrası sanat eseri satış rekoru geçen yıl kırılmış, Mark Rothko’nun “Beyaz Merkez” adlı tablosu 72,84 milyon dolara satılmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Christie’s müzayede salonunda da önceki gün Lucian Freud’un bir tablosu 33,64 milyon dolara alıcı bulmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3720692367820936250?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3720692367820936250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3720692367820936250&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3720692367820936250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3720692367820936250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/f-baconun-lemesi-86-milyon-dalara.html' title='F. BACON&apos;UN ÜÇLEMESİ 86 MİLYON DOLARA SATILDI'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCx-o6cOS2I/AAAAAAAAAG0/p7WdOrlXaEA/s72-c/285579.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7868406493657886332</id><published>2008-05-07T01:40:00.008+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:12.147+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCDfR5nphxI/AAAAAAAAAGs/ybjPiAmeMwo/s1600-h/278_20074_3_0_5_9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197399468603442962" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCDfR5nphxI/AAAAAAAAAGs/ybjPiAmeMwo/s320/278_20074_3_0_5_9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;KARŞIYAKA'NIN ÜÇ GÜLÜ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;asılmış bir al umuttan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;karagücün korku dalında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;şu can topraktaki üç fidan ölü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;ve artık ölmezliğin son boyutundan&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;göverir yeşil bahar yağmurlarında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;denizgülü, yusufgülü, hüseyingülü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;ölümdür kimileyin kavganın tek ödülü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;kançiçeği sökünü arkalarından...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;açmış böğrünü, hepsine ana sıcaklığında&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;devrimin kankalesi karşıyaka gömütlüğü&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;ve gençlik günlerine doymamışlık dağından&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;bakar, alınlar mavide ve göğüs hep namluda&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;gezmişgülü, aslangülü, inangülü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;inanç bir deliçay ki yeşertir bir gün çölü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;karşıyakanın üç gülü&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;yürek dalıma gömülü&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;karşıyakanın üç gülü&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;tüm kançiçekleriyle&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;göz pınarıma gömülü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TAHSİN SARAÇ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7868406493657886332?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7868406493657886332/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7868406493657886332&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7868406493657886332'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7868406493657886332'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/kariyakanin-gl-aslm-bir-al-umuttan.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SCDfR5nphxI/AAAAAAAAAGs/ybjPiAmeMwo/s72-c/278_20074_3_0_5_9.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6494131256101950575</id><published>2008-05-06T02:38:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:12.460+02:00</updated><title type='text'>BUGÜN 6 MAYIS GÜNLERDEN DENİZ,YUSUF,HÜSEYİN...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SB-kE5nphwI/AAAAAAAAAGk/aupk3Acj_jU/s1600-h/1009987408_ff7e57089c.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197052899102394114" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SB-kE5nphwI/AAAAAAAAAGk/aupk3Acj_jU/s320/1009987408_ff7e57089c.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a id="the"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Onların idamlarına "onay" verenlerin tümünü tarih silip attı. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise bütün gençlikleriyle yaşıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde (12 Mart Askeri Darbesi) iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. Nasıl "evet" dediğini gazeteci Altan Öymen 1976'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka "genç adam"la ilgili olarak anlattı:" Süleyman Demirel , Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni Yahya Demirel'le ilgili olarak '25 yaşında çocukla uğraşıyorlar' demişti. 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu. Süleyman Demirel AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini "İdama Evet" için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23'ündeydi. Süleyman Demirel  onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..."&lt;br /&gt;Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven yurtsever,antiemperyalist,antifaşist gençlerdi. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular.Asıldılar... Onları asanların beslendiği siyasi kulvar ise sürekli kırmızı bültenle aranan devlet adamları üretti. DGM dosyaları, İnterpol bültenleri, bankaların boşalmış kasaları, kendi ülkesini soyan ihaleler arasında ölüyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden DENİZ,YUSUF,HÜSEYİN...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6494131256101950575?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6494131256101950575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6494131256101950575&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6494131256101950575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6494131256101950575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/05/bugn-6-mayis-gnlerden-denizyusufhseyin.html' title='BUGÜN 6 MAYIS GÜNLERDEN DENİZ,YUSUF,HÜSEYİN...'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SB-kE5nphwI/AAAAAAAAAGk/aupk3Acj_jU/s72-c/1009987408_ff7e57089c.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-4427380478066879173</id><published>2008-04-30T21:45:00.004+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:12.728+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBi_UpnphuI/AAAAAAAAAGQ/ovjwQayVims/s1600-h/200px-1_May%25C4%25B1s_logosu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195112531662309090" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBi_UpnphuI/AAAAAAAAAGQ/ovjwQayVims/s320/200px-1_May%25C4%25B1s_logosu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;1 MAYIS MARŞI&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.siirgen.org/siir/m/marslar/Grup%20Yorum%20-%20Bir%20Mayis.mp3"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır&lt;br /&gt;Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez&lt;br /&gt;Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı&lt;br /&gt;Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından&lt;br /&gt;Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından&lt;br /&gt;Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı&lt;br /&gt;Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vermeyin insana izin kanması ve susması için&lt;br /&gt;Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin&lt;br /&gt;Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı&lt;br /&gt;Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor&lt;br /&gt;Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor&lt;br /&gt;Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider&lt;br /&gt;Devrimin şanlı yolunda bir kağıt gibi erir gider&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz ve Müzik : Sarper ÖZSAN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-4427380478066879173?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/4427380478066879173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=4427380478066879173&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4427380478066879173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4427380478066879173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/1-mayis-mari-gnlerin-bugn-getirdii-bask.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBi_UpnphuI/AAAAAAAAAGQ/ovjwQayVims/s72-c/200px-1_May%25C4%25B1s_logosu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-4844914060468332884</id><published>2008-04-26T12:20:00.001+03:00</published><updated>2008-04-26T12:20:47.932+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;STRONSİUM 90&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acayipleşti havalar,&lt;br /&gt;bir güneş, bir yağmur, bir kar.&lt;br /&gt;Atom bombası denemelerinden diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stronsium 90 yağıyormuş&lt;br /&gt;                         ota, süte, ete,&lt;br /&gt;                         umuda, hürriyete,&lt;br /&gt;                         kapısını çaldığımız büyük hasrete.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.&lt;br /&gt;Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,&lt;br /&gt;ya dünyamıza inecek ölüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NAZIM HİKMET RAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-4844914060468332884?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/4844914060468332884/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=4844914060468332884&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4844914060468332884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/4844914060468332884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/stronsium-90-acayipleti-havalar-bir-gne.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-6448860392905076738</id><published>2008-04-26T07:25:00.000+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:13.222+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBKx15nphoI/AAAAAAAAAFc/GRRjnIkb11s/s1600-h/tcherno179ce1ix11xj2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193408859869906562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBKx15nphoI/AAAAAAAAAFc/GRRjnIkb11s/s320/tcherno179ce1ix11xj2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;ÇERNOBİL'DEN SESLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu topraklarda kalmaktan korkuyorum. Bana bir radyasyon cihazı verdiler, onunla ne yapacagım? çamaşır yıkıyorum, çamaşırlar sakız gibi oluyor ama cihaz tıkırdıyor. Yemek yapıyorum, turta pişiriyorum, yine tıkırdıyor..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eve döndük. Orada giydiğim bütün giysileri çıkarıp çöpe attım. Kasketimi küçük oğluma verdim, onu çok istiyordu. Hep o kasketi giydi. İki yil sonra oğluma beyin tümörü teşhisi koydular... Hikayenin sonunu siz de yazabilirsiniz. Artik konuşmak istemiyorum. .." (Reaktörde çıkan yangını söndürmeye giden itfaiye erlerinden biri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Radyasyon neye benzer? Hiç gördünüz mü? Beyaz mı? Ne renk?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kızım ve karımı hastaneye götürdüm. Bütün vücutları kara beneklerle kaplanmıstı. Benekler bir görünüyor, bir yok oluyordu.... Bir odanın içerisinde yedi tane, kafası kazınmış kız çocuğu düşünebiliyor musunuz? Hastanenin her odasında onlardan yedi tane vardı... Onu kapının önüne yatırdık. Neden sonra tabutu getirdiler. Küçüktü, büyükçe bir oyuncak bebek kutusu kadar. Tanıklık etmek istemiyorum. Kızım Çernobil nedeniyle öldü..."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-6448860392905076738?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/6448860392905076738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=6448860392905076738&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6448860392905076738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/6448860392905076738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/ernobilden-sesler-bu-topraklarda.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBKx15nphoI/AAAAAAAAAFc/GRRjnIkb11s/s72-c/tcherno179ce1ix11xj2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2631275520471761023</id><published>2008-04-25T21:03:00.000+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:13.425+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBIdc5nphXI/AAAAAAAAADU/qflNzq_GJsY/s1600-h/%C3%A7ernobil.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193245702652265842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBIdc5nphXI/AAAAAAAAADU/qflNzq_GJsY/s320/%C3%A7ernobil.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ÖLÜMÜN ADI:&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;ÇERNOBİL&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 Nisan 1986’da saat 1:23’te Çernobil Nükleer Santrali’nde 4 no’lu reaktör patladı. Sonradan yapılan araştırmalar, işletme ve güvenlik sistemlerinde yapılmış olan testlerin yürütülemediğini ortaya çıkardı. Santral hemen kapatıldı. Bununla birlikte, patlama sırasında yüksek oranda radyoaktif buhar atmosfere yayıldı. En yüksek oranda radyoaktif serpinti Çernobil’in hemen yakınında kaydedildi. Nükleer santral ve yakınındaki Pripyat kasabası, kuzey Ukrayna’da, 2.8 milyonluk bir şehir olan başkent Kiev’in 90 kilometre kuzeyindedir. Felaket zamanında, hâkim rüzgârlar kuzeyden kuzeybatıya yönelmiş, böylece Beyaz Rusya radyoaktif serpintinin en çok yayıldığı alan olmuştur. Rüzgar yönlerinde sonraki değişimler ve yağmurlarla, Ukrayna’nın kuzey bölgeleri, kuzeydeki Avrupa-Rusya sınırı radyoaktif serpintiye maruz kaldı. Sovyet yetkilileri, 2 Mayıs 1986 gününe kadar ne patlamayı resmen doğruladılar ne de halkı uyardılar.&lt;br /&gt;· Birleşmiş Milletler’in tahminine göre, Çernobil Felaketi’nden bu yana, radyasyona maruz kalan ve felaketten etkilenmiş bölgelerde yaşayan 15.000-30.000 kişi öldü.&lt;br /&gt;· Ukrayna Sağlık Bakanlığı’na göre, 2002’nin başına kadar 472.400’ü çocuk olmak üzere 2.45 milyon kişi felakete bağlı hastalıklarda hastaneye kaldırıldı. Kanser Dergisi’nin Temmuz 1999 sayısında yayınlanan bir çalışmaya göre, felaketi takip eden yıllarda Ukrayna’da 15 yaş ve altı çocuklarda tiroid kanseri vakaları 10 kat arttı.&lt;br /&gt;· Çernobil nükleer reaktöründe meydana gelen kaza 3 milyon çocuğun tedavi görmesine yol açtı; Birleşmiş Milletler İnsani İşler Ofisi'nin raporuna göre 7 milyon 100 bin kişinin gelecekte ciddi sağlık sorunları yaşaması bekleniyor.&lt;br /&gt;· 26 Nisan 1986’da meydana gelen Çernobil Felaketi’nin ilk haftalarında İskandinavya, Galler, İrlanda, Kuzey İtalya, Yunanistan, Alaska kıyıları’nda yüksek oranda radyasyon tespit edildi.&lt;br /&gt;· Rüzgarlar ve yağmurlarla taşınan radyasyon en yoğun Beyaz Rusya’nun güneyi ve merkezinde ve Ukrayna’nın kuzeyinde görüldü.&lt;br /&gt;· Dünyanın en verimli tarım topraklarının olduğu Ukrayna’da 4.6 milyon hektar toprak kirlendi.&lt;br /&gt;· Patlamanın hemen ardından, kirlenmeye maruz kalan bölgelerden 116.000 kişi tahliye edildi.&lt;br /&gt;· Patlama sonrasındaki günlerde ve aylarda, 600.000 asker, itfaiyeci, temizlik işçisi (kadın ve erkek) felaket bölgesine temizlik çalışmalarına gönderildi.&lt;br /&gt;· Uluslararası Çernobil Sendikası’na göre, temizlik işçileri, Beyaz Rusya, Rusya ve Kazakistan’da yaşamaktadır. 350.000’den fazla temizlik işçisi de Ukrayna’da yaşamaktadır.&lt;br /&gt;· Uluslararası Çernobil Sendikası’na göre, geçen on yılda çoğunluğu 30’lu ve 40’lı yaşlarda erkeklerden oluşan 40.000 temizlik işçisi radyasyona bağlı hastalıklardan öldü. (ABD’nin Vietnam’daki 12 yıllık varlığındaki ölüm oranı yaklaşık 50.000 kişiydi.) En fazla ölüm oranı Beyaz Rusya’da Gomel bölgesinde görüldü, felaket sonrasında ölüm oranı %55.9 arttı.&lt;br /&gt;· Çernobil Felaketi sonrasında santralin etrafında 30 kilometrelik bir alan “ölü bölge” ilan edildi ve insan yerleşimleri yasaklandı.&lt;br /&gt;· Dinyeper Nehri ve kollarına dökülen radyoaktif maddeler, gelecek yıllarda da milyonlarca kişinin su kaynaklarını tehdit ediyor.&lt;br /&gt;· 30 km’lik “ölü bölge”nin dışında “düşük düzeyli” radyasyon bulunan bölgelerde, halen 1.2 milyon insan yaşamaktadır.&lt;br /&gt;· Tahliye edilenlerin ve temizlik işçilerinin (ki bunlar,radyasyona en çok maruz kalan kişilerdir) toplam sayısı 750.000’den fazladır.&lt;br /&gt;· Patlamanın hemen ardından, Ukrayna ve Beyaz Rusya’da binlerce çocuk akut radyasyon tanısıyla, kusma, saç kaybı ve kızarıklık semptomlarıyla hastaneye kaldırıldı. (Kaynak: Mayıs 1992’de yayınlanan gizliliği kaldırılmış Sovyet Politbüro Protokolleri)&lt;br /&gt;· Dünya Sağlık Örgütü, Çernobil yakınlarında yaşayan çocuklarda görülen tiroid kanseri oranlarının felaket sonrasında, normalden 80 kat arttığını belirtti. (Kaynak: Wall Street Journal, 3 Eylül , 1992, ve Nature, Eylül, 1992)&lt;br /&gt;· Hiroşima Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı araştırmaya göre, Beyaz Rusya’da yeni doğan ve 30.000 anne karnındaki bebekte görülen doğum sakatlıkları 1986’dan beri iki kat arttı. (UPI telgraf haberi July 14, 1994)&lt;br /&gt;· 10.000’den fazla Ukraynalı çocuk lösemi ve diğer hastalıkların tedavisi için Küba’ya gitti.(New York Times, 6 Ekim 1995)&lt;br /&gt;· Ukrayna’da çocuklar arasında görülen kanser hastalıkları 1986’dan beri üç kat arttı. (Ukrayna Sağlık bakanlığı Raporu, Kış 1994)&lt;br /&gt;· 2001 yılında Londra’daki Kraliyet Tıp Kurumu yayınında yayınlanan bir İsrail-Ukrayna ortak araştırmasına göre, Çernobil temizlik çalışmalarında bulunan işçilerin 1986 sonrası doğan çocuklarında bulunan kromozom bozulması, felaket öncesinde doğan kardeşlerinden 7 kat fazla. 1994 yılında Birleşmiş Milletler Nüfus Dairesi Avrupa’da iki ülkede negatif nüfus artışı olduğunu belirtti: Ukrayna ve Beyaz Rusya. Rapor, bu düşüşü Çernobil kaynaklı bebek ölümlerine ve sağlık sorunlarına bağladı: Ukrayna’da bebek ölüm oranı Avrupa ortalamasının iki katı (1000 doğumda 14 ölüm)&lt;br /&gt;· Rusya’da 1986 sonrasında erkekler arasında yaşam süresi oldukça kısaldı.(Kaynak: New York Times, 1 Eylül,1995) Ukrayna’da 13-29 yaş arası erkeklerin %50’si kısırlık problemi yaşıyor ki bu, dünyadaki en yüksek kısırlık oranı.&lt;br /&gt;· Ulusal Bilimler Akademisi’ne göre, radyasyona maruz kalma nedeniyle gelişen kanserlerin çoğu, 10-20 sonra ortaya çıkıyor, bu yüzden Çernobil Felaketi’nin etkilerinin tamamının ortaya çıkması bu sürenin dolmasına bağlı. (ABD Ulusal Bilimler Akademisi, BEIR-5 Raporu)&lt;br /&gt;· Çernobil felaketi üzerine yapılan çalışmalar, Ukrayna, Rusya ve Beyaz Rusya’da 1 milyondan fazla insanın radyasyondan etkilendiğini ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;· 2001 yılının Mart ayında, Çernobil Santrali’nin 1 ve 3. ünitelerini kapatmak ve radyoaktif atıkların depolanmasına yönelik bir tesisin yapılması için 36 milyon dolarlık bir anlaşma imzalandı. 1990’lı yılların başında Çernobil’de geriye kalan reaktörlerin geliştirilmesi için 400 milyon dolar harcandı. Enerji sıkıntısı yüzünden Aralık 2000 tarihine kadar Çernobil’in 3. ünitesi çalıştırıldı. 1991 yılında santralde çıkan bir yangın sonrasında 2. ünitesi kapatıldı ve 1997 yılında da 1. ünitesi kapatıldı.&lt;br /&gt;· Beyaz Rusya Ulusal Bilimler Akademisi’nin tahminlerine göre, felaket sonrasındaki 30 yılda ülke ekonomisi 43.3 milyar dolar kayıp yaşayacak. Toplam kayıp (ekonomik, toplumsal, sağlık ve çevre, vs.) 235 milyar dolar olarak bekleniyor. Bu miktar, 1985 yılı ulusal bütçesinin 32 katı. Çernobil Felaketi kaynaklı harcamalar, 1991 yılı bütçesinin % 16.8’ini, 1996 yılı bütçesinin % 10.9’unu kapsıyordu. Halen bütçenin %5’i resmi Çernobil programına harcanıyor.&lt;br /&gt;· UNDP ve UNICEF’in araştırmalarına göre, Beyaz Rusya’da Çernobil felaketi sonrasında, 54 büyük tarımsal ve orman işletmesi, 9 sanayi işletmesi kapatıldı. 22 hammadde deposu kullanılamaz hale geldi. Ukrayna’da 20 kolektif çiftlik ve 13 şirket kapatıldı.&lt;br /&gt;· Ukrayna kaynaklarına göre, 1986-2015 yılları arasında ülkenin yaşayacağı ekonomik hasar 201 milyar dolar olacak. 2001 yılında Ukrayna’nın ulusal geliri 37 milyar dolar idi. Ukrayna ulusal bütçesinin %15’ini felaketin etkilerini gidermek için harcadı. 1992-1998 yılları arasında Rusya’da nükleer felaket için harcanan miktar 3.8 milyar doları buldu. Bu miktarın 3 milyar doları temizlik işçilerine ve felaketin kurbanlarına tazminat için ödendi.&lt;br /&gt;          22. yılında tüm &lt;strong&gt;Çernobil &lt;/strong&gt;kurbanlarını saygıyla anıyoruz....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2631275520471761023?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2631275520471761023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2631275520471761023&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2631275520471761023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2631275520471761023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/lmn-adiernobil-26-nisan-1986da-saat.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SBIdc5nphXI/AAAAAAAAADU/qflNzq_GJsY/s72-c/%C3%A7ernobil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2232329537361113104</id><published>2008-04-23T17:11:00.000+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:13.590+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA9Ea5nphWI/AAAAAAAAADM/bYYFR97rNlM/s1600-h/DSC04358.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192444124315878754" style="WIDTH: 293px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px" height="240" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA9Ea5nphWI/AAAAAAAAADM/bYYFR97rNlM/s320/DSC04358.JPG" width="301" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;TIPIRTI&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;ağaçlar arasındaki tıpırtı&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;kalbin burukluğundan&lt;br /&gt;dökülünce güneş saçlarından&lt;br /&gt;akşamın gizine/sular&lt;br /&gt;durulur./börtü-böcek yorulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yel vurur yüzüne senin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağmurun toprağa değişi&lt;br /&gt;zamanın geçiciliğinden&lt;br /&gt;gerince kanatlarını gece&lt;br /&gt;esneyen ağaçların üzerine &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;tılsım bozulur./&lt;br /&gt;insan yaşamaktan yorulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ay vurur yüzüne senin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalbin burukluğu kendinden&lt;br /&gt;su akar,yel vurur,ayna kırılır.&lt;br /&gt;ömür dediğimiz törpü biter&lt;br /&gt;ses azalır sesler içinde&lt;br /&gt;bir balıkçı ağlarını toplar&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;güleç yüzlü sulardan./&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;deniz yorulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düş vurur yüzüne senin… &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;MUSTAFA KOÇ&lt;br /&gt;Aralık 2007 - Sinop &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2232329537361113104?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2232329537361113104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2232329537361113104&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2232329537361113104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2232329537361113104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/tipirti-aalar-arasndaki-tprt-kalbin.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA9Ea5nphWI/AAAAAAAAADM/bYYFR97rNlM/s72-c/DSC04358.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-885325263832172337</id><published>2008-04-23T01:16:00.001+03:00</published><updated>2008-12-11T09:49:13.790+02:00</updated><title type='text'>YAŞASIN RENK!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA5laJnphUI/AAAAAAAAAC8/q2osRuc9wQw/s1600-h/283287.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192198920337982786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA5laJnphUI/AAAAAAAAAC8/q2osRuc9wQw/s200/283287.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yaşasın Renk! Bedri Rahmi sergisi açılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş Türk resminin büyük ustalarından Bedri Rahmi Eyüboğlu, ölümünün 33. yılında görkemli bir sergiyle anılıyor. Sergi, İş Sanat Kibele Galerisi’nde 10 Nisan- 24 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergide Eyüboğlu’nun aile koleksiyonu başta olmak üzere çeşitli kurum, müze ve özel koleksiyonlardan derlenen 150’ye yakın eseri görülebilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;GÖRKEMLİ BİR KİTAP EŞLİĞİNDE...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çağdaş Türk Resminin kurucularından ve büyük ustalarından olan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eserleri,”Yaşasın Renk! Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975)” sergisi, sanatçının torunu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu ve Ömer Faruk Şerifoğlu tarafından hazırlandı. Sergiye görkemli bir kitap eşlik ediyor. Aile albümlerinden fotoğraflar dışında 300 kadar esere yer verilen kitap, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamı ve sanatına dair genel bir perspektifin yanısıra önemli ayrıntılara da dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;YARARLI VE GÜZEL...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Öğrencilik yıllarında çalışmalar yaptığı Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimseyen Bedri Rahmi Eyüboğlu eserlerinde bu görüşü yansıttı. Resimlerinde geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullanan sanatçı yerel yaşama ilişkin gözlemlerini, yazma, kilim gibi kültürel değerlerdeki malzemeyle buluşturarak tablolarına yansıttı. Halk kaynağından beslenen sanat anlayışı ile tablolar ve gravürlerin yanısıra büyük boyutlu duvar resimleri, mozaik, seramik panolar yapan Eyüboğlu’nun bazı desenleri, ölümünden sonra Binbir Bedros (1977), Karadut (1979), Babatomiler (1979), Aşk Mektupları (4 cilt, 1999-2006) adlı kitaplarda yayımlandı. 1911 yılında Trabzon’da doğan Bedri Rahmi Eyüboğlu lisede resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi ve ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun yönlendirmesiyle girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. 1931’de diplomasını almadan gittiği Paris ve Londra’da resim çalışmalarını sürdürdü.&lt;br /&gt;1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen sanatçı, 1950’de mozaik çalışmalarına başladı ve bu alanda uluslararası başarılar elde etti. 1927’de başladığı resim öğretmenliğini 1975’teki vefatına kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde sürdüren Eyüboğlu çok sayıda öğrenci yetiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;44 KİŞİSEL SERGİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sanat yaşamı boyunca onlarca ulusal ve uluslararası karma sergide yer alan ve başarılar elde eden Bedri Rahmi Eyüboğlu yurtiçinde ve yurt dışında toplam 44 kişisel sergi açtı, 200 kadar sergiye katıldı. Sanatçının, Güzel Sanatlar Akademisi Diploma Yarışmasında üçüncülük (1933) ve Birincilik (1936) ödülleri, Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde üçüncülük (1939), Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ikincilik (1942), 1956’da Sao Paulo Bienali’nde Onur Madalyası, 1958’de Uluslararası Brüksel Sergisi için hazırladığı mozaik pano ile Altın Madalya Ödülü, 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde (1972) birincilik ödülleri bulunmaktadır. Eserleri İstanbul Resim Heykel Müzesi ile yurtiçi ve yurtdışında birçok müze ve koleksiyonda yer alan sanatçı çok sayıda mozaik duvar panosu ve kabartmaları gerçekleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergi, pazar ve pazartesi günleri hariç, her gün 10:00-19:00 saatleri arasında gezilebilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer: İş Sanat Kibele Sanat Galerisi, İş Sanat Kültür Merkezi, İş Kuleleri Levent&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-885325263832172337?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/885325263832172337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=885325263832172337&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/885325263832172337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/885325263832172337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/yaasn-renk.html' title='YAŞASIN RENK!!!'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SA5laJnphUI/AAAAAAAAAC8/q2osRuc9wQw/s72-c/283287.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-5960250256996059186</id><published>2008-04-22T00:47:00.000+03:00</published><updated>2008-04-22T02:18:01.232+03:00</updated><title type='text'>aynur doğan-gönül yarası</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="258" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-c139454f5dd4bf15" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v11.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc139454f5dd4bf15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D17F529AFC821C24AC996917690C18B794C8293A6.413CEC0E73499225A26E992850896DA75478BB3E%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc139454f5dd4bf15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Deto4GtHwtk3qT3gyVjke1Qe6Pck&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="258" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v11.nonxt4.googlevideo.com/videoplayback?id%3Dc139454f5dd4bf15%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D17F529AFC821C24AC996917690C18B794C8293A6.413CEC0E73499225A26E992850896DA75478BB3E%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3Dc139454f5dd4bf15%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3Deto4GtHwtk3qT3gyVjke1Qe6Pck&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-5960250256996059186?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=c139454f5dd4bf15&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/5960250256996059186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=5960250256996059186&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5960250256996059186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/5960250256996059186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/aynur-doan-gnl-yaras.html' title='aynur doğan-gönül yarası'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-3322836845994769742</id><published>2008-04-17T21:12:00.000+03:00</published><updated>2008-04-17T21:50:42.771+03:00</updated><title type='text'>mercedes sosa</title><content type='html'>&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-6d1473a54c4c171a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/get_player"&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="flashvars" value="flvurl=http://v23.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6d1473a54c4c171a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19ED692AA4C7D99889F1B95B1A196902DF45FB08.571B7530C3753486E911350A332C3473018DB521%26key%3Dck1&amp;amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6d1473a54c4c171a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DuQOAgzkf9LtDYQm0dg_CHDo1czA&amp;amp;autoplay=0&amp;amp;ps=blogger"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/get_player" type="application/x-shockwave-flash"width="320" height="266" bgcolor="#FFFFFF"flashvars="flvurl=http://v23.nonxt8.googlevideo.com/videoplayback?id%3D6d1473a54c4c171a%26itag%3D5%26app%3Dblogger%26ip%3D0.0.0.0%26ipbits%3D0%26expire%3D1330254145%26sparams%3Did,itag,ip,ipbits,expire%26signature%3D19ED692AA4C7D99889F1B95B1A196902DF45FB08.571B7530C3753486E911350A332C3473018DB521%26key%3Dck1&amp;iurl=http://video.google.com/ThumbnailServer2?app%3Dblogger%26contentid%3D6d1473a54c4c171a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw160%26sigh%3DuQOAgzkf9LtDYQm0dg_CHDo1czA&amp;autoplay=0&amp;ps=blogger"allowFullScreen="true" /&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-3322836845994769742?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='video/mp4' href='http://www.blogger.com/video-play.mp4?contentId=6d1473a54c4c171a&amp;type=video%2Fmp4' length='0'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/3322836845994769742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=3322836845994769742&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3322836845994769742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/3322836845994769742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/blog-post.html' title='mercedes sosa'/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-7742943228851086172</id><published>2008-04-17T00:11:00.000+03:00</published><updated>2008-04-17T00:16:19.323+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#9999ff;"&gt;SULARIN DA BİR ARKADAŞLIĞI OLUR DİYE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların da bir arkadaşlığı olur diye&lt;br /&gt;Gördüğüm her yağmurun ardından gittim&lt;br /&gt;Ve en sonunda cebimde bitmemiş şiirler&lt;br /&gt;Yollara yakışan birisi oldum çıktım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların da bir arkadaşlığı olur diye&lt;br /&gt;Çıkarıp adresimi verdim hemen hepsine&lt;br /&gt;Gidebileceğim yerleri söyledim bir bir&lt;br /&gt;Sonra yüzümü serdim ellerimin içine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların da bir arkadaşlığı olur diye&lt;br /&gt;Yüzümü sadece beyazlığıyla örtebilecek&lt;br /&gt;Bir mendil istedim gördüğüm herkesten&lt;br /&gt;Solgun bir söz de olsa benim için istek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suların da bir arkadaşlığı olur diye&lt;br /&gt;Yurdu olur diye bütün karanfillerin altı&lt;br /&gt;Sabahları işlerine giden kızların avuçları&lt;br /&gt;Korudum durdum suların yurdudur diye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;ABDULKADİR BULUT&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-7742943228851086172?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/7742943228851086172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=7742943228851086172&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7742943228851086172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/7742943228851086172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/sularin-da-bir-arkadalii-olur-diye_16.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-200788944516966180</id><published>2008-04-15T02:10:00.000+03:00</published><updated>2008-04-17T00:17:59.219+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;AKARSUYA BIRAKILAN MEKTUP&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Neden akşam oluyorum tren kalkınca &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Öyle çok acımasız ki, öyle birdenbire ki &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Az önceki çiçekler nasıl da diken diken &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Nerde şimdi, nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;color:#999999;"&gt;HASAN HÜSEYİN&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-200788944516966180?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/200788944516966180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/200788944516966180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/akarsuya-birakilan-mektup-gitme.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8465319757551778990.post-2296880797041075115</id><published>2008-04-14T23:30:00.001+03:00</published><updated>2008-04-17T00:23:04.294+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color:#663366;"&gt;BAHÇEDE&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;budanmış kırgın gün&lt;br /&gt;kırık bir can / kuru bir su…&lt;br /&gt;kalbim ki; geçmiş zamanların&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;g&lt;br /&gt;ö&lt;br /&gt;ç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;y&lt;br /&gt;o&lt;br /&gt;l&lt;br /&gt;l&lt;br /&gt;a&lt;br /&gt;r&lt;br /&gt;ı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yapraklardan&lt;br /&gt;köklere yürüyen&lt;br /&gt;bir eski yağmur/&lt;br /&gt;tomurcukta büyüyen&lt;br /&gt;umut/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;unut/&lt;br /&gt;üzgün bir kuşun&lt;br /&gt;hüzünlü gözlerini/&lt;br /&gt;derin uçurumlarını&lt;br /&gt;belleğin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;budanmış kırgın gün&lt;br /&gt;kırık bir su /&lt;br /&gt;kuru bir can…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Mustafa KOÇ&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;mart 2008-sinop&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8465319757551778990-2296880797041075115?l=kocmustafa.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kocmustafa.blogspot.com/feeds/2296880797041075115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8465319757551778990&amp;postID=2296880797041075115&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2296880797041075115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8465319757551778990/posts/default/2296880797041075115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kocmustafa.blogspot.com/2008/04/bahede-budanm-krgn-gn-krk-bir-can-kuru_14.html' title=''/><author><name>mustafa koç</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02631630090449838091</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://3.bp.blogspot.com/_oKXVmk_AtK4/SRnc2OnTCuI/AAAAAAAAAQE/u96_yb5616o/S220/DSC04302.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
